Aslında Reyhanlı’da hiçbir şey olmamış!

Reyhanlı’daki olay yüreğimizi yaktı. Patlamalar, ölü sayısı (51) bakımından Türkiye tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayıtlara geçti. Yüzlerce yaralı hastanelerde tedavi altına alındı, kan anonsları yapıldı. Yerli-yabancı gazeteciler, bakanlar- siyasiler, yardım kuruluşları bölgeye akın etti. Türk vatandaşları ile Suriyeli sığınmacılar arasındaki gerginlik güçlükle yatıştırıldı. Medya gelişmeleri soluksuz yansıttı. Hatta “yeter” denilerek susturuldu.
Ama; Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Reyhanlı Kaymakamlığı ve Belediye Başkanlığı’nın resmi internet sitelerine bakarsanız, böyle bir olay yaşanmadı. Patlamaların olduğu 11 Mayıs Cumartesi gününden dün (15 Mayıs) dahil hemen her gün adını verdiğim siteleri izledim. Tek satır bilgi ya da acı- taziye mesajı görmedim. AFAD’ın sitesinde Suriyeli sığınmacılarla ilgili rapor ve kamplardaki toplam sayıyı yansıtan istatistik vardı. Son yenilemeyi de 14 Mayıs tarihinde istatistiklerle ilgili yaptı. Kaymakamlık ve belediyeye gelince;
Birinde (kaymakamlık) Reyhanlı Bahçelievler 12 derslik İmam Hatip Ortaokulu ihale ilanı, diğerinde başkanın Anneler Günü mesajı. Ve “Modern Reyhanlı hayaldi gerçek oldu” yazısı. “Canlı yayınlar” bölümündeki kamerelar da, Reyhanlı’daki diğer tüm kameralar gibi çalışmıyordu.
Hadi patlamanın olduğu gün ve sonrası (cumartesi - pazar) resmi tatildi(!) Ya sonrası.

Türkiye’deki Suriyeliler ülkesine döner mi?
Hatay’ın ilk Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’in oğlu, eski TBMM Başkanvekili Murat Sökmenoğlu’na göre;
İlk aylarda olsaydı belki; artık zor. Sökmenoğlu, “Evini, işini kaybetmiş bir adam geri döner mi?” diyor.
Diyeceksiniz ki, savaş bittikten sonra, çadırda konteynerde sığıntı olarak yaşamayı kim ister? Üstelik Reyhanlı’daki patlamadan sonra tedirgin olup dönenler de var. Doğru ama; Sökmenoğlu’nun sözünü ettiği Suriyeliler onlar değil, gelip de varlığından bihaber olduğumuz sayıları yüz binlerle ifade edilen diğerleri. Hatırlarsanız benzerini 1991 yılında Irak sınırımızda yaşamıştık. O zaman da gelen binlerce sığınmacı kalıcı olmuştu.
Bugün gözyaşı döken Reyhanlı’yı tehdit eden bir başka konu da sınır ticaretinin yerini alan kaçakçılık. Yetkililer kontrol altında dese de sınırdan kaçak (insan -mal) girişlerinin sürdüğünü belirten Sökmenoğlu, şöyle konuşuyor:
“Son günlerde iki, üç ton kaçak zeytinyağı yakalandı. Bizim zeytinyağı piyasamız çöktü. Çok miktarda şeker, pamuk el altından piyasaya sürüldü. Bunların tamamı çalıntı mal. Kaçak giren mazotu söylemeye bile gerek yok.”
Şaka gibi. Biz insani yardım diye yağ, un, şeker yolluyoruz. Esad’ın muhaliflerine ait TIR’lar taşıyor. Sonra Reyhanlı’da kaçak zaytinyağı, şeker, mazot yakalanıyor.
Tonlarca mal, katır sırtında girecek değil ya.

124 bin hemşire neden rahatsız?
Hemşirelik, sevgi, özveri, sabır, hoşgörü isteyen zor bir meslek. Yedi gün 24 saat hasta başında olmak, hasta yakınlarıyla ilgilenmek, yoğun stres ve baskı altında çalışmak kolay değil. O nedenle hemşirelerin yüzde 83’ü işinden memnun değil. Ama; bu memnunsuzluk meslek seçiminden değil, gerekli değerin verilmemesinden kaynaklanıyor. Düşük ücret, yoğun çalışma temposu, mesleki tatminsizlik, mobing de bunların başında geliyor.
Bir de yüksek okul meslek lisesi tartışması var. Türk Hemşireler Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Saadet Ülker’e göre, sorunun temelinde de bu yatıyor. Türkiye’de 124 bin hemşire olduğunu belirten Ülker, Sağlık Meslek Liseleri, özel hemşirelik okullarından mezun olan 16 -17 yaşındakilerle mesleğin ucuz işgücü olarak görüldüğünü söylüyor. Ülker şöyle yakınıyor:
“Hastaneler çok tehlikeli yerler. Çocuklar buralara staja gönderiliyor. Hatta yaşları tutmadığı için anne-babalarından izin alınıyor. Mahkeme kararıyla yaşı büyütülenler bile var. Teorik bilgi yetersizliği deneme yanılma yöntemine, yani usta çırak ilişkisine dönüşüyor. Sorgulama olmayan, korku ve biat üzerine kurulu bir düzen oluşuyor. Karşı çıktığınızda da çocukların koluna altın bilezik takmak, meslek kazandırmak olarak nitelendiriliyor. Bakım, hastanın tırnağını kesmek değil, ruhsal ve fiziksel en az zararla iyileşmesini sağlamaktır.”