Tek kişilik gösteriler kazanmak için yeter mi?

Böyle seçim dönemi yaşamadık. Üç gün sonra sandığa gideceğiz ama hala “seçim askıya alınabilir” endişesi var. Nasıl olmasın ki; bir yanda savaş tamtamları çalıyor, öte yanda siyasilere suikast iddiaları dillendiriliyor. İktidar paralel yapılanma kaygısıyla özgürlük alanlarını kısıtlıyor, muhalefet seçim ve sandık güvenirliği olmadığından yakınıyor. Liderler ise tam bir sokak kabadayısı jargonuyla ülkedeki gerilimi tırmandırıyor. Oysa bir zamanlar böyle miydi?..
Yerel seçim denildiğinde kentleri yönetmeye talip olanlar ekranlarda karşı karşıya gelir, projeleriyle vatandaşları ikna etmeye çalışırlardı. Arada bir laf kalabalığı olsa da ayrılırken el sıkışırlardı. Aynısını genel seçimler öncesinde liderler düzeyinde de yaşardık. Ve de “ak” ile “kara”yı net olarak görürdük. Sonra “ileri demokrasiye!“ geçtik ve bunları unuttuk. Liderlerin artık bırak karşı karşıya gelmeyi, birbirlerinin düşüncelerine bile tahammülleri kalmadı. Değil aynı ekranı paylaşmak, aynı gazetede yer almayı dahi istemiyorlar. Meydanlardaki tek kişilik gösteriler ve ekran şovlarıyla seçimi kazanacaklarına inanıyorlar. Hem de kişilerin öne çıktığı bir yerel seçimde adayları göz ardı ederek...
Bunun, yani “biz” yerine “ben” demenin ne kadar gerçekçi ya da doğru olduğunu sandıklar açıldığında göreceğiz. Ancak o zamana kadar fikir verir düşüncesiyle AKP’nin kazandığı 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesini anımsamakta yarar var. Mitinglerde AKP liderinin “biz”, CHP liderinin (o tarihte Deniz Baykal) ise “ben” vurgusu yaptığı yolundaki Prof. Dr. Tarık Yılmaz’ın analizinden alıntı yapan Taha Akyol, 24 Mart 2009 tarihli Milliyet’teki yazısında şöyle diyor:
“Erdoğan ‘biz’ terimiyle daha bir ekip ve katılım imajı yaratıyor, partisini vurgulamasının da adayını konuşturmasının da anlamı aynı. Baykal’ın “ben” vurgusu ise aynı duyguyu yaratmıyor; mitinglerde sadece kendisinin konuşması da bu ‘ben’ vurgusuna uygun düşüyor.”
Bilmem, 30 Mart arifesinde, kimin “biz” ya da “ben” diye bağırıp çağırdığını belirtmeme gerek var mı?

Meydanların dili olsa

Her seçim döneminde meydanlarda toplanan kalabalık ve insanların coşkusu tartışılır. Gazetelerde kullanılan her fotoğraf, ekranlara yansıyan her görüntüye ayrı bir anlam yüklenir. “Kasıtlı olarak az gösterildi” diyen de çıkar “abartıldı” diyen de... Tıpkı şimdilerde AKP’nin Yenikapı mitinginin ardından süren “Alanda 2 milyon insan vardı/yoktu” çekişmesi gibi... Niyetimiz bu tartışmanın taraflarından olmak değil. Sadece 35 yıl öncesinden tanık olduğumuz bir anıyı paylaşmak.
Yıl 1979... Milli Selamet Partisi Genel Başkanı merhum Necmettin Erbakan Sivas’ta miting yapıyor. Alan oldukça kalabalık ve coşkulu... Bu görüntüyü aktaracak ise aralarında bizim de bulunduğumuz üç beş gazeteci. Yani bugünkü gibi yüzlerce kamerayla çekilip onlarca kanalda naklen yayınlanacak bir miting değil. Dahası cep telefonları, twitter mivıttır da yok. Ama Erbakan Hoca, konuşmasında sık sık “Milyonlar Sivas’a sığmadı” vurgusu yapıyor. Erbakan’ın telaffuz ettiği bu rakam Sivas’ın o tarihlerdeki toplam nüfusunun neredeyse iki katı. Anlamak mümkün değil. Ancak başta anlam veremediğimiz bu sözlerin hikmeti, alandaki yüzlerce kaset çalar teybi kayıt yaparken görünce ortaya çıkıyor. Çünkü mitingin ardından bu kasetler ülkenin dört bir yanındaki köylere ulaştırılıyor, dinleyenler de Erbakan’ın ağzından Sivas’taki milyonları duyuyor. Gazetelere yansıyan kalabalık sayısı için ise yafta malum:
“Yalancı, boyalı basın...”

‘Çevreyi unutana oy vermeyin’

Derelerin Kardeşliği Platformu Kurucu Başkanı Avukat Remzi Kazmaz, ülke genelinde seçime katılacak adayların çevre konusundaki duyarsızlıklarına dikkat çekiyor. O nedenle de seçmenlere, insan ve çevreye duyarlı belediye başkan adaylarını destekleme çağrısı yaparak, şöyle diyor:
“Aynı kentte yaşayan ve birlikte soluk alan insanlar belediyenin çalışmalarına değişik yol ve yöntemlerle katılmalı, desteklemeli ve denetlemelidir. Belediyenin insana verdiği önem kadar doğaya ve diğer canlılara ait bir çalışma programı olmalıdır. Ne yazık ki sol partiler de dahil olmak üzere adayların; insanların yanı sıra aynı kentte yaşayan bitkiler ve diğer canlılara dair çalışma programı olmadığını görüyoruz. Toplumsal duyarlılığın zirveye çıktığı Taksim Gezi’yi ve HES’leri unutan adaylara oy vermeyin.”

Hoş bir ‘veda’

Sandık başına gitmeye neredeyse saatler kala çevredeki pankart, reklam kirliği arasında ilginç bazı metinler göze çarpıyor. Sanki bu gök kubbede hoş seda gibi kalsın diye sergileniyor bunlar. Kimi “esen kalın” kimi “hoşça kalın” diyor... Görevini yıllarca yapmış ama tekrar aday olmamış ya da olamamış belediye başkanlarının “veda”sı... Birçoğu alkışı hak eden, halka şöyle ya da böyle hizmet etmiş insanlar... Bu keşmekeş arasında unutulabilirler belki. Ama devir teslim zamanı geldiğinde güzel bir “teşekkürü” hak edenler unutulmamalı...