‘Etki ajanlığı’ Meclis gündemine gelmeli

‘Etki ajanlığı’ konusunun Türkiye’nin beka meselesiyle doğrudan alakalı olduğunu vurgulayan Çiçek, “Günümüz dünyasında ordu savaşları ikinci plana gitti, artık vekâlet savaşları var” ifadelerini kullandı... Konuya ilişkin toplumsal bilinç yaratılmasında siyasi partilere büyük görevler düştüğünü ve meselenin Meclis’e taşınması gerektiğini belirten Çiçek, “İnşallah bir Meclis araştırması konusu yapalım derler” dedi...

İstihbarat mücadelesinde yeni boyut etki ajanlığı ve bunların Türkiye’de ivme kazanan faaliyetlerine dikkati çeken yazımız üzerine arayan 40 yıllık siyaset ve devlet adamı Cemil Çiçek, “Gündeme getirdiğiniz konu Türkiye’nin beka meselesiyle doğrudan alakalıdır. Herkes siyaset yorumu yapıyor. Gündelik siyaset; o onu dedi, bu bunu dedi, Türkiye’nin ömrünü, imkânlarını tüketiyor. Onun için, yazdıklarınız üzerinde önemle durulması gereken bir konu” dedi.

Bu sözlerinin ardından da geride kalan uzun yıllarda Devlet, Adalet Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı görevlerinde bulunan, 2011-2015 yılları arasında da TBMM Başkanlığı yapan Cemil Çiçek ile etki ajanları ve Türkiye’yi hedefleyen faaliyetlerini konuştuk. İşte anlattıkları: 

“Türkiye maalesef, aynen 2. Meşrutiyet’teki siyasi tartışmalar gibi, iç çekişmelerle, sataşmalarla, kavgalarla zaman kaybediyor ve esas meseleler göz ardı ediliyor. Mesela enteresan bir şey daha var. Önceki gün gazetede küçük bir haber olarak çıktı. İngiliz Prensi Charles Yunanistan’a gidiyor. Yunan ayaklanmasının 200. yılı dolayısıyla bir toplantı yapılıyor. Bu toplantıyı geçen seneden beri planlıyorlar, uluslararası bir boyut kazandırmaya çalışıyorlar. Ayrıca da bu toplantılarda Pontuslara da soykırım yaptı demeye getirilen bir kampanyanın da hazırlığını yapıyorlar. Ama küçük bir haber, kimsenin umurunda değil, kimsenin yazıp çizdiği de yok. Sadece Kılıçdaroğlu şöyle dedi, Erdoğan böyle dedi, her gün televizyonlarda tartışma, içeride tartışma. Bakın, oraya Rusya Başbakanı katılıyor, Fransa Savunma Bakanı katılıyor. Belli ki bu toplantı Türkiye’yle birinci derecede alakalı ama bizim bunun üzerinde durduğumuz yok. Ben bunu ilgili yerlerde zaman zaman gündeme getirdim. Şimdi hepsini yan yana getirdiğinizde, sizin söyledikleriniz, onlar, başkaları Türkiye’nin oturup fotoğrafa yeni baştan bir bakması gerekiyor. Elbette demokratik bir ülkede siyaset yapılacak, partiler birbirlerini de eleştirecek ama görmemiz gereken konular da göz ardı edilmeden bu tartışmaların yapılması lazım. Toplantılarda, grup toplantılarında bunların gündeme getirilmesi lazım. Bakın, 24 Nisan geliyor. Bakalım ABD ne diyecek soykırım meselesinde? Biz bu tartışmaları yaparken Çek Cumhuriyeti de parlamentosundan soykırımı geçirdi, 40 ülke oldu şimdi. Ama bunlar içeride dikkat konusu olmuyor.”

DENGELERİ DEĞİŞTİREN BİR COĞRAFYA

Etki ajanları fırsat buluyor anlamında mı?

“Bizim dikkat etmemiz gereken şey şu: Türkiye stratejik önemi dünyada katsayısı en yüksek coğrafya. Dengeleri değiştiren bir coğrafya. İşbaşındaki hükümet ne olursa olsun, bu coğrafya dış politikada bize artı bir imkân sağlıyor. Yani bizim başarımızdan başarısızlığımızdan öte, böylesine bir coğrafya. Şimdi bu coğrafyada yaşayan milletimize geçmişte de ve bugünde bir kısım ülkeler operasyon çekiyor. Dış güçler diyor Sayın Cumhurbaşkanımız. Bu ekonomik alana müdahaleden tutun, başka şeylere varıncaya kadar. Bu dış güçlerin sayısı, yani Türkiye’ye operasyon çekecek ülkelerin sayısı 7’yi, 8’i geçmez. Bunlarla önemli bir kısmıyla da aynı ittifak içerisindeyiz. Yani Mozambik Türkiye’ye ne yapacak ki? Nijer Türkiye’ye nasıl operasyon çekecek ki? Burkina Faso, faso fiso, ne yapacak ki? Şimdi madem Türkiye bu kadar önemli, Türkiye’nin aldığı, alacağı kararlar dünya dengesi, bölgedeki gelişmeler, iki kutuplu dünya tekrar oldu üç kutuplu, bu kutuplar arası ilişkiler açısından önemli. Böyle olunca bu 7-8 ülkenin istihbaratçılarının görev yaptığı yerde Türkiye’dir.”

SALATALIK, DOMATES SATMIYORLAR

Ne gibi görevler mesela?

“Bunlar Ankara Toptancı Hali’nde salatalık, domates satmıyor ya da Gölbaşı Pazarı’nda marul, maydanoz satmıyor. Bunlar bir kısım hukuki ya da sosyolojik grupların içerisinde görev yapıyor. Ben bunları söylediğimde somut örnek bulmakta zorlanıyordum ya da sıfatımız sebebiyle söylemekte zorluk vardı. FETÖ meselesi ortaya çıktıktan sonra bu iş çok daha açık hale geldi. Hatırlar mısınız, bir Kaplancılar işi vardı. Almanya bunu uzun süre kullandı. Tahta kılıçlarla hilafet devleti kurmaya çalışırlardı. Demek ki Türkiye’deki sosyolojik grupların veya bazı hukuki yapıların içerisinde bu etki ajanları önemli ölçüde faal haldedir. Bunlara karşı hepimizin uyanık olması lazım. Bunların kullanmadığı araç, imkân yok en fazla da kullandıkları alanların başında dini faktörler, dini duygular geliyor. FETÖ bunu çok açık olarak gösterdi. Türkiye’deki birtakım sosyolojik yapılarla bu istihbarat örgütlerinin nasıl bir ilişkiler içerisinde olduğu kıyıdan köşeden de olsa son çıkan kitaplarda yazıyor. Onun için gündeme getirdiğiniz konu Türkiye’nin beka meselesiyle doğrudan alakalıdır. Çünkü günümüz dünyasında ordu savaşları artık ikinci plana gitti, vekâlet savaşları var. Bu vekâlet savaşlarının birinci unsuru örgütlerdir; ister hukuki ister sosyolojik gruplardır, ikincisi de darbelerdir. Türkiye bu ikisine de her zaman muhatap olmuş bir ülkedir.”

‘Elde ettikleri bilgileri silah gibi kullanıyorlar’

Etki ajanlığı ezelden beri kullanılıyor yani?

“Tabiatıyla kullanılıyor. Darbelere bakın, arkasından kimlerin çıktığı ortada. Türkiye’deki sosyolojik grupların geçmişte de ve günümüzde nasıl kullanıldığını gördük. Yani mesela biz bu FETÖ meselesini sadece bir ceza hukuku, 50 tane savcının, 250 tane hâkimin üstesinden gelebileceği bir konu olarak halen algılıyoruz. Ceza kanunundaki bazı suçları bunlar işlemişler, atalım içeriye. Mesele öyle değil ki... Mesele, din eğitiminden tutun, eğitim boyutundan, din anlayışımızdan devlet anlayışımıza varıncaya kadar, terör tanımından çıkaracağımız sonuçlara kadar birçok yönü var. Eskiden, hukukçular olarak terör denildiği zaman mutlaka içinde cebir, şiddet, silah, vs. diye düşünürdük. Ben baştan beri FETÖ’cülerle aramın açılmasının sebebi de budur zaten illa elinde tabanca, bıçak, patlayıcı bulunmadan da bazı örgütlerin belli bir süre sonra teröre bulaştığını düşünenlerdenim. Bu noktada devletin uyanık olması lazım. Yani biz 50 seneye yakın terörün her türlüsüyle uğraştığımız için terörist, terör eylemi denildiği zaman silah, patlayıcı, adam kaçıran adam öldüren olarak anlarız. Halbuki bu yoldan belli bir maksat elde edilmeye çalışır, çünkü terörün teröristin bir hedefi var. O hedefe ulaşmak için cebir ve şiddeti kullanır. Ama bazı örgütler teröre başlangıçta bulaşmadan devletin içerisinde yuvalanıyor, istihbarat kuruluşlarına sızıyor, vs. yapıyor. İnsanların özel hayatına müdahale ederek, oradan da elde ettiği bilgileri bir süre sonra tabanca, bıçak gibi kullanıyor. Bilgiyi kullanıyor. Bunun en net örneği Fetullah Gülen hareketidir. FETÖ terör örgütüdür. Bunlar belli bir tarihe gelinceye kadar tabanca, silah kullanmadı, masum hareket gibi göründü. Dershanesi, okulu, gazetesi televizyonu var gibi. Ama istihbarata yerleşince beni dinledi, sizi dinledi, sonra benden bir beklentisi varsa, getirdi o kanunsuz bilgileri önümüze koydu. İş adamlarının önüne koydu, siyasetçilerin önüne koydu, yargının önüne getirdi koydu ve neyi elde etmek istiyorsa buralardan imkân elde etmeye çalıştı.”

‘Etki ajanlığı’ Meclis gündemine gelmeli

‘Terör dış destek olmadan yaşayamaz’

Bazı siyasi partiler ve STK’ların etki ajanlarının kontrolünde olduğu iddiaları söz konusu?

“Doğrudur. Mesela Anayasa Mahkemesi’nde açılan dava ne diyor? Parti terör örgütü PKK’yla iltisaklı, bağlantılı. PKK tek başına bir örgüt mü? Başka büyük ülkenin, ülkelerin enstrümanı. Terör örgütü dış destek olmadan, dış irtibat olmadan bir haftadan, 10 günden fazla yaşayamaz. Dolayısıyla, belli ki o parti içerisinde bunun ismi, Ali’dir, Veli’dir, Ahmet’tir, Mehmet’tir, fark etmez; isminden ziyade fiiline bakmak lazım. Dolayısıyla, bir kısım siyasi partilerin içerisinde de bu yapıdaki insanlardan vardır. Zaten devletlerde doğrudan doğruya bir ülkeye operasyon çekmiyor, ara elemanlar, aparatlar kullanıyor. Bunların içerisinde, şirketlerde olur, partilerde olur, bir kısım gönüllü, gönülsüz STK dediğimiz şeyler de olur. Ben tabii bütün STK’lar, şirketler böyle demem ama söylediğim de bir gerçek, buna da bakmak gerekir.”

‘Kamuoyu uyanık olmalı’

Bunlara karşı ne yapmak gerekiyor?

“Ben mesela FETÖ olayından sonra aklınızı, vicdanınızı ve cüzdanınızı kimseye emanet etmeyin dedim. Çünkü zekânın aptallaştırıldığı toplumlarda bunlar daha fazla faaliyet gösteriyor. Aklını, vicdanını ve cüzdanını birine emanet ettiğin zaman o toplum bu tür yapıların tuzağına çok çabuk düşebiliyor. Çünkü bunların bir kısmı sureti haktan görünüyor zaten. Fetullah Gülen’in bundan 30 sene evvel böyle bir ihanet içerisinde olacağını kime nasıl kabul ettirirdiniz ki? Ama şimdi hep beraber, koro halinde namussuz herif diyoruz, hain adam diyoruz. Şu noktada kamuoyunun evvela aklını iyi kullanması lazım, aklını kimseye emanet etmemeli. Filanca böyle söylüyor diye hemencecik onun arkasında saf bağlamamalı.

Bir de kamuoyu uyanıklığını temin etmek gerekiyor. Keşke etki ajanlığı bir iki televizyon programında tartışma konusu olsa. Mesela Kovid-19’a karşı bir aşı yaptırıyoruz, toplumun da aşılanması lazım. Bunun da yolu sağlıklı, doğru bilgidir. Olup bitenler hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesidir. Halbuki biz her şeyi ceza kanunuyla çözmeye çalışıyoruz. Evet, onlar yapılır, yapılması gerekir ama en önemli tedbir bir toplumsal şuura ve bilgi sahibi olmaya bağlı. Geri kalanı devletin alacağı polisiye tedbirdir, istihbarat tedbiridir. Başka türlü türlü tedbirler de alır ama kamuoyunun uyanık olması lazım.”

‘Siyasi partilerin konuya dikkat kesilmeleri lazım’

Bu anlamda siyasi partilere düşen görev?

“Siyasi partiler açısından elbette üzerinde durulması gereken bu ve benzeri konular var. Başkaca konularda kim ne söylüyorsa, yapacaksa yapsın ama biraz da bu konulara dikkat kesilmeleri lazım. Çünkü siyasi partiler toplumda en örgütlü yapılardır. Hemen hemen her partinin her ilde, ilçede teşkilatı var. Bunlar halkı bilgilendiren olan ve olacaklar konusunda halkı uyaran yapılar olması gerekiyor. Başkaca konuların yanında bu konuları da kendi gündemlerine almalı ve toplumsal şuurun oluşmasına yardımcı olmaları lazım. Mesela bu konular Meclis’te gündeme getirilip tartışma konusu yapılabilir veya bir panelde bir başka yerde partiler kendileri bu konuyu toplumun ilgisine, bilgisine getirebilirler. İnşallah merak edip bu konuyu araştıralım bir Meclis araştırması konusu yapalım filan derler.”