Katliam ve siyasi okuma

Terör söz konusu ise, sokaktaki insanın “Bir sonraki ne zaman olur, kim yapar” gibi akıl yürütmelerinin hiç biri, hiç bir zaman işe yaramaz.

Bu gerçeğin en acı örneklerinden birini dün Ankara’da yaşadık milletçe.

Yabancı ajansların “Ankara’nın göbeğinde kaos” diye duyurduğu bir manzaraya uyandık.

Olayı duyar duymaz ben de Gar’a koşan gazetecilerden biriyim.

İlk gördüğüm, yaralıları barış sloganları yazılı pankartları sedye yaparak taşıyanlar yeterli olmayınca sırtlayıp ambulanslara götürenlerdi.

Üzerlerindeki giysilerde, konusu barış olan yasal bir mitinge katılma “cesaretini” gösterenlerin kanı, dokusu; yüzlerinde olayın dehşeti vardı.

Bütün renkleri bordoya dönüştüren bir tablonun içinden koşup koşup yanımdan geçiyorlardı.

Herhalde en unutulmayacak ses çocuklarını arayanların çığlığıdır dünkü gibi.

Çocuklarını, eşlerini, kardeşlerini...

Böyle bir ülkede yaşıyoruz işte.

“Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Türk bilim adamı Nobel’i aldı” diye başlayan cümleye sevinemeden, cumhuriyet tarihinin en kanlı terör olayıyla yıkılıyoruz.


Terör ligindeki Türkiye

Suruç’ta 34 gencin ölümüyle sonuçlanan saldırıyla birlikte terörün fail ve tarz değiştiren bir başka versiyonuyla tanışan Türkiye, dört aydır o günün tetiklediği bir şiddet ortamıyla sınanıyor.

Kuşku yok ki dün ülkeyi kalbinden vuran saldırıya ilişkin detaylar ortaya çıktıkça bu işin de içte ve dışta oluşturulan bir konsorsiyumun işi olduğu anlaşılacak.

İster üst akıl deyin, ister maşa deyin, ne derseniz deyin bu acıları yaşatanların marifetiyle terörle sınavında gitgide daha çok Ortadoğulaşan bir Türkiye manzarasıyla karşı karşıyayız.

Daha düne kadar İsrail-Filistin çatışmasında gördüğümüz canlı bomba eylemleri ya da Irak’ta ve şimdilerle Suriye’de yaşanan kanlı saldırılarla karşılaştırıldığında, Ortadoğu ligine düşmediği için rahat nefes alan Türkiye için çanlar çok acımasızca çalıyor.


Yapılması gerekenler

Bugün için yapılması gerekenler belli:

Kısır siyasi çekişmelerden süratle sıyrılmak ki hem Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun hem de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dünkü açıklamaları bu açıdan olumlu.

Saldırının arkasındakileri bütün şeffaflığı ile ortaya çıkarmak.

Yeni saldırıları önlemek için başta güvenlik bürokrasisi olmak üzere tüm birimleri firesiz, hatasız çalışır hale getirmek.

Ve 1 Kasım’daki seçimlerini yapamayan bir ülke haline düşmemek.

Tabi asıl sorumluluk hükümette.

Sonuçta yaşadığı kentin sokaklarında, metro istasyonunda ya da alışveriş merkezinde can güvenliği endişesi ile yürümek zorunda kalan sıradan vatandaş hükümete bakar.

Bütün kamuoyu araştırmaları gösterir ki güvenlik riskinin arttığı dönemler iktidar partisinin öyle ya da böyle oy kaybettiği dönemlerdir.


Hükümet: Tesadüf değil

Bu tarz büyük krizler iyi bir siyasi okuma ve soğukkanlı bir yönetimi zorunlu kılıyor.

Bu noktada genelde devlet aygıtının, özelde Davutoğlu başkanlığındaki hükümetin dünkü terör katliamının siyasi okumasını nasıl yaptığı önemli.

Hükümet cephesinde olayın zamanlaması üzerinde duruluyor.

Hükümet, saldırının, KCK’nın eylemsizlik kararını duyurduğu güne denk gelmesini tesadüf olarak görmüyor.

Devletin terörle mücadelede önemli aşama kaydettiği ve 1 ay öncesine göre seçimlere daha sükunet içerisinde yol aldığı bir dönemde yaşanan saldırı, hangi örgütten gelirse gelsin, “yeni bir krizle hükümeti karşı karşıya bırakma” stratejisinin sonucu olarak değerlendiriyor.

Şu anda Davutoğlu cephesinde bir kriz yönetimi söz konusu.

Sonuçları itibariyle şok edici bir tablo ortaya çıkaran dünkü saldırının, niteliği ve yapılış biçimiyle Suruç saldırısıyla benzerlikler taşıdığı net biçimde görülüyor.

Bu düşünce hükümet cephesinde de hakim.

Kaynaklar, kriminal incelemeler sonunda ortaya çıkacak tablonun, siyasi okumalarla ne kadar örtüştüğünün anlaşılacağını da ifade ediyor. Listenin başında IŞİD var.


Davutoğlu’nun istediği fotoğraf

Türkiye, eskiden bu yana söylenegelen “birlik ve beraberliğe” gerçekten ihtiyaç duyuyor.

Siyaset arenası, dünkü saldırıdan sonra 7’den 77’ye, her görüşten kan vermek için hastanelere koşan Ankaralılar’ın verdiği mesajı ne kadar alabilecek?

Bu noktada Başbakan Davutoğlu’nun Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi bir masa etrafında buluşmaya davet etmesi iyi niyetli bir adım.

Davutoğlu, bu daveti yaparken, “Bu zor zamanlarda milli bir duruş için ülkeyi yönetmeye talip liderler, vatandaşa bir arada bir görüntü verebilmeli” demiş.

Ancak Bahçeli’den gelen ret yanıtı ve HDP’nin bu fotoğrafta uzunca bir süre daha yer alamayacağı gerçeği asıl fotoğrafın oluşmasını engelliyor.