'Soykırım' sorunu

'Soykırım' sorunu

     BAŞBAKANLIK Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı Necati Aktaş, "işte" diyor, "yedi cilt belge, 3 bin sayfa..."
     
1890'dan 1922'ye kadar, "Ermeni Mezalimi"yle ilgili arşiv begeleri... İngilizce özetleriyle...
       Bilhassa Birinci Cihan Savaşı'nda da Rus ordusuyla hareket eden Ermeni birliklerinin katliamları bu belgelerde...
       Kaç Müslüman öldürülmüş? Necati Aktaş'ın cevabı:
     - Kafkasya'yı da kattığımızda, Ermeni saldırılarında öldürülen Müslüman sayısı 1 milyonu aşıyor... Günleriyle, kent, köy, mezra ve kişi adlarıyla hepsi bu belgelerde...
       Mesela, Rus Kızılhaç'ından hemşire Tatyana Karameli, gördüklerini yazmış:
     - Benim (İspir'de) yetimhanemdeki (Türk) çocuklarımdan bir kısmı harçerlenip öldürülmüş, bir kısmı kanlar içinde feryad ediyor... Ermeniler Bayburt'ta buldukları erkek, kadın ve çocuğu vahşi şekilde öldürmüşler, kuyu bulanan evlerde kuyuya atmışlardı..."(1)

     'SOYKIRIM' propagandası, bu gerçekleri gözardı ederek, tek taraflı bir 'katliam' tablosu çizer. Dahası, Türk hükümetinin emriyle, iki üç yıl içinde 1.5 milyon Ermeninin öldürüldüğünü iddia eder!
       Peki, belge?!
       Taner Akçam'a göre, Türkiye resmi kararla 'soykırım' yapmış ama "katliam kararlarını sözlü olarak aldığı" için belge bırakmamış!(2)
       Ciddi tarihçilik böylesine kapsamlı ve karmaşık (kompleks) bir olayda, "sözlü kararlar"dan dem vurmak için de belgeye dayanmak gerektiğini bilir. Devrin bakanları, askerleri, taşrada binlerce subay ve memur... Nasıl da gizlemişler?! Halbuki Nazilerin Yahudi soykırımının binlerce resmi ve her kademede belgeleri vardır; başka türlü yapılamaz zaten!
     "Belgesiz" konuşulamayacağını bilen tarihçiler, Osmanlı arşivinde katliam emirlerinin bulunduğunu, ama arşivlerin kapalı olduğunu söylemişlerdi.
       İşte, arşivlerimiz 1985'ten beri açık! Konuyu sorduğumda Aktaş şunları söyledi:
     - Hatta Ara Sarasyan ve Aram Arkun adlı iki Ermeni tarihçi 'soykırım araştırması yapıyoruz' diyerek bizden izin istedi, verdik, aylarca arşivde çalıştılar, bir hükümet emri bulamadıklarını söylediler.
       Zaten Bernard Lewis, Standford Shaw, Haeth Lowry gibi uzman tarihçiler de "soykırım" iddiasını reddediyorlar.

     ZİYA Gökalp doğruyu söylemiştir: "Kıtal değil, mukatele oldu"!
     
İngiliz işgal kuvvetlerinin süngüleri arasında "Nemrut Mustafa Divan - ı Harbi"nde yargılanan Gökalp'in 17 Mayıs 1919 günlü duruşmada söylediği şudur:
     "Milletime iftira etmeyiniz. Türkiye'de bir Ermeni kırımı değil, bir Türk - Ermeni vuruşması vardır. Bizi arkadan vurdular, biz de vurduk."(3)
       Osmanlı Genelkurmayı'nın yayınladığı belgeler gösteriyor ki, Amerikan - Ermeni kaynakları bile, daha Eylül 1914'te "120 bini aşkın Ermeni gönüllünün Rus ordusuyla birlikte Türkiye'ye karşı savaşmakta olduğunu" belirtmiştir.(4)
       Rus ordusu, Ermenilerin uyguladığı katliamlarla Van'a girerken, Doğu illerimizde silahlı Ermeni isyanları çıkmış, kilise ve Ermeni okullarının cephanelik haline getirildiği görülmüştür.
       Bölge komutanı Ali İhsan Sabis Paşa, Türk ordusunun bir yandan Rus - Ermeni ordusuna, öbür yandan içerdeki bu silahlı Ermeni birliklerine karşı savaşırken, "günlük sarfiyatının beşte biri kadar" bir tayınla, yarı aç, yarı tok ülkesini savunduğunu anlatır!(5)

     BU durumda hükümet 27 Mayıs 1915'te "tehcir" yani Ermenilerin sınırdan uzak yerlere zorla 'göç' ettirilmesi kararını almıştır.
       Göç sırasında aç, bitkin, bakımsız binlerce Ermeni kadın, çocuk, erkek ölmüştür. Ermeni mezaliminin hatıralarıyla, kiliselerde ele geçirilen cephane ve silahların öfkesiyle birçok yerde Ermeniler halkın saldırısına uğramışlardır.
       Ermenilerin ızdırabını anlayışla karşılamamız lazım. Fakat bu bir "kıtal" değil, "mukatele" (karşılıklı kıtalleşme) olayıdır. Aynı facialara, kat kat fazlasıyla Türkler de maruz kalmışlardır.
       Fransız Meclisi'nin 'karar'ındaki gibi bir "sistematik ve organize soykırım" siyaseti kesinlikle söz konusu değildir.
       Aksine, hükümet, tehcir sırasındaki kötü işlemlerden dolayı 1400 kadar soruşturma bile açmıştır.
       Hatta, hükümet, tehcir edilen Ermenilerin savaştan sonra geri dönmelerini planlamakta, bunun için mal ve mülklerini koruma altına almakta, düzenlemeler yapıp organizasyonlar kurmaktadır. Araştırmacı İ. Ethem Atnur'un belirttiği gibi:
     "O kargaşa ve müthiş ekonomik sıkıntılar içerisinde bu faaliyetleri en az hatalı bir şekilde icra etmek her devletin harcı olmasa gerektir... Halbuki bugün bile Yunan ve Bulgar hükümetleri, el koydukları Türk mallarını bir daha geri vermemektedir..."(6)
       Artık tarihi tarihçilere bırakıp Kafkasya'da Türk - Ermeni dostluğuna zemin hazırlamak gerekirken, şovenizmin bu yeni tahrikine Fransız Meclisi'nin uyması, Kafkasya'da barışı sabote etmiştir!

       -----------------
       1) Cilt I, sf. 321 - 332.
       2) T. Akçam, Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu, sf. 119.
       3) Bilal Şimşir, Malta Sürgünleri, sf. 83.
       4) A. Yaman, Ermeni Meselesi, sf. 215.
       5) Harp Hatıralarım, II, sf. 224 - 225.
       6) Toplumsal Tarih, III, Sy. 9, sf. 45 - 48.


Yazara E-Posta: T.Akyol@milliyet.com.tr