Doğu Akdeniz hamlesi

Doğu Akdeniz’de kıskaca alınmaya çalışıldığımız artık aşikâr. Güney Kıbrıs, arkasına bölgeden Yunanistan, Mısır ve İsrail’i, dünyadan da ABD ve AB’yi almış, Türkiye’yi tecrit etme derdinde. Evvelsi gün AB’nin Türkiye’ye karşı aldığı yaptırım kararları, hemen öncesinde ABD’nin Güney Kıbrıs’a 87’den beri uyguladığı silah ambargosunu kaldırması... Bölgedeki gerilimin tırmanacağına delalet.

Türkiye ise kendi egemenlik haklarını savunuyor. Bu deniz sahasından çıkan enerji kaynaklarından kendine ve KKTC’nin payına düşeni de almaya çalışıyor. Ancak bu haklarına kavuşabilmesi için, hızla denklemi kendi lehine çevirecek adımlar atmak zorunda. Ki geçtiğimiz pazar günü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la yaptığımız toplu kahvaltıda, böyle bir diplomatik sürecin başlatıldığına şahit olduk.

Ortak komisyon

Öncelikle, Türkiye, 2015’te satın aldığı Fatih ve Yavuz gemileriyle Kıbrıs açıklarında arama çalışmalarını yürütüyor. Ancak artık Doğu Akdeniz mücadelesinde fiili olarak yer almanın ötesine geçerek, diplomatik adımlarına da hız vermiş durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan pazar günü, “Biz Kıbrıs’ta İngiltere ve Yunanistan’la birlikte 3 garantör ülkeden biriyiz. Burada söz sahibi olan birileri varsa, sadece bu üç ülkedir” diyerek, Türkiye’nin uluslararası hukuka dayanan haklarını bir kez daha vurguladı. Kıbrıslı Türklerin de Rumlarla eşit haklara sahip olduğunu, Ada’nın zenginliklerinden ortak faydalanmaları gerektiğini defalarca söyledi.

***

İşte Ankara bu haklarına yönelik olarak ilk hamlesini yaptı: Geçtiğimiz cumartesi günü KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, Rum Yönetimi’ne ortak komisyon önerisi sundu. Dün gazetemizde detayları yer alan taslak, BM gözetiminde ve AB’nin gözlemci olarak katılacağı bir “hidrokarbon komitesi” kurulmasını öneriyor. Her ne kadar Rum tarafı öneriyi dün reddetmiş olsa da, Ankara’nın bu adımı şu açıdan önemli:

Türkiye 2011’de KKTC ile Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması imzalayana kadar, “Önce Kıbrıs meselesi çözülsün, sonra Doğu Akdeniz’de enerji denklemi kurulsun” görüşündeydi. Şimdi ise Rum tarafına yaptığı bu öneriyi Kıbrıs sorunundan ayrı tutarak, geleneksel tutumunu terk ettiğini gösteriyor. Yani artık enerji denkleminde Kıbrıs çözümünü ön koşul olarak görmüyor. Bu da elini rahatlatacak bir tutum.

Diplomatik atak

Bununla birlikte, belli ki Ankara, 2010’da oluşan Güney Kıbrıs-Yunanistan-Mısır-İsrail blokunu zayıflatmaya yönelik adımlar atmaya hazırlanıyor. Erdoğan bölgedeki yeni gelişmelerin, Yunanistan’da geçen hafta yapılan seçimlere denk geldiğini hatırlattı. Atina’da yeni Miçotakis yönetimiyle olumlu bir diyalog başladığını söyleyerek, Yunanistan-Türkiye arasındaki ilişkileri “hızla daha iyi bir konuma taşıma” niyetinde olduğu mesajını verdi.

Bu bölgesel dörtlünün bir ayağı olan Mısır da aynı çerçevede ele alınabilir. Eski Cumhurbaşkanı Mursi’yi devirerek 2013’ten beri ülkeyi yöneten Sisi’yle Ankara’nın arası açık. Kahire yönetimiyle diyalog kanallarını açmak, Türkiye’nin elini bu blok karşısında çok güçlendirecek bir kart olur.

***

Tüm bu bölgesel ve uluslararası adımlara ek olarak, Türkiye bir de uzun vadeli ve ezber bozan bir adım atabilir. O da, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmesi. Aynen Rum tarafının 2003’te Mısır, 2007’de Lübnan, 2011’de de İsrail ile MEB anlaşmaları imzaladığı gibi... MEB ilan edilebilmesi için ise, bir ülkeyle karşılıklı mutabakat sağlanması gerekiyor. Bunun için şu an en uygun olan ülke ise, Libya. İki yönetime bölünmüş olan Libya’da, Ankara merkezi Trablus’ta bulunan ve BM’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti’yle diyalog yürütüyor. Süreç hızlandırılırsa, Libya Türkiye’nin bu stratejisinin ilk ayağı olabilir.