İnce’nin 864 rakımlı tepedeki karargahı

Milliyet ekibi olarak hafta sonu siyasi literatürde çok önemli bir yeri olan Ankara’daki 864 rakımlı tepedeydik. Ama bu eskilerde Süleyman Demirel’in kastettiği, şimdilerde de Muharrem İnce’nin seçilirsem ‘orayı kullanacağım” dediği Çankaya Köşkü sanılmasın. Çünkü sözünü ettiğimiz yer yine o tepede İnce tarafından karargah olarak kullanılan ve dışarıdan baktığınızda çevresinde demir parmaklıklar, kapısında güvenlik barikatı olmayan son derece mütevazı bir apartman dairesi. Ama içine girip bir duvarında Atatürk tablosu ile Türk bayrağı diğerinde de İnce’nin kırmızı kazaklı resmi bulunan ve görüşmeler için televizyon stüdyosuna dönüştürülen salonun penceresi veya yan odanın balkonundan dışarıya baktığınızda da Ankara manzarasını aynı konumda gören bir yer. Gerçi görüntüyü az da olsa kesen tek tük kaçak bina çıkmaları var ama ufka doğru odaklandığınızda insan Ankara’nın zirvesinde olduğunu fazlasıyla hissediyor. Hele de Portakal Çiçeği Vadisi’nin hemen yanı başındaki o karargahın Çankaya Köşkü’ne üç- dört dakikalık yürüme mesafesinde olduğunu bildiğinde. Kim bilir belki de İnce sık sık önünden geçiyordur yerinde duruyor mu diye...

Tabii bu işin şakası ama gerçekten o manzaradan 1980 öncesinde o tepenin siyasi havasını uzun yıllar soluyan Ankara kökenli bir gazeteci olarak biz bile etkilendik. Ufka dalıp gittiğimizde de Demirel’i, Ecevit’i,Türkeş’i, Erbakan’ı ve daha nicelerini anımsadık. Salona gelen İnce’nin güler yüzlü ve sıcak karşılamasıyla da bugüne döndük. Bunu özellikle vurguluyorum, zira Ankara’ya gelirken kafamda iki ayrı Muharrem İnce vardı. Biri parlamentoda ve kurultay konuşmalarından izlediğim agresif, hatta bazılarına göre kavgacı ve asla taviz vermeyen Muharrem İnce.

Diğeri Cumhur-başkanlığı adaylığının ilan edildiği 4 Mayıs’tan bu yana miting alanları ve ekrandaki konuşmalarıyla barış odaklı, uzlaşmacı, hatta bunun için gerektiğinde en çok sevdiğinden vazgeçilmesini dillendiren farklı çizgideki Muharrem İnce...

Dolayısıyla da kamuoyundaki bir çok kişi gibi “hangi Muharrem İnce ve ne kadar sahici” döngüsünde gidip geliyorduk. Tabii son görüntüsünün değişip, değişmeyeceğinin güvencesi noktasında da. O nedenle de sorularımız arasına bunları da ekledik. Yanıtı şuydu:

“Bunun güvencesi Muharrem İnce olmaz. Oluyorsa yalan söylüyordur. Bunun güvencesi kurallar olur. O kurallar Muharrem İnce’yi değiştirtmez. Yoksa sonuçta bir faniyiz, güç insanı bozar. O gücün insanı bozmaması için kuralların net olması lazımdır.”

O kurallar nedir?

“Hesap vermektir. Şeffaf olmaktır. Hakim karşısına çıkmaktan korkmamaktır. Siyasetçi ben hesabı Allah’a veririm deyip işin içinden çıkmamalıdır...”

Özetle; bu soruya verdiği yanıtta olduğu gibi Ankara’da kendisini aşmış bir İnce’yle karşılaştık. Ne sorduysak kem küm etmeden yekten ne düşündüğünü söyledi. Dış politikada, Kürt sorununda, ekonomide ezber bozan vaatlerde bulundu. Kazanır mı bilemem. Kendisi oy oranının Cumhurbaşkan Erdoğan ile kafa kafaya olduğunu ve ilk turda kimsenin kazanamayacağını söylüyor, ikinci turda da ipi göğüsleyeceğine inanıyor. Doğruluk ya da yanlışlığının test günü 24 Haziran ama şu an itibariyle net görünen bir şey var o da İnce’nin en tepedeki koltuk için son derece ciddi bir rakip olduğu...