“Kadın kokusu” tarihe mi karışıyor?

23 Şubat 2020

Al Pacino’nun meşhur filminden söz etmiyorum. Bugünkü konumuz, parfüm endüstrisindeki kadın/erkek parfümü ayrımının yok olmaya doğru gidişi...

“Hen” kelimesini daha önce duydunuz mu? İsveçlilerin 2012 yılında literatürüne giren bu kelime, cinsiyetler arasındaki ayrımı ortadan kaldırmak için kullanılıyor. Yani bir kadından söz ederken “O kadın”, bir erkekten söz ederken “O erkek” demiyorsunuz da, “O kişi” diyorsunuz kısaca. İsveçlilerin anaokullarında bile “Uyuyan Güzel”, “Kül Kedisi” tadında masallar tedavülden kalktı. Bu tarz masalların yerine cinsiyet ayırmayan “Kivi ve Canavar Köpek” ya da bebek bir timsahı evlat edinen iki zürafanın hikâyeleri okutuluyor. Kız çocuklarının kendi isteklerine göre arabayla, erkek çocukların bebekle oynamalarına karışılmamaya başlanmışken, “Hen”, tam da nokta atışı bir buluş olmuş. Gerçek şu ki, cinsiyetler arası ayrım yapılmayan bir döneme doğru yelken açmış bulunuyoruz.

Bir kadını parfümünden tanı

Parfüm sektörü de aynı rüzgârda ilerliyor. Zaman içinde kadınlar, kadın gibi (gül, yasemin); erkekler de erkek gibi (tütün, sandal ağacı) kokmayacak; artık herkes kendisi gibi, nasıl isterse öyle kokacak. “Bir kadını el yazısından değil, parfümünden tanırsınız” diyen ünlü modacı Christian Dior’un bu sözleri de tarihe karışacak gibi görünüyor. Aslında, istatistikler de böyle söylüyor: 2010 yılında piyasaya sürülen cinsiyetsiz parfümlerin tercih edilme oranı yüzde on yedi iken, geçen yıl bu oran yüzde elli bire çıkmış, hatta Gucci, Celine gibi firmalar da yatırımlarını bunun üzerine yapmaya başlamışlar.

Gül gibi kokan erkek

İngiliz parfüm markası Ormondo Jayne’in kurucusu Linda Pilkington, konuyla ilgili bir anısını şöyle anlatıyor: “Bir gün mağazamıza gelen bir erkek müşteri, notalarında gül olan bir parfüm seçti. Ertesi gün ise tekrar bize gelip parfümü değiştirmek istediğini, arkadaşlarının bunun kadın kokusu gibi koktuğunu söylediklerini anlattı. Ben de şöyle cevap verdim: Israrcıysanız elbette değiştirelim. Ancak koku gerçekten hoşunuza gittiyse neden kullanmaya devam etmiyorsunuz?”

Bir kadın veya bir erkek olarak nasıl davranmamız, ne söylememiz, ne şekilde giyinmemiz veya kokmamız hakkında geçmişten gelen bir sessiz kurallar silsilesi var; ama bunun yanında pazarlama araçlarının da üzerimizde büyük etkisi söz konusu. Düşünün ki güzellik normlarımızı bile Instagram’daki genel havaya göre belirliyoruz: “Şöyle dudak, şöyle yanak moda” diyerek… Halbuki çağ, kendin gibi olma, kendin gibi görünme, kendin gibi kokma çağı artık.

Yazının devamı...

Sevginin terazisi mi instoş?

16 Şubat 2020

“Sevgim sosyal medyayla ölçülmez!” Demet Akalın’ı Instagram’da takipten çıkaran Sıla, gazetecilere bu yanıtı verdi. Peki, ne olacak bu takibe takip stresinin sonu dersiniz?Benim Instagram sapıtmış. Bir sürü kişiyi takipten çıkarmış kendi kafasına göre tatlım ya. Çok pardon, inan fark etmedim!” cümlesi külliyen yalandır ve şu cümleyi kısa bir süre öncesine kadar o kadar çok kişiye kurdum ki! Instagram kendi kendine kimseyi takipten çıkarmıyor canlarım, fakat kendi kendine listenize birilerini ekleyebiliyor; çünkü insanlar takipçi satın alıyor. O beş yüz bin, bir milyonluk hesapların hepsi gerçek sanmıyorsunuzdur umarım. Neyse ki hayatımızın merkezine yerleşen “İnstoş” her derdimizin son derece farkında. “Gönderileri sessize al” butonunu uygulamaya ekledi, biz de takipten çıkarırsak başımıza dert açacak kişileri sessize aldık, öyle dut kurusu gibi bekletiyoruz kenarda. Bu arada elbet bizi de sessize alan vardır da nereden bileceğiz? Alsın varsın, canı sağ olsun.

DM’den yazıştık o kadar

Peki sevgimiz sosyal medyayla mı ölçülüyor artık? Yani olaylar şöyle mi gelişiyor: Takip edersek hoşlanıyoruz, like edersek uf baya seviyoruz, yorum yaparsak ohoo best friends forever, takipten çıkarırsak nefret ediyoruz, nokta net. Evet, bir bakıma süreç böyle işliyor, ancak bulanık bir alan mevcut. Bu eylemleri kimi zaman “Aman üzerime sıçramasın”, “Şunu like edeyim de aramız bozulmasın”, “Yorum yapayım da etkileşimim artsın” kafasıyla yapıyoruz. Bir bakıma “sanal sevgi besliyoruz” diyebiliriz lakin... Birini sosyal medyada beğenmekle gerçek hayatta beğenmek aynı kapıya çıkar arkadaşlar. Partnerinizin size “Seni gerçek hayatta aldatmadım ki, sadece DM’den yazıştık, o kadar” demesinin aldatma kapısına çıkması gibi. Sosyal medya, bizim bugünkü gerçekliğimizdir ve bu mecra üzerinden yaptığımız her eylemin gerçek hayatta bir karşılığı vardır.

“Beni neden takipten çıkardın?”

Yazının devamı...

Dile kolay 201 milyon takipçi

9 Şubat 2020

Kimin mi? Benim değil tabii ki. Cristiano Ronaldo’nun! Ne diyeyim, hayırlı olsun canım. Güle güle kullanVay, vay, vay! Ronaldo’nun takipçi sayısının, Instagram’ın kendi takipçi sayısına ulaşmasına az kalmış, ki bu sayı 330.6 milyon. Instagram, Ronaldo’ya altınlı, pırlantalı plaket mi gönderdi, ne yaptı bilemem ama bu mutlaka takdir edilmesi gereken bir olay. Ronaldo’yu 173 milyon takipçiyle izleyen Ariana Grande ve 170 milyon takipçili The Rock (Dwayne Johnson) bu konuyu hırs yapmadıysa ben de Şebnem değilim. Nasıl hırs yapmasınlar arkadaşlar. Instagram, fenomenler için tam bir para basma makinesi oldu. Millet takipçi kazanmak için çıldırıyor. E takipçi demek, marka iş birliği demek, o da gönderi başına çil çil para demek. Forbes dergisi açıklamış Ronaldo’nun gönderi başına aldığı parayı, bir milyon dolar. Vallahi yazarken yutkundum.

Nasıl takipçi kazandı?

Peki 34 yaşındaki Portekizli kardeşimiz Ronaldo, bunca takipçiyi nasıl kazandı? I-Phone çekilişi yaparak değil elbette. Gelin bir hesaplayalım. 18 yaşında Manchester United’a 16.3 milyon dolara transfer oldu Ronaldo. İngiltere’nin nüfusu kaç? 67 milyon. Bu cepte. Sonraki durağı Real Madrid idi. İspanya’nın nüfusu kaç? 47 milyon. Bu da cepte. Ronaldo şimdi İtalya’nın Juventus takımında oynuyor. İtalya’da kaç kişi yaşıyor? 60 milyon. Ekleyin şimdi hepsini birbirine, 174 milyon etti. E zaten tüm dünyada futbol denince zaman duruyor; bu rakamın çoğu zaten yıldız futbolcunun hanesine işlenmiştir. Düşünün ki 328 milyon nüfuslu Amerika’nın yüzde 61’i takip ediyor Ronaldo’yu. E futbolcumuz da Instagram dünyasını sevdiğinden pıt pıt post atıyor. O zaman normaldir 201 milyon takipçi.

Sevgilisi ne âlemde?

Yazının devamı...

Acil yardım butonu

2 Şubat 2020

Kullanıcılarını korumak için yeterince önlem almamakla eleştirilen çöpçatanlık uygulamaları harekete geçti; bundan sonraki buluşmalarda sıkı takibe alınacağınızdan haberiniz olsun Online tanışmaların mantığını bir türlü anlayamayan ve “Oğlum hırlı mıdır hırsız mıdır, tanımadığınız insanlarla buluşmaktan hiç mi korkunuz yok?” diye uyarıda bulunan büyüklerimizin yönelttiği şüpheler doğru çıkıyor diyebiliriz. Amerikan Tecavüz, Taciz ve Ensest Departmanı, kırk milyonun üzerinde vatandaşın online çöpçatanlık sitelerini kullandığını ve kimin ne kadar zarar gördüğünü net bir şekilde tespit edemediklerini duyurdu. Ve İngiltere polisinin 2018’de çöpçatanlık uygulamaları kaynaklı cinsel saldırıların dört yıl öncesine göre iki kat arttığını açıklamasının ardından çöpçatanlar harekete geçti ve ciddi önlemler aldı.



Gerçek zamanlı selfie
Listenin başında Tinder var elbette. Bu uygulamaya getirilecek güvenlik özellikleri arasında acil yardım butonu, konum izleme ve fotoğraf doğrulama bulunuyor. Yeni güncellemeyle kullanıcılar, biriyle buluşmadan önce o kişi hakkındaki bilgileri ve buluşma tarihini kaydedebilecek. Kullanıcılardan gerçek zamanlı selfielerini göndermeleri istenecek ve bu fotoğraflar yapay zeka tarafından kontrol edilecek. Bir tehlike anında ise kullanıcılar polisi durumlarından haberdar edebilecek ve yüksek bir doğruluk oranıyla konumlarını bildirebilecek. Bu güvenlik uygulamasının sahibi olan Match Group, yeni özelliklerin ilk olarak 28 Ocak’ta ABD’de devreye gireceğini duyurdu. Diğer ülkelerin akıbeti henüz kesin değil. Dünyada online çöpçatanlık sitelerini kullanım sırasını Çin, Amerika, İngiltere, Kanada, İspanya, Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya olarak verirsek, önümüzde uzun bir yol var diyebiliriz.

Yazının devamı...

Mesaj ifşa etme sanatı

26 Ocak 2020

Ünlülerin çapkınlık mesajları bir bir ifşa edilirken akla şu soru geliyor: “Hoşlandığımız kişiyle nasıl iletişime geçeceğiz? Güvercin uçurarak mı?”Âdettendir, hoşlandığımız çocuktan mesaj geldiği zaman ekran görüntüsünü alıp WhatsApp’taki kız gruplarımızla paylaşırız: “Ben ne cevap yazayım?”, “Bu ne demek istemiş tam olarak?”, “Hangi emoji uygun olur?” yolunda bitmek bilmez sorularımızı ortaya atar ve gelen yorumlar ışığında bir aksiyon alırız. Yani özelden atılan mesaj halka açılır, anonim olur, nesiller boyunca elden ele dolaşır gider. Bugün, bu köşenin konusu kötü niyetli mesajlar değil, safi çapkınlık mesajlarıdır canlarım.

Kişisel bilgi dolaşımı
Günümüz dünyasında hiçbir şey gizli değil. Kimlik numaramızdan kalp atışımıza, fotoğraflarımızdan ajandamıza her bilgi, birilerinin elinde. Hele telefon numaramız? Zıttırık Butik, Numan Döner, Kunter İnşaat’tan gelen, cinnet geçirme garantili, bitmek bilmez SMS’ler gökten inmiyor herhâlde! Korkunç bir kişisel bilgi dolaşımı var etrafta. Hâl böyleyken, DM’den atılan “Bu kadar güzel olmak zorunda mısın?” tadında mesajların ortalığa saçılmayacağını düşünmüyorsunuz umarım. Tamam, ünlüler de insan, birilerine yürüme özgürlükleri var ama onlar da bu kafalara gelmeli ki ertesi sabah manşette ifşa mesajlarını görüp şok olmasınlar. Millet boşuna Tinder kullanmıyor. “WhatsApp’tan, DM’den yazıp başkalarının telefonlarına meze olacağıma girerim mis gibi Tinder’a, sessiz sedasız takılırım” diyorlar.



Yazının devamı...

JLO’nun Oscar’ı başka bahara

19 Ocak 2020

Bu yılın en iyi film kategorisindeki Oscar adayları, erkek egemen yapımlardan seçilmiş. Bu konu en çok “Hustler” filmiyle Oscar hayali kuran JLO’nun canını acıtmış olsa gerek

Jennifer Lopez’in başrolünü oynadığı, Wall Street’de bir zamanlar striptiz yapan Ramona’nın (Samantha Barbash) gerçek hikâyesinden uyarlanan “Hustler” isimli film, eleştirmenlere göre JLO’ya Oscar adaylığı kesin getirecekti. Yani, en azından dedikodular bu yöndeydi. Hatta bir radyo programına katılan JLO, program sunucusunun, Oscar iddialarıyla ilgili sözleri üzerine göz yaşlarına boğulmuştu. Geçen hafta başı açıklanan Oscar adaylıklarında ise “Hustler”ın ismi bile geçmedi. Dedikoducular bu kez diyorlar ki, “Elli yaşındaki sanatçının tepesinden ateş çıkıyormuş, duruma feci içerlemiş!”

Aktris değil celebrity

2020 Oscar’larının en iyi film adayları geçen hafta başı açıklandı: “Once Upon a Time in Hollywood”, “Parasite”, “The Irishman”, “Jojo Rabbit”, “1917”, “Joker”, “Marriage Story”, “Little Women” ile “Ford v Ferrari”... Şu filmlerin içinden bir tek “Little Women”da kadın egemenliği var; hadi biraz da “Marriage Story” diyelim. Diğerleri âdeta testosteron deposu. Hâl böyleyken JLO’nun oynadığı “Hustler” güme gitmiş. “JLO bir aktrisden çok, bir celebrity” yorumları ayyuka çıkmış. Hatta film güme gitmekle kalmayıp filmin yapımcısı STX stüdyosuna kırk milyon dolarlık dava açmış gerçek Ramona (yani Samantha). Özetle bu yıl JLO için pek neşeli başlamamış.

Kadın sesi nerede?

“Oscar alacağım diye Leonardo di Caprio’nun bile saçları ağardı. Neden JLO Oscar’a bu kadar takık?” diye sormayın lütfen arkadaşlar. Oscar bu, ötesi yok! Tuhaf olan, Reese Witherspoon gibi isimler, kadın egemen yapımlar için dişini tırnağına takıp çalışırken, ortalık taciz davası kaynarken, tüm dünyadan yükselen bir kadın sesi varken, Akademi’nin bunu göz ardı etmesi. En azından şu adayların yarısını erkek, yarısını kadın egemen filmlerden seçin, değil mi sayın Akademi üyeleri? Bakınız, son dönemin hit dizisi, televizyon dünyasındaki tacizi anlatan, The Morning Show’un yaptığı sükseye? Bizim bu tarz işlere, bu tarz kadınlara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Yani, hakemin gözüne gözlük!

Son çırpınışlar

Yazının devamı...