Bozcaada tavsiyeleri

Bulunduğunuz ortam çirkinlik ve kirliliklerden arınmışsa, yemek ve şaraplar size başka bir ortamda vereceğinden daha da büyük keyif verir. Bozcaada’da bana verdiği gibi...

Milliyet Pazar’da 31 Ağustos’ta yayımlanan Corvus şarapları ve Reşit Soley ile ilgili yazımı yazmak için  Bozcaada’ya hayatımda ilk kez geçen ağustos sonunda adım attım. Burada sadece iki gün geçirmeme rağmen ada üzerimde olumlu bir etki bıraktı.
Sevimli ve mütevazı bir yer burası. Olduğundan farklı görünmeye çalışmıyor. Kıyıları da henüz bakir. Her ne kadar adaya girişte gözünüze çirkin yapılaşma çarpıyorsa da eski Rum mahallesi muhafaza edilmiş olduğundan aynı Alaçatı ya da Bodrum-Gümüşlük’te olduğu gibi zaman zaman kendinizi sanki Türkiye dışındaymış gibi hissediyorsunuz.
Gerçekten de yaşadığımız, içinde soluk aldığımız mekanın insanın ruh hali üzerinde etkisi büyük. İsterseniz küçük bir sarayda yaşayın; eğer çevreniz çarpık yapılaşmayla işgal edilmişse, her gün içinde bulunduğunuz trafik adamı strese sokuyorsa ve hava kirliliğinden de beteri, gürültü kirliliği her yerde karşınıza çıkıyorsa, dünyanın en iyi yemeğini yiyip en nadide şaraplarını da içseniz bir türlü tam huzura kavuşamazsınız.
Bunun tersi de doğru tabii. Bulunduğunuz ortam yukarıda bahsettiğim çirkinlik ve kirliliklerden arınmışsa, oldukça güzel bir yemek ve iyi şaraplar size başka bir ortamda vereceğinden daha da büyük keyif verir. Basit bir sofra gözünüze Michelin yıldızlı bir lokantanın sofrası gibi görünür. İyi bir şarap size bir Romanee Conti keyfi verir. Güzelce bir sarışın kız daha da güzelleşip Scarlett Johansson oluverir bir an için olsa bile.

Taze badem aroması

Bozcaada’da da böyle oluyor. Örneğin Yakamoz Restaurant’da. Kıyıdaki bu sevimli lokantayı aslında emsallerinden ayıran pek bir özellik yok. Mezeleri standart. Taze kaya koruğu. Biraz gevşemiş bir patlıcan salata. Biraz kuru ve fazla tuzlu bir palamut pastırma. Izgara ahtapot ve yanında yavan bir taratorla sunulan ada kalamar. Belki en ilginci taze kapari çiçeği.
Ama gelin görün ki bu ortamda bu mezelerin hepsi keyif veriyor. Özellikle de sofralık Çavuş üzümünden yapılan 2005 Corvus Teneia şarabı ile birlikte. Benim şarap değerlendirmelerinde ileri sürdüğüm 4-D yani “dürüstlük, denge, doku ve derinlik” ölçütlerine göre hem dürüst hem de dengeli bir şarap bu. Fazla derinliği olmadığı için soğutularak yani 13-14 derecede içilmeli.
Kadehi sapından tutup azıcık salladığınız zaman taze badem aroması alıyorsunuz. Damakta da sanki acıbadem lezzeti. Kaya koruğu, kapari ve her türlü kabuklu deniz ürünüyle çok iyi uyumlu bir şarap. Sauvignon Blanc üzümünden yapılan ve Ege mutfağı ile uyumlu şaraplara iyi bir alternatif.
Ancak tabii ki ızgara barbunya ve ada civarında bulunan böcek daha kompleks bir beyaz şarap ister. 31 Ağustos yazımda methettiğim ve yakında piyasaya çıkacak olan 2006 Corvus Vino Bianco bu ihtiyaca karşılık veriyor. Yerel Vasilaki, Çavuş ve Sauvignon üzümlerinden yapılan bu şarap çok boyutlu.  Bitimde mineral lezzetlerini hissediyorsunuz.
Adaya özgü ve uzmanların “sapidity” dediği, tükürük bezlerini harekete geçiren hafif iyot lezzeti bu şarapta öne çıkıyor. Derinliği olduğu için bu şarabı çok soğuk içmez ve 17, bilemedin 16 derecede tüketirseniz bahsettiğim özelliklerin ve çok boyutluluğun farkına varırsınız. Ayrıca taze barbunyayla birlikte içerseniz bir artı birin üç ettiğini görürsünüz.
Herhalde ızgara etmeyi zor buldukları için kolaya kaçıp haşladıkları böcek de masaya soğumadan gelse o da bu şarapla mükemmel bir birliktelik sağlayacak. Sağlayacak çünkü damakta lezzeti uzun süre kalan ve dokusu yoğun olan taze böcek, gene bitimi uzun ve damakta kalıcı ama kabuklu deniz ürünü lezzetini bastıramayan bir beyaz şarapla uyum sağlar. Vino Bianco bu iş için biçilmiş kaftan. Gereksiz makyajı olmayan ve sanki “Bırak da teruar konuşsun” diyen bir şarap bu.

Damaktaki tango

Sorun şu ki Corvus kırmızı şarapları deniz ürünleri için ideal değil. Ama onun da çaresi var. Adadaki ikinci günümüzde bir yerden pide ve çiğ börek getiriyoruz. Yanı başımızdaki Lodos Restaurant’dan da roka salatası, pastırma ve otlu muska böreği ile Bozcaada’da yapılan keçi peynirinden güveçte bir nevi keçi peyniri pane.
Yediğimiz her şey lezzetli ama 2005 Corvus Corpus ya da 2005 Corvus Blend No. 2 gibi şaraplarla birlikte bildik lezzetler değişik bir mertebeye ulaşıyor. Corvus ile Lodos lokantası arasında sanki ince bir bağlantı var. Her ikisi de fabrikasyon olana yüz vermiyor.
Hem gövdeli hem yoğun bir şarap olan Corpus pide ve çiğ börekle çok güzel. Benim daha da çok sevdiğim ve ipeksi dokulu, dengeli ve zarif bir şarap olan Blend No. 2 ise gerek börek gerek de keçi peyniri pane ile birleşince damağınız adeta tango yapıyor.
Peki her şey mükemmel mi benim açımdan Bozcaada’da? Aşağı yukarı evet ama iki şey hariç. Bir, kaldığım otel çok sıradan ve şahsiyetsiz. Ayrıca kalitesine göre pahalı. Bir de nereden geldiğimi bilip “Eh artık bizi yazarsınız” demeleri, yarı şaka bile olsa, biraz çiğ kaçıyor.
İkincisi de Bozcaada sap gidilecek bir yer değil ve ne tarafa baksam etrafımda huriler cirit atıyor. Bir de Corvus’ta yazın staj yapan ya da ziyarete gelmiş üniversite öğrencisi hatunlar var ki değme Scarlett Johannson’a taş çıkartırlar.
Eh ne yapalım? Bir dahaki sefere daha iyi bir otelde kalıp Scarlett’i davet edeceğim. Ancak amacım profesyonel. İki kişi olursak Lodos lokantasında daha fazla mezenin tadına bakabilir ve bir değerlendirme yapabiliriz. Tel: (0286) 697 03 98

DEĞERLENDİRME: (Yakamoz) * * *