Uzaktan eğitim için tek kriter teknoloji mi? Geleceğin rekabetçi dünyasına hazırlık için eğitime bakış açımız nasıl olmalı ?

1 Haziran 2020

Çocuklarımızın hayata hazırlanmasında aile içinde verdiğimiz eğitim, arkadaş seçimleri ve okul tercihlerinin çok önemli etkileri olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Okul sadece derslerin öğrenildiği bir binadan ibaret değil. Okul, öğretmenleri, kendi eğitim sistemi, kültürel kodları, ders dışı müzik, spor, kültürel aktiviteleri ve arkadaş ilişkileri ile çocuklarımızı birçok açıdan kültürel olarak hayata hazırlayan en önemli aktör. Bu açıdan bakınca çocuklarımızın kişiliklerine uygun bir okul tercihi yapmak için herkes kendi imkanları dahilinde ve hayat görüşü çerçevesinde en iyi tercihi yapmaya çalışıyor.

Covid19 sonrası okulların tatil edilmesi ile senelerdir devam eden tercih yöntemlerine yeni bir kriter daha eklendi. Okulların uzaktan eğitim konusundaki yetkinliği.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın okulların devam etmeyeceğine karar vermesi ile tüm velilerin ve öğrencilerin kafasında yeni okul döneminin nasıl olacağı ve devam etmekte oldukları okulun altyapısının uzaktan eğitim için yeterli olup olmadığı sorularının oluştuğunu sosyal medya paylaşımlarından takip ediyoruz.

Corona etkisi ile Mart ayında okulların tatil olması ile geçen yaklaşık 10 haftalık dönemde özellikle ilkokul seviyesinde eğitimin online olarak devam etmesinin çocukların konsantrasyonu açısından çok büyük zorlukları olduğunu hep beraber gözlemledik. Her ne kadar orta okul ve lise seviyesinde eğitim öğrencilerin konsantrasyonu açısından daha az sıkıntılı devam etmiş olsa da, bu öğrenci grubu için de özellikle grup çalışmaları, deney, laboratuvar ortamı çalışmaları ve spor gibi konularda gelişim açısından sıkıntılı bir durum olduğu aşikar.

Altyapı konusu çözülse bile 6 ile 17 yaş grubu öğrencilerin okulda eğitim dışı arkadaşları, öğretmeleri ile olan ilişkileri ile kazandıkları sosyal davranış kodlarına yönelik gelişimleri, spor  ve özellikle takım sporlarının gelişimi kısaca toplum içinde yaşama kültürünü kazanma konusunda eksikler olacağı kaçınılmaz.

Ayrıca özel okulların kendilerine göre uyguladıkları uzaktan eğitim sistemleri velilerin kafasını karıştıryor. Çocuklar fiziksel olarak okula gittiklerinde saat 8 ile 15 arasında birçok farklı konuda eğitim alırken, online eğitim tarafında okuldan okula farklılık göstermekle beraber günde toplam sadece 2 veya 3 saat uzaktan eğitim olarak yapılan derslerin çocuklar için ne ölçüde yeterli olacağı konusunda velilerde ciddi endişeler oluşmuş durumda.

Bir grup bilim insanının Eylül ayında grip sezonunun başlayacak olması nedeniyle Covid19’da ikinci bir dalganın beklendiğini açıklaması ve bu riskin okulların açılacağı döneme denk geliyor olması, velilerin bu endişesini daha da artırıyor. 

Veliler açısından durum böyle iken okullar ve okul sahipleri açısından durumu merak ettim. Bu konuda görüşlerini almak için genç yaşına rağmen Nişantaşı Üniversitesi’ni ağabeyi ile kurduktan sonra eğitim konusunda kendi yolunda ilerlemeye karar vermiş, sektörün yeniliklerini yakından takip eden eğitimci, Tedx konuşmalarında tanışıp arkadaşlığımızı ilerlettiğimiz Biltes Kolejlerinin kurucusu Can Uysal’ın düşüncelerini sizlerle paylaşıyorum.

Yazının devamı...

Doğru Zaman Doğru Uygulama

22 Mayıs 2020

İş hayatında başarılı olmak için sadece doğru iş modelini bulmak veya doğru fikri düşünmek yeterli olmaz, bu fikri hayata geçirmek için doğru takıma sahip olmak, gerekli yatırım için kaynak bulmak kadar pazarın bu fikre hazır olması gereklidir. Ayrıca bu fikir, ürün veya hizmetin pazardaki yenilikleri takip eden fikir önderleri tarafından sahiplenip, onların bu fikri yayması bir o kadar önem taşır. Doğru zamanlama yukarda belirtiğim koşullar kadar önemlidir.

Napster uygulamasını hatırlayanız olacaktır, Spotify’ın öncüsü idi. ICQ uygulamasını da MSN Messenger, Yahoo Messenger ve Facebook’un atası olarak düşünebiliriz. Napster zamanın çok ilerisinde olmasına rağmen o dönem telif hakları konusunu çözemediği için başarılı olamamıştı. 1999 da “Bedava Müzik” mantığı ile yola çıkarak neden sadece 2 şarkıyı dinleyeceksem tüm CD’yi almayalım fikrini ortaya Napster atmıştır. 2001’de 26.4 Milyon kayıtlı kullanıcıya ve 80 Milyon dinleyen kişiye ulaşmıştı. Ancak o zamanın müzik yapımcıları/stüdyoları açtıkları telif hakkı davasını kazanarak Napster’ı bitirdiler.

ICQ ( I Seek You- Seni Arıyorum) gerçek zamanlı sohbet platformu olarak 1996’da İsrail’de geliştirilmişti. Napster’dan farklı olarak ilk yıllarında başarılı olmuştu. Ancak zamanla tüketici ihtiyaçlarına yönelik doğru ürün geliştirmelerini yapamadığı için MSN Messenger’ın gerisinde kaldı. 1998’de AOL (America On Line) tarafından satın alındıktan sonra eski dinamizmini kaybetti.  En son AOL tarafından 2010 yılında Rus uygulama geliştirici Mail.Ru grup tarafından satın alındı. Eğer ihtiyaçları ve gelişmeleri doğru analiz edebilselerdi belki bugün Faceboo’un yerinde olabilirdi.

Yaşadığımız bu dönemde evlerde geçirdiğimiz zamanın artması ile sosyal medya tüketimi hiç olmadığı kadar yükseldi. Amerika ve İngiltere’de sosyal medya platformlarının kullanım oranları yüzde 48 oranında artmış durumda. Covid19’la birlikte yeni platformların dönemi de başladı.

House Party platformu/uygulaması 2016’da başlamış olmasına rağmen son iki aydır hiç olmadığı kadar popüler. Esasında House Party’yi yaratan ekip daha öncesinde 2015 yılında canlı yayın platformu olan Meerkat’i yapmıştı. Meerkat, rakibi Periscope karşısında başarısız olmuş ve 2019 yılında Fortnite oyununu yapan Epic games tarafından satın alınmıştı.

House Party uygulaması da çok başarılı bir başlangıç yapmamıştı. Pandemi’den önce Apple Store’da popülerlik sırasında Hindistan’da 1.450’inci sıradaydı. Şu anda App Store ve Google Play’de 1 numara. İngiltere’de en popüler uygulama olarak Zoom’u geride bırakmış durumda. Peki bu başarının arkasında ne var? İki ayda ne oldu? Öncelikle sosyal medyanın öncü kullanıcı grubundan kabul gördü.  Evde sosyalleşmek için diğer tüm video görüşme uygulamalarından daha keyifli çözümlere sahipti. “Video Sohbet Odaları” sosyalleşmek için sanal dünyada doğal bir ortam sağlıyor. Bu odaların içinde arkadaşlarınızla oyun oynayabiliyorsunuz, arkadaşlarınız kilitli odalarda değilse istediğiniz gibi sohbet yapabiliyorsunuz, üstüne üstlük House Party birden fazla kişi ile sohbeti görüntü ve ses kalitesi olarak en iyi sağlayan altyapıya sahip. Böylece evde sosyalleşme ihtiyacına en iyi çözüm üreten uygulamaların başında geliyor. Peki esas soru salgın dönemi sonrası ne olacak? Geleceğin Facebook’u veya Spotify’i olmak için neler yapması lazım? Doğru zamanda doğru uygulama olmasının avantajını taşıyabilecek mi yoksa ICQ yada Napster gibi mi olacak?

House Party eğer salgın sonrası dönemde devamlılık sağlayacaksa bir şansı online tanışma ve flört platformları olan Tinder, Bumble, Happn, Grindr ve Hinge gibi bir açılım yapması olabilir. Bundan 10-15 yıl önce sosyal medya üstünden tanışıp arkadaşlık etmeye başlamak kimsenin aklından geçmez iken şimdi Z kuşağı ile birlikte eski tanışma yöntemleri ortadan kalkmaya başlamış durumda. 1989 ve sonrası doğanları için sosyal medya üstünden arkadaşlık kurmak çok doğal bir süreç haline geldi. Bu alışkanlık House Party için salgın sonrası yeni bir fırsata dönüşebilir.

2019’da Amerika’da çöpçatanlık ve tanışma uygulamalarının reklam ve abonelik gelirleri 2.05 milyar dolardı. Burada ilk sırada olan platform Tinder’ın reklam ve abonelik geliri 1,2 milyar dolar. Tinder yeni sosyalleşme trendinin “Video Sohbetleri” olduğunu görerek 6 Mayıs’ta yeni “Video Sohbet” uygulamasını devreye aldığını duyurdu. House Party bu kapsamda çok daha iyi bir teknolojik altyapıya sahip olduğu için rahatlıkla bu konuda bir açılım yapabilir.

Yazının devamı...

Post Covid “Test Et” ve Pazarla!

13 Mayıs 2020

Pazarlamacılar için, Covid19 etkisi sebebiyle artan işsizlik, azalan gelirler ile düşen harcama eğilimleri sonucunda yeni dönemde efektif bütçe kullanımı ile doğru kitleye erişerek büyüme hedeflerine ulaşmak hiç olmadığı kadar önemli bir hale gelecek. Covid19 öncesi de pazarlama yöneticileri için en önemli konu karlı büyümekti. Şimdi artık kısılan bütçeler ve tüketicilerin dijitalde neredeyse yüzde yüz artan içerik tüketimleri ile kalabalıktan sıyrılıp doğru hedef kitlenin günlük akışı içinde onların hayatlarına entegre olmak çok daha zor bir hale geldi.  

Karantina koşulları kaldırıldıktan sonraki iki ay baz alınarak yapılan farklı anketlere katılanların yaklaşık yüzde 87’si en az 6 ay daha fuar, konser, maç vb. büyük organizasyonlara katılmayacağını, yüzde 85’i en azından tedavini sürecini hızlandıran bir çözüm bulunana kadar (aşı değil ilaç) uçağa zorunlu olmadıkça binmeyi düşünmediğini, aynı şekilde ilaç bulunana kadar yüzde 71’i restorana gitmeyi düşünmediğini belirtiyor. Bu insanların çoğunluğunun karantina koşulları kaldırıldıktan sonra dahi sosyal mesafeyi korumaya devam edeceğini ve mümkün olduğunca zamanlarının çoğunu mecburen işte ve iş dışında oldukları zamanda ağırlıklı olarak evlerinde geçirmeye devam edeceğini gösteriyor.

Türkler olarak çoğunluğumuz açık hava seviyor olsak bile sosyalleşme mekanı olarak alışveriş merkezlerini tercih ediyoruz. Karantina koşulları kalktıktan sonra AVM’lerde uygulanacak çeşitli koruma amaçlı kısıtlamalar nedeni ile bir süre daha sinema ve benzeri aktivitelerin devreye girmesi zaman alacak gibi duruyor.

Bu durumda markalar müşterileriyle temasta kalmak için onların yeni alışkanlıklarına yönelik aktif stratejiler geliştirmek zorunda olduğunu daha önceki yazımlarımda farklı konular içinde incelemiştim. Covid19 sırasında televizyon mecrası reklam pazar payını korudu. Ancak açık hava ve sinema gibi son 3-4 senedir büyüyen mecraların Pazar payları karantina döneminde dijital mecralara kaydı.  Covid19 sonrası dönemde değişen tüketici davranış değişikleri sebebiyle dijital mecralar diğer mecralardan pay almayı artırarak devam edecekler.

Peki “Büyüme Odaklı” pazarlama ne demektir? Literatürde pazarlama yöneticileri bunu nasıl tanımlar? Kriz zamanları bütçe kontrollerinin devrede olduğu bir dönemde “Büyüme Odaklı” pazarlama yapmak mümkün müdür?

Pazarlama yöneticilerinden “Büyüme Odaklama” hedeflerini sıralamaları istendiğinde ilk 5 hedefleri şu şekilde oluşmuş; 1. Satış Cirosu 2. Marka Bilinirliği 3. ROI Yatırım Geri Dönüş oranı 4. Müşteriyi Elde tutmak ve cüzdan payını artırmak 5. Müşteri sayısını artırmak

Farklı pazarlardan gerek ajans gerekse müşteri tarafında pazarlamacı yöneticileri “Büyüme Odaklı” pazarlamayı aşağıdaki tanımlarla ifade ediyorlar:

 

Yazının devamı...

Pazarlamada Yapay Zeka!

4 Mayıs 2020

Yeni düzende  yapay zekanın pazarlama uygulamalarını çok daha fazla göreceğiz, peki yapay zeka bugün nasıl kullanılıyor ? Fark yaratan güzel örnekler…

Yapay zeka konusu son 10 senedir çok daha fazla gündemde olsa da yapay zeka fikrinin başlangıcı 1945’lere dayanıyor. Vanneavar Bush, 1945 As We May Think adlı çalışmasında insan gibi düşünmeyi öğrenebilen makineler teorisini ortaya koyuyor. 1950’de Alan Turing makinelerin insanları taklit ederek öğrenebileceği tezini yazdığı makalesinde insan gibi satranç oynayabilecek bilgisayarlara örnek veriyor.

Aradan geçen yaklaşık 75 senede bugünün yapay zekası olarak adlandırdığımız makineler esasta algoritmalar yani basit olarak insan tarafından yazılmış kodların makinelere öğretmek için kullanıldığı yapılar olarak tanımlanabilir. Bugün için baktığımızda 6 farklı seviyede yapay zeka olduğunu görüyoruz. Bu yazımda ağırlıklı olarak pazarlama sektöründe yapay zekanın kullanım örneklerine bakacağımız için kodlarla makinelere öğretme modellerini mercek altına alıyor olacağız. Bu yapıların ağırlıklı olarak insan davranışlarını taklit edecek şekilde kodlarla makinelere belli fonksiyonları insanlar yerine yapabilecek şekilde öğretmeyi hedeflediğini görüyoruz. Yani filmlerde izlediğimiz, yapay zekanın kontrolü ele geçirerek insan ırkını yok etmeye çalışabileceği noktadan çok uzağız. Ancak makineler ile insanın birlikte çalışması sonucunda, çok daha verimli ve yaratıcı sonuçları bundan 10 sene önce hayal edebileceğimizden çok daha hızlı alabileceğimiz bir dönemin içindeyiz.

Pazarlama alanında yapay zekanın kullanıldığı alanları 5 başlık altında toparlayabiliriz:

Müşteri Segmentasyonu:

Algoritmalar ve makine öğrenme yöntemi ile insanların sosyal medya ve diğer ürünleri kullanma şekilleri incelenerek tavsiye modelleri oluşturmak yapay zekanın günümüzde en yaygın kullanıldığı alanlardan biri. Bunu en uzun zamandır kullanan markalardan biri Amazon. Amazon’da “X ürünü alanların yüzde 98’i Y ürünü aldı” tavsiyesi en bilinen uygulamalar arasında. Ayrıca NetFlix’in tavsiye yapay zekası “bu filmi izleyenlerin yüzde 95’i bu filmi de izledi” popüler pazarlama yapay zeka kullanımlarından biri.

Esasta pazarlama jargonu ile burada yapılan “Tahmini Pazarlama Analizi” (Predictive Marketing Analysis) yani elde olan verilerin analiz edilip incelenmesi ve modelleme (modeling), makine öğrenimi (machine learning) ve veri madenciligi (data mining) gibi teknikler ile birlikte kullanılarak gelecege dair ya da bilinemeyecek bir veriye ve/veya sonuca yönelik bilinçli bir tahmin yapılmasıdır. Bu tekniğin algoritmalar kullanılarak hayata geçirilmesi sosyal medyada Instagram, Facebook benzeri mecralarda insanların yaşam akışlarına entegre olarak onların günlük aktiviteleri içinde onlara uygun teklifleri hissetirmeden doğru hedef kitleye, doğru zamanda ve en doğru şekilde sunmayı mümkün kılıyor.

Reklam Hedefleme:

Yazının devamı...

Havacılık sektörü ve Covid-19 Sendromu

27 Nisan 2020

Çin’de resmi olarak korona virüsünün ortaya çıkmasından 4 ay sonra dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 91’ini temsil eden ülkeler seyahete sınırlarını kapamış durumda. Bu durumdan en fazla etkilenen sektör doğası gereği havacılık sektörü oldu.

Dünya havacılık sektörü tarihinin en büyük krizini yaşıyor! Nisan 2019 ile mukayese edildiğinde Nisan 2020’de dünya uçak kapasite kullanımı yüzde 70 ile 80 oranında aşağıda yani havacılık sektörü an itibarıyla 314 Milyar dolarlık bir kayıp yaşamakta. Bunun sebebi ise korona virüsün havacılığa ağır etkilerinin en az 6 ay gibi uzun bir süre olmasından kaynaklı. Sadece ikinci çeyrekte dünya genelinde toplam nakit kayıplar 61 Milyar dolar. Nakit akışı havayolları için hayati önem taşımakta. Havayolu sektörü çok yüksek seviyelerde sabit giderleri (high fix cost ratio) olduğu için likiditenin de bir o kadar önemi var. Bu krizin şimdiye kadar olan küresel krizlerden en büyük farkı / ‘alameti farikası’ krizin dünya geneline yayılması malesef senkron bir şekilde olmaması, yani her bölgeye çok farklı zamanlarda yayılması. Dolayısıyla yoğunluklu olarak 1. çeyrekte Çinde yaşanan kriz 2. çeyrekte ABD’de yaşanmakta ve 3. çeyrektede Afrika, Latin Amerika vs bölgelerde yaşanıyor olması ‘handicap’ sürecini oldukça uzatıyor.

Tedirginlik ve korkunun etkisinin devam edeceğini son yapılan pazar araştırmaları ortaya koyuyor. Ernst & Young 4859 kişi ile 5 ülkede yaptığı son online pazar araştırması anketine katılanların yüzde 42’si alışveriş alışkanlıklarının salgın tamamen bitinciye kadar değişeceğini söylüyor. Bunların yüzde 34’ü artık sadece yerli üretim ürünler alacağını, yüzde 25’i markalı ürünlere duyduğu güven nedeni ile daha pahalı olsa bile markalı güvendiği ürünleri tercih edeceğini belirtiyor. Ankete katılanların yüzde 27’si önümüzdeki dönemde harcamalarını yüzde 30-35 oranında azaltacağını, yüzde 35 tedbirli harcayacağını, yüzde 26 sı salgın öncesi gibi harcamalarını devam ettireceğini yüzde 11 ise ucuzlayan ürünler nedeni ile alım fırsatlarını değerlendirebileceğini paylamış.

Türkiye’de Twentify’ın 17 Nisan tarihli 1000 kişinin katıldığı araştırma sonuçları ulaşım harcamlarında bu sene yüzde 39 düşüş ve tatil harcamalarında yüzde 57 bir azama olacağını ortaya koyuyor.

Seyahat ekosistemi (havayolu, ulaşım kanalları, turizm, acenteler) en iyi ihtimal ile 6 ay boyunca 75% ile 90%’a varan gelir kayıpları tahmin ediliyor.
 

Salgın sürecinde sektörde neler olacak ve sektörün bu krizin etkilerin nasıl çıkacağını iyimser ve kötümser olmak üzere birçok teori var. İyimserler krizin 2021 gibi biteceğini daha olumsuz olacağını düşünenler ise toparlanmanın 2022’de başlayacağını söylüyor.

Yazının devamı...

Google, Amazon ve E-perakende ve Corona sonrası E-ihracat

17 Nisan 2020

Bu hafta yeni teknolojilerden ziyade Corona etkisi ile artan e-ticaretin perakendecilerin illetişim stratejilerine etkisi ile 2019 yılında kullanımı artan ve 2020’de perakendeciler arasında daha çok rekabette sahne olacak Google’ın reklam ve satış araçlarını analiz edeceğiz.

2019’da perakendecilere yönelik Google’ın uygulamaları olan Google Ads ve Google Shopping artık olgunluk dönemime ulaştı. Amazon’un hem perakendeciler için bir pazar yeri altyapısı sağlayıcısı olması, hem de kendi bir perakendeci olarak müşterileri ile Google’ın bu reklam alanları için reklam verme konusunda rakip olması bugüne kadar alışık olmadığımız değişik tarzda dinamik ve kısmen kendi içinde tezat bir durum ortaya çıkarıyor. Amazon son senelerde kendi platformunda sattığı reklam yerlerinin yanı sıra Google’a rakip olması ile beraber yoğun olarak Google reklam alanlarını kullanması bu tezatlığı daha da renkli bir hale getiriyor.

2019’da dünya genelinde  perakendeciler, stratejilerinde kalabalık SERP alanından kendilerine yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalıştılar.  SERP basitçe, arama motoru sonuç sayfası anlamına gelir. Google'da herhangi bir kelimeyi arattığınızda karşınıza gelen sayfaya verilen isimdir.

Web sayfası sahibi için önemli olan SERP ve SEO arasındaki şöyle bir ilişkidir: Kullanıcılar herhangi bir  arama yaptıklarında bahsettiğimiz SERP sayfasına gelmektedir, web site sahipleri markalar için  ise, ilgili anahtar kelime sonuçlarında SERP’de üst sırada yer alarak kullanıcıların tercihlerinde ön plana çıkmayı  sağlamak ana hedeflerdendir. Bu nedenle yapılan SEO çalışmalarının temelinde SERP algoritmasına uygun yöntemler kullanarak arama sonuçlarında bu sayfalar ile eşleşmeye çalışmak önemlidir

Google’ın yenilenmiş uygulaması “Discovery Ads” ve “Shoppig Ad” sayfalarının yeni özellikler kazanması, YouTube ve  “Image Search” yani imaj üstünden arama yapabilme yetkinlikleri perakende firmalarına reklam ve satış konusunda yeni alanlar açarak onların daha geniş hedef kitlere daha yaratıcı ve tüketici dostu uygulamalar ile ulaşmalarında büyük katkı sağladı.

Google’ın arama kelimesi satış modeli olan, organik arama dışında kalan reklam alanında olan “Paid Search” aynı zamanda “Text Ads” olarak bilinen reklam alanları da artık reklam alanı gibi gözükmeyecek şekilde görsel olarak 2019’da yenilendi. Bu reklam alanları da artık daha fazla organik arama sonuçlarında çıkan sıralamalar gibi gözükmekte ve ayrıştırma sadece küçük bir “Ad” ikonu ile yapılmaktadır. Bunun sonucu olarak “click” ya da tıklama oranları arttığından perakendeciler için ROAS (harcanan reklam bedelinin geri dönüşü) artmış oldu. Hem de azalan reklam spotları nedeni ile artan maliyetle rağmen sonuçlar daha verimli hale geldi.

Perakendecilerin dünya genelinde özellikle Amerika’da bu verimliği yakalamasının nedenleri arasında:

 

Yazının devamı...

Dijitalleşme ile yaratıcı sanat, sanal galerileri ve sanatta dijital pazarlama

10 Nisan 2020

Evlerimizde kapalı kaldığımız 3 hafta sonunda hayatımızı daha fazla internet ve mobil telefonlar üzerinde geçirmeye başladık. Birçok işimizi internet üzerinde, eskiden olduğundan daha fazla çözer olduk. E-ticaret zaten hayatımızın bir parçası idi; ancak evden çıkamadığımız bu dönemde sosyal medya ve dijital eğlence yöntemleri bizim için daha da önemli bir hale geldi.

Uzaktan çalışma ve uzaktan eğitim uzun zamandır hayatımızda yer alan teknolojiler olmasına rağmen bu araçları içinde bulunduğumuz dönemde zorunlu olarak daha fazla kullanmaya başladık. Önümüzdeki süreçte evlerimizde geçirdiğimiz zaman arttıkça resim, müzik, film, dans gibi pek çok sanat dalında tüketimimiz de daha fazla dijitalleşecek.

Esasında aynen uzaktan eğitim ve uzaktan çalışma konusunda olduğu gibi sanatla ilgili konularda da dijitalleşme son 10 senedir hayatımızda. Sanat konusunda dijitalleşmeye 3 farklı boyutta bakabiliriz: Sanatçıların ve sanat eserlerinin dijitalleşmesi; sanatın dijital teknolojiler yoluyla evimize ulaşması ve sanatı dijital kanallar üzerinden satın alarak tüketmemiz.

Bilindiği gibi, 21. yüzyılda sanat yeni bir boyut kazanırken, 3 boyutlu yazıcılar, algoritmik sanat, VR (Sanal Gerçeklik), AR (Artırılımış Gerçeklik) ve AI (Yapay Zeka) gibi teknolojiler ile yeni tarz sanat eserleri de hayatımıza girdi.

Sanat esasta sosyal ve bütünleştirici bir olgu. Dijital teknolojiler, bize her ne kadar kendimizi izole ederek sosyalleşmeyi sınırladığımız ve sanatın bütünleştirici etkisinden uzaklaştığımız hissini verse de esasen iki farklı yönden bizi bir araya getiriyor.

Dijital teknolojiler, farklı mekanlarda olan sanatçıların bir arada dijital araçları kullanarak ortak sanat üretmesini destekliyor. Bu çerçevede, örneğin Londra Sanat Üniversitesi Profesörü Fred Deakin, interaktif dijital sanat dersinde “Modual” isimli çalıştayda öğrencilerine dijital araçları kullanarak farklı branşlardan farklı yetenekte sanatçıların birlikte sanat üretmeleri konusunda yeni bir vizyon açıyor. Bu ve benzeri örneklerin çoğalması sonucunda tek bir sanatçının yalnız başına yapması çok mümkün olmayan yeni tarz sanat eserlerinin ortaya çıkmasına da zemin hazırlanmış oluyor.

İkinci olarak, farklı yerlerde bulunan sanatseverlerin evlerinden çıkmadan Sanal Müze ve Galeri turlarını birlikte gerçekleştirebilecekleri ve sanat eserleri hakkında interaktif konuşma ve değerlendirmeler yapabilecekleri altyapılar AR ve VR teknolojileri kullanılarak hayatımıza giriyor. AR’nin cep telefonu üzerinden kolaylıkla kullanılması ile evimiz içinde üç boyutlu teknolojiler ile sanat eserlerini görüp inceleyebilmek mümkün hale geliyor ve bu da sesle zenginleştirilmiş, duygulara daha fazla dokunan bir deneyim yaratıyor. Dijital teknolojiler sayesinde sanat eserlerini, müze ve/veya galeride gördüğümüzden çok daha interaktif şekilde ve zengin seçeneklerle inceleyip değerlendirebilmemiz mümkün oluyor. Örneğin eserlerin tasarım sürecini en başından izleyebiliyor, bu eserleri üç boyutlu olarak inceleyebiliyor ve gerek müzik gerekse farklı filtreleme teknikleri ile eserlerin farklı versiyonlarını deneyimleyebiliyoruz. Belçika’da bulunan KRJST Studio geleneksel sanat eserleri ile dijitali birleştirme konusunda kumaş ve dijitali bir arada kullanarak güzel bir çalışma örneği sergiliyor.

Google gibi lider teknoloji şirketleri de bu talep ve yeni akımı görerek “Open Gallery” isimli bir yazılımla bugüne kadar yapılmış tüm online sergi yazılımlarından daha gelişmiş bir çözümü küratör, müze ve galerilerin hizmetine sunuyor.

Yazının devamı...