Bu bir simit dünyası

Salgın boyunca insanoğlu ikiye ayrıldı: Evde kalabilenler ve evde kalamayanlar.

Bahsettiğim, “Evde Kal” sloganıyla sokağa çıkmasının engellenmeye çalışıldığı yığınlar. Dünya üzerinde günlük ekmeğini kazanmak için evden çıkmazsa ailesinin ve kendisinin açlıktan ölmeye mahkûm olduğu milyarlarca insan olduğu ilk kez bu kadar açık ortaya çıktı.

Sadece ülke bazında değil, küresel ölçekte de öyle. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler ekonomik çarkı durduramadıkları için kendi insanlarının canını riske atmak zorunda kaldılar. Sokağa çıkma kısıtlamasını pek uygulayamadılar.

Yani korona küresel ekonomik sistemin artık işlemediğini ve ne kadar adaletsiz olduğunu iyice ayyuka çıkardı. Tam da bu yüzden şimdilerde ekonomistler, iş dünyası, siyasetçiler mevcut sistemi düzeltmek için yeni yollar arıyorlar.

Al-kullan-at

Türkiye’de bu konuya iş dünyasından en çok kafa yoran kişilerden biri herhalde Murat Ülker. Geçtiğimiz günlerde yeni küresel düzeni irdeleyen bir yazı kaleme aldı ve kendi Linkedin sayfasında yayınladı. Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı olan Ülker, korona sonrası sistemi irdelerken, benim 17 Haziran’da kaleme aldığım “Simit Ekonomisi” başlıklı yazımdan alıntı yapmış. Zira o yazımda, bundan iki yıl önce dünyayı sarsan o tezi anlatmıştım:

Oxford Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Kate Raworth, 2017’de yazdığı “Donat Ekonomisi” kitabında özetle şöyle diyordu: “Böyle gidersek dünyayı batıracağız. Önümüzdeki 50 yıl içinde farklı bir düzen kurmazsak, dünyanın kendini toparlaması 10 bin yıl alacak!” Sanki bu pandeminin kokusunu almış gibi yazdığı kitabında mevcut sistemi eleştiriyor. 200 yıldır ekonominin insanı tamamen yok saydığından, salt matematik ve GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla) odaklı büyüme üzerine kurulu olduğundan dert yanıyor.

Bu yüzden de hem toplumlarda ve dünyada eşitsizliklerin tavan yaptığını, hem de ekolojik çöküşe sebep olunduğunu söylüyor. Yeryüzündeki yaşamı yok etmek üzerine kurulu bu modeli de “al-kullan-at” diye özetliyor.

***

Bizler de bu ekonomik düzene uymak için birer “rasyonel ekonomik adam” olduk Raworth’un deyişiyle. “Elinde para, kafasında hesap makinesi, kalbinde de egosu olan bir adam. İşinden nefret ediyor ve bitmeyen ihtiyaçları var. Doymuyor, doyamıyor. Her şeyin de fiyatını biliyor çünkü ona göre her şeyin bir fiyatı var. Bu rasyonel ekonomik adam sadece kendine değil, dünyaya da çok zarar vermeye başladı. Acilen yeni bir adam portresine, 21. yüzyıl için yeni bir ekonomi hikâyesine ihtiyaç var” diyor.

21. yüzyılın hikâyesi

İşte bu yeni hikâyeyi de şöyle kurguluyor: Finans dünyasının ve devletin çıkarlarını insanın çıkarlarıyla ve doğasıyla harmanlayan bir sistem. Yani insanı merkeze alan, daha esnek, daha kapsayıcı bir anlayış.

Bunun için de şunu öneriyor: 1.si; piyasayı zaman zaman serbest bırakan, devletin gerektiğinde müdahale ettiği bir sistem. 2.si; daha eşit dağılımı hedefleyen, yani insanın canına mal olan değil, insan hayatına hizmet eden bir model.

Temeline de insanların

yeryüzüyle ve birbiriyle iç içe geçmiş ve derinden bağlantılı olduğu gerçeğini koyuyor. Yukarıda bahsettiğim “al-kullan-at” dediği tek yönlü hareketi, “sonsuz kullan” dediği iki yönlü harekete çeviriyor. Mesela atıkların tekrar kullanılması, yenilenebilir enerjiye geçilmesi gibi.

***

Bu modele “donat” adını takması ise, bizim simidi andıran yuvarlak ve içi boş şeklinden dolayı. Simidin dış çeperi, yeryüzünün sınırlarını temsil ediyor. Yani küresel ısınma, hava kirliliği, biyo çeşitliliğin kaybı gibi; insanların ötesine geçmemesi gereken ekolojik tavan. İç halkanın çeperi ise iyi bir yaşam için temel ihtiyaçlarımız: Yemek, temiz su, konut, enerji, eğitim, sağlık hizmeti gibi şeyler. Yani o da, kimsenin altına inmemesi gereken toplumsal tavan.

İki halka arasındakiler ise, dünyanın şanslıları. Bir diğer deyişle, güvenli ve adil bir şekilde yaşayabilenler. Simidin ortasındaki boşluk da işte o “Evde Kal” sloganına uyma lüksü olmayanlar.

***

Murat Ülker derinlikli makalesinde işte bu tezi masaya yatırmış. Mealen “İyi tamam güzel hoş da, bu tam olarak nasıl yapılacak?” diyerek teorik bir çözüm arıyor.

Çözüm belki de yer verdiği şu cümlelerimin içindeki gerçekliktedir: “Bence donatın yuvarlak olması en önemli özelliği. Herkesin ve her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu, hepimizin aynı halkanın içinde olduğumuzu en güzel bir simit gösteriyor bana kalırsa.” Dolayısıyla, bu salgında bireylerin yaşadığı değişim ve farkındalık, ister istemez sisteme de yansıyacak. Bir gün bir bakmışız, 21. yüzyılın hikâyesi kendiliğinden ortaya çıkmış olacak.