Dünya dostu beslen!

Bugün beslenme şeklimiz dünya üzerindeki toprağı yok ediyor. Düşünün, sadece 1970’den bu yana yerküre üzerindeki toprağın üçte biri yok olmuş. Tek sebebi ise, gıdamız!

Küresel uyanış

İnsanoğlu yaptığı tek bir faaliyetle tarımla- dünyayı aslında yok ediyor. Bunun farkında değil. Zira yanlış şekilde beslendiğimiz için tarım da yanlış yapılıyor. Yani toprak da yanlış ekilip biçiliyor. Bu da dünyayı hızla imha ediyor. Küresel ısınma, ormansızlaşma, çölleşme, erozyon, seller, denizlerdeki ve okyanuslardaki cansızlaşma... Hepsi ama hepsi bizim yediklerimizden kaynaklı. İnsanlarda baş gösteren birçok hastalığı saymıyorum bile. Zaten toprağın sağlığı ne kadar bozulursa, bizim sağlığımız da o kadar bozuluyor.

İşte tam da bununla ilgili bugün dünya üzerinde büyük bir uyanış var. Birçok ülke ve kurum bu farkındalıkla harekete geçmiş durumda. Mesela geçtiğimiz hafta Danimarka’nın Gıda ve Tarım Bakanı, ülkesinin “dünya dostu” beslenme şekline geçtiğini ilan etti. İnsanın ve dünyanın sağlığını birlikte ele alan yeni bir gıda ve tarım stratejisi uygulamaya başladıklarını açıkladı. Tüm Kuzey Avrupa ülkeleri de 2022’ye kadar beslenme şekillerini dünyayı koruyacak şekilde değiştireceklerini beyan ettiler.

Küresel bir kuruluş olan Dünya Doğayı Koruma Vakfı da (WWF) bu ay tüm dünyada bir kampanya başlattı. “Gezegen dostu beslenme” kampanyasının arkasında da şu gerçek var: Dünya dostu beslenirsek karbon salınımı yeryüzünde en az yüzde 30 azalacak, hayvanların ve bitkilerin ölümü yüzde 45 oranında düşecek, tarımsal alan en az yüzde 40 artacak ve hayvanların erken ölümü en az yüzde 20 azalacak.

Peki ama gıdamızla toprak arasındaki bu bağlantı nedir?

Yanlış gıda,  yanlış tarım

Her şeyden önce, toprağın üzerindeki bitkiler ve ağaçlar havadaki karbondioksidi alıp toprağa aktarıyorlar. Toprak da onu karbona çevirip havaya geri veriyor. Böylelikle bizim için zararlı olan karbondioksit toprakta hapsolmuş oluyor. Bu nedenle, bizler toprağı yanlış sürünce, ormansızlaştırınca ya da yok edince, havadaki karbondioksit oranı hızla yükseliyor. Bu da hem sağlığımızı olumsuz etkiliyor, hem küresel ısınmaya sebep oluyor. Böylece yağmur suyunu tutamadığı için neden olduğu seller de cabası. Üzerinde yiyecek bir şey bulamayan hayvanların yok olmasından daha bahsetmedim bile.

Dolayısıyla, toprak hem bizim hem dünyanın sağlığı için kilit önemde. Dahası, toprağa atılan kimyasallar yani pestisit denilen zehirli ilaçlar da elbette yiyip içtiklerimiz vesilesiyle bizim bedenimize giriyor. Bununla birlikte toprağın altına iniyor ve orada yaşayan mikro-organizmaları öldürüyor. Ki tam da bu canlılar toprağın karbondioksidi emmesini sağlıyor. Dolayısıyla, onlar ölünce toprak da işleyemez hale geiyor. 1970’lerde kullanılmaya başlanan bu pestisitler yüzünden dünya üzerindeki toprağın üçte biri yok olmuş bile. Böyle devam edersek de 60 yıl içinde de tamamen yok olacak. Bunu söyleyen ben değilim, Birleşmiş Milletler’in birçok raporu.

Dahası, bu zehirlerin yer altı sularına ya da yakındaki bir dereye vs. karışarak denizlere ulaşması da toplu balık ölümlerine varan sonuçlara yol açıyor.

Özetle, sağlıklı toprak; sağlıklı insan, sağlıklı iklim ve sağlıklı dünya demek.

Çeşitlilik şart

Tam da bu yüzden toprağa iyi davranmak, iyi bakmak gerekiyor. Pestisit kullanımını ciddi oranda azaltmak işin olmazsa olmazı elbette. Ama toprağı mahveden sadece bu değil.

“Ne yediğiniz, doğrudan tarımı yani toprağı etkiliyor. Tek tip yani çeşitsiz beslenince, toprakta da hep aynı şeyler ekilip biçiliyor. Mesela bir tarlada sürekli domates ekilirse, domates o topraktan hep aynı mineralleri çekiyor. O zaman da o toprakta o mineraller azalıyor. Bu da toprağı fakirleştiriyor ve zayıflatıyor. Tıpkı bir insanın bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi” diyor WWF Gıda ve Tarım Programı Müdürü Arzu Balkuv.

Tam da bu yüzden çeşitli beslenmemiz, böylelikle toprağa farklı bitkilerin ekilmesi gerektiğini anlatıyor. “Ne var ki bugün insanoğlunun tükettiği şeylerin yüzde 75’i sadece 12adet bitki ve 5 adet hayvan türünden çıkıyor. Tüketilen kalori miktarının yüzde 60’ı da sadece 3 adet bitkiden geliyor!” diyerek durumun vahametini ortaya koyuyor. Bitki ve hayvan sayısının, yani bio-çeşitliliğin azalması da yukarıda anlattığım gibi toprağın yok olması anlamına geliyor.

 

Kısacası, toprağın da canlı olduğunu, içinde sayısız canlı barındırdığını, ihtiyaçlarının bulunduğunu ve bizim sağlığımızla onun sağlığının birbiriyle tamamen bağlantılı olduğunu artık anlamamız gerekiyor. Hadi diyelim toprağı, bitkileri, hayvanları sevmiyorsunuz ya da önemsemiyorsunuz. Bari bu döngüye bakıp, kendi sağlığınızın onların sağlığına bağlı olduğunu anlayın. Hiç olmazsa kendinizi düşünüp toprağa zarar vermeyi bırakın. Bu da bir adımdır.

NOT: Netflix’te gösterilen “Toprağı Öp” belgeselini izlerseniz çok daha fazla bilgi edinebilirsiniz.