Avrasya başkenti İstanbul!

Seçici kurula İstanbul'u sunmak için kullanılan slogan çok dikkat çekici: "Güneş'in Avrupa ve Asya'da aynı anda doğduğu tek dünya şehri..."Aristo'nun ve onun devamı olarak Farabi'nin "dört temel unsur" fikrini İstanbul'un takdiminde kullanmaları da son derece parlak bir buluştur: "Toprak" Bizans ve Osmanlı'dan miras kalan tarihi eserlerdir; "su" Boğaz ve Haliç'tir; "hava" göklere yükselen minare ve çan kulelerinin temsil ettiği dini hoşgörüdür; "ateş" de modern sanatlar, gençlik, gelişim ve teknolojidir.Şimdi büyük bir hırsla, bir seferberlik ruhuyla İstanbul'u anlamına layık bir şekilde 2010 yılına hazırlamak gerekiyor. Bu milli bir iddiamızdır. İSTANBUL 2010 yılı için Avrupa Kültür Başkenti seçildi. Bu büyük başarıda imzaları bulunan Nuri Çolakoğlu, Egemen Bağış, Cengiz Aktar ve Nilgün Mirze ile emeği geçen herkesi kutluyorum. Tarihçi İlber Ortaylı CNN Türk'teki 'Editör' programında Gürkan Zengin'e diyor ki:"2010 yılında İstanbul'un bugünkü Süleymaniye semtiyle insanların önüne çıkamayacağı açıktır; halledilmesi lazım. Piyale Paşa Camii'nin etrafındaki manzarayla 2010'da kültür başkenti olamayız, çünkü çok az milletin Piyale Paşa Camii gibi bir eseri vardır, bu şekilde harap bırakamazsınız..."Bizans'tan ve Osmanlı'dan bu tür örnekleri sayan Ortaylı, hepimizi uyarıyor:"Böyle estetikten, tarih bilgisinden, zevkten yoksun, kadir bilmez bir halde devam edemeyiz."Kaynak, organizasyon, çok güçlü tarih bilgisi, birbiriyle uyumlu yüzlerce proje, ulaşım, ikamet, tanıtım, on milyon turist... Muazzam iş!Başbakan Erdoğan, tarihe birkaç büyük imza atmak istiyorsa, bunlarından biri mutlaka "Avrupa Başkenti İstanbul"u bu düzeyde gerçekleştirmek olmalıdır. Muazzam iş! İstanbul'un seçilmesinde "Avrupa" ve "Asya" kavramlarıyla "dört unsur" biçiminde anlatılan kültürel miras zenginliğinin rolü büyüktür. Bu zenginliği uzun süre Batılılar "Barbar Türk" diye inkâr etti! Biz kendimiz de yanlış ve 'oryantalist' bir 'çağdaşlaşma' anlayışıyla aynı inkârcılığı yaptık!Şimdi ise Batı'da da bizde de 'kültürel zenginlik' fikri gelişiyor. İşte artık Bizans ve Osmanlı miraslarına sahip çıkıyoruz.Yunanlı saygın tarihçi Elizabeth Zachariadou'nun "Osmanlı Beyliği: 1300-1389" adlı kitabında, tarihçi Michel Balivet Osmanlıların gayrimüslimleri "en iyi bir şekilde yönettiğini" belirtiyor, Müslim ve gayrimüslim âlimler ve düşünürler arasındaki hoşgörü ve diyaloğu anlatıyor. (1)Yeni tarih anlayışına başka bir örnek; Denis Hay, Rönesans'ın başlamasında büyük rolü olan 'politeist' filozof Gemistus Plethon'un Bizans'taki ağır baskılardan kaçarak Osmanlı'ya sığındığına, felsefi çalışmalarını Sultan II. Murad'ın sarayında sürdürdüğüne dikkat çekiyor.(2)Tarih şahittir ki; gelişme dönemleriyle hoşgörü ve açık fikirlilik arasında; gerileme ile de dar kafalılık ve içe kapanma arasında birebir ilişki vardır!"Avrasya" ve "kültür başkenti" terimlerinin içerdiği anlamları hak etmiş olan İstanbul, barındırdığı zengin kültür mirasıyla bizim yeni iddiamızın, yeni hırsımızın, yeni ufkumuzun çok güzel bir simgesidir. Yine başaracağız, inanıyorum...1) Tarih Vakfı Yayınları, 1997.2) Europe in the Fourteenth and Fiveteenth Centuries, sf. 271. t.akyol@milliyet.com.tr İmparatorluk mirası