ABD ile ne olacak?

ABD Temsilciler Meclisi’nin Türkiye’ye karşı yaptırım öngören ve Ermeni soykırımını tanıyan tasarılarını peş peşe ve çok az sayıda fire vererek kabul etmesi, ister istemez şu soruları beraberinde getirdi:

ABD ile hâlâ müttefik miyiz? Ya da stratejik ortak mı? Eğer öyleysek, bugünkü krizi neden yaşıyoruz? İki ülke ilişkilerinde kopmaya doğru mu gidiyoruz?

Müttefik ne demek?

Öncelikle bu aralar sık sık sorgulanan “müttefik” kelimesini doğru konumlandırmamız gerekiyor. “Müttefiklik” sadece ortak çıkarlar varken var olan ve çıkarlar çatıştığında ortadan kalkan bir ilişki türü. Yani her daim süren bir durum değil. Zaten bugün yaşadığımız da tam da bunun tezahürü.

ABD’nin bugün Irak ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’da asıl önceliği, İran’ın etkisini kırmak. Türkiye ise “İran’a karşı eksende” yer almadığı gibi, aksine Suriye’de Rusya-İran ikilisiyle birlikte hareket ediyor. Bununla birlikte, Washington İsrail’in Ortadoğu’daki güvenliğini teminat altına almak ve İran’ın Irak-Suriye’deki nüfuzunu kırmak için, YPG’yi sahadaki askeri gücü ve taktiksel ortağı olarak görüyor.

Türkiye’nin sadece Batı’ya bağımlı bir savunma sistemi sahibi olmak istememesi ve Rusya’dan S-400 alarak Batılı ve Rus savunma kaynakları arasında denge kurması da çatışan çıkarlar arasında.

Ortak çıkarlar

Peki, o zaman neden ilişkiler hâlâ kopmadı, kopmuyor? Bunun “şimdiki zamandaki açıklaması”, iki ülke liderlerinin aralarındaki sıkı ilişki. İkinci açıklama ise, “geniş zamanlı”. İki ülkeyi bir arada tutan, hâlâ sürmekte olan ortak çıkarlar var. Bu hafta esen sert rüzgârlara rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 13 Kasım’da Washignton’da Başkan Trump’la yapacağı görüşmeyi iptal etmemesi ya da ertelememesi de bu ortak çıkarlardan kaynaklanıyor.

***

Her şeyden önce, iki ülke Kosova’da NATO önderliğindeki “Barış Gücü”nü (KFOR) birlikte göğüslüyor. Afganistan’da da Türk ve Amerikalı askerler birlikte eğitim veriyorlar. Amerikan jetleri hâlâ İncirlik üssünden kalkıp Irak ve Suriye’ye uçuyor. Her ne kadar şu an için durdurulmuş olsa da -yeni nesil F-35 savaş uçaklarının üretimini de iki ülke ortak yapıyor.

ABD’nin İncirlik’te bulunan nükleer silahları ise Ankara için stratejik önemde. Zira ülkeyi nükleer saldırılardan koruyan caydırıcı bir unsur.

Ancak tüm bunların ötesinde, iki ülkenin de üyesi olduğu NATO ittifakı bu ilişkinin hem temeli hem de en büyük ortak çıkar kümesi. ABD siyaseti uzmanı Dr. Mehmet Yeğin, “Müttefik olmak iki ülkeyi birbirlerinin çıkarlarını korumakla mükellef kılmaz. Ankara ve Washington’ı birbirinden sorumlu kılan tek unsur, NATO ittifakı. NATO anlaşmasının 5. maddesine göre, bir üye ülkeye saldırı olduğunda diğer üyeler de onu savunmak zorunda” diyor.

Zaten tam da bu tutkallı zemin, çatışan çıkarlara rağmen bu evliliği ayakta tutuyor.

Bundan sonrası

Peki, bu tasarılardan sonra şimdi ne olur? Ermeni tasarısı, zaten “Basit İlke Kararı” (Simple Resolution) denilen bir yasama türü. Kongre’nin sadece bir kanadı tarafından çıkarılıyor, dolayısıyla diğer kanadı olan Senato tarafından onaylanmayacak. Yani bu tasaarı yasalaşmayacak ve hiçbir bağlayıcılığı yok.

Diğer yaptırım tasarısı ise Senato’da oylamaya tabi. Buradan nitelikli çoğunlukla (3’te 2’sinin oyuyla) geçtiği takdirde, Başkan Trump’ın veto etme hakkı yok. Doğrudan yasalaşacak. Ancak olur da daha az oyla geçerse (mesela salt çoğunlukla), o zaman Trump bu tasarıyı veto etme yetkisine sahip.

Ne var ki Senato’nun Cumhuriyetçi Başkanı Mitch McConnell bu tasarının Türkiye’yi daha da uzaklaştıracağını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elini daha da güçlendireceğini öne sürerek, oylamaya karşı çıkıyor. Bu nedenle tasarıyı oylamaya getirmeme yetkisini kullanabilir. Ki Mehmet Yeğin bu ihtimali güçlü görüyor. Sözlerini de “Zaten Trump’ın Erdoğan’la ilişkisi bu seviyede ilerlediği sürece, bu sorunlar aşılacaktır” diye bitiriyor.