Çöküş mü, doğuş mu?

Şu an olan biteni anlamaktan çok uzağız sanki. Sebebi de hâlâ o eski, alıştığımız kalıplarla bakıyor olmamız. Zannediyoruz ki bu sayılı günler geçecek ve biz kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ama hayır, kaldığımız yerden devam etmeyeceğiz. Çünkü o kaldığımız yer yok artık. Şimdi bambaşka bir yerdeyiz. Ve ancak buradan bakarsak, olanı görebiliriz.

O halde soru şu: Neredeyiz? Düşünün ki modern tarihin en büyük siyasi, ekonomik ve sosyal çöküşünü yaşadığımız söyleniyor. Herhalde son 10 günde gerçekleşen değişimi dünya ancak son 100 yılda yaşamıştı. Dönüşümün hızı o kadar büyük. Yaygınlığı ve derinliği de aynı şekilde. İşte “çöküş” denilen bu değişimden, şimdi yeni bir bebek doğuyor. Yeni bir düzen, yeni ideolojiler ve yeni yaşam şekilleri. Yani yeni bizler, yeni devletler ortaya çıkıyor.

‘Önce ben’ bitti

“Bu salgın bittiğinde kendimizi yepyeni bir ekosistem içinde bulacağız” diyor, telefonda konuştuğum Asya uzmanı Dr. Altay Atlı. “Dünya zaten bir patlama noktasına gelmişti. Artık aşırılıkları kaldıramıyordu, çalışmıyordu. Normalde buna hep savaşlar çekidüzen vermiştir. Şimdi onun yerini korona aldı” diyor.

Uzun zamandır insanların kısa vadede elde etmek istedikleri şeyler için, uzun vadeyi feda ettiklerini anlatıyor. Kısa vadedeki çıkarlarını önceliklendirip, uzun vadeyi tamamen yok saydıklarını söylüyor. Doğayı ve öz kaynakları harap etmek, etrafına duvarlar örüp dünyaya ve hatta yaşam savaşı veren sınırlarına dayanan insanlara sırtını dönmek gibi... Yani özetle, Trump’ın meşhur “Önce Amerika” mottosu işte.

“Artık bu bitti. Herkes aynı gemide olduğumuzu görüyor şimdi” diye devam ediyor, Atlı Global’in Kurucu Başkanı. “Bu zaten böyle devam edemezdi. Bakın şimdi ne kısa vade kaldı, ne uzun vade. Tüm planlar altüst oldu. Virüsle birlikte tüm vadeler bitti” diyor. Bundan sonra uzun vadeyi düşünen, hayatını ona göre kurgulandıran insanların ve devletlerin tutunacağını söylüyor. Yani sürdürülebilir bir dünya için çalışan ve yaşayanların...

Dolayısıyla, birbiriyle dayanışma içinde olanların dönemi kapıda. Rekabetten çok iş birliğini öne çıkaranlar bundan böyle öne çıkacak. Zira korona salgınının kendisi, tüm dünya birlikte hareket etmeyince pek bir yere varılamadığını gösterdi hepimize. Birbirlerine gönderdikleri maskeler, testler, yardım paketleri olmasa, kaç ülke tek başına ayakta durabilirdi? Uluslararası kurumlar da son derece işlevsiz kaldılar. Onlara duyulan açlık iyice ortaya çıktı. Bu kriz atlatılır atlatılmaz küresel iş birliğini ve dayanışmayı güçlendiren yeni bir düzen inşasına başlanacağı muhakkak.

Bununla birlikte, bir ülkenin salgına yakalanması ya da ekonomisinin çökmesinin nasıl tüm yerkürede ışık hızıyla domino etkisi yarattığını gördük. Bundan sonra “Komşum batsın, ben çıkarım” deme lüksü kalmadı kimsenin. Zira komşun tedbir almazsa, senin aldığın önlemlerin hiçbir önemi yok. Komşun iyi olmazsa, kendi evini iyi tutmanın imkânı yok. Küresel olanı, kolektif olanı öne çıkaranların dönemine giriyoruz şimdi. Kısa vadede kendi çıkarını düşünüp uzun vadede herkese zarar verenler yavaş yavaş sistem dışında kalacak. Uzun vadede ortak çıkarı önemseyenler güçlenecekler. “Ya uzun vade için hep birlikte çalışacağız. Ya da tükenip gideceğiz” diye özetliyor bu durumu Dr. Atlı.

Çöküş mü, doğuş mu


Yeni devlet

Kısacası insanı, çevreyi, başkalarını düşünen ve ön planda tutan, paylaşımcı bir sistem dayandı kapıya. Sadece büyümeye değil, nasıl büyüdüğüne, büyümenin kalitesine ve refahın eşit dağılımına öncelik veren devletlerin, düzenlerin zamanı geldi. Bu salgında kendi ürettiği testlerle, teknolojik sistemlerle, tedavi-aşı teknikleriyle öne çıkan ülkeler başarılı oldular. Yine, kurumları güçlü olan devletler halklarına ellerini uzatabildi. Bilginin, deneyimin, teknolojinin, sağlık-eğitim gibi yaşamsal sektörlerin, yani bir devletin altyapısının ne kadar hayati olduğu ortaya çıktı.

Ülkelerin öz kaynakları da aynı şekilde. Tarımı, hayvancılığı, toprağı güçlü olmayanlar şimdi arkada kalıyorlar. Böyle bir krizde küresel sanayi ve tedarik zincirleri durunca, ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Oysa kendi kaynakları doyuran, ısıtan, aydınlatan devletler böyle bir durumla çok daha kolay baş ediyorlar. Yani görüldü ki büyümenin içini doldurmak ve refahı (kurumlara, topluma, öz kaynaklara) dağıtmak olmazsa olmaz.

Elbette bu salgın durulduğunda bu yeni ekosistem bir anda ete kemiğe bürünmüş olmayacak. 3-5 yıl herkes önce belini doğrultmaya, evini toparlamaya çalışacaktır. Kendi içine dönecek, içe kapanma refleksi gösterecektir. Sistemin ayakta kalması için varını yoğunu ortaya koyacak tüm dünya. Ama bu kısa süre geçtiğinde sistem kendini yenilemiş, güçlenmiş olacak. Ve artık bir virüs tüm dünyayı bu kadar kolay sarsamayacak.