Göbeklitepe vakti

Üst üste aldığımız facia haberleri beni son günlerde gündemimize giren Göbeklitepe’ye, yani uygarlığın başlangıç noktasına götürdü. Zira böyle zamanlarda, insanoğlunun ilk dönemlerine sığınmak bana hep nefes verir. Milyonlarca yıl boyunca acılarla yoğrula yoğrula bu günlere geldiğimizi hatırlattığı için, sanki “Bu da geçer ya hu” diye fısıldar kulağıma. İşte Göbeklitepe de öyle yaptı...

İlk tarım ve yerleşim

Urfa’ya ilk kez gittiğim 1999 yılında Göbeklitepe kazılarını görmek nasip olmuştu. Geçtiğimiz ay Netflix’te Göbeklitepe üzerine kurgulanan Atiye dizisini seyrettiğimden bu yana da, zaten oradaydım sanki. Ama asıl tam da bu hafta üst üste gelen acı haberlerin arasında elime Göbeklitepe kitabı geçince, kendimi sanki orada kaybolmuş buldum. Kazı çalışmalarının ana sponsoru olan Doğuş Grubu’nun yayımladığı kitap, üzerinde yaşadığımız toprakların ne anlama geldiğini gözünüzün içine sokuyor.


Her şeyden önce, burası dünya çapında bilinen en eski anıtsal yapı. İnsanoğlunun ilk mimari inşası. Tam 12 bin yıl öncesine dayanıyor. Yani Mısır piramitlerinden 7.500 yıl öncesine...

İnsanoğlu ilk kez burada avcılıktan tam donanımlı çiftçiliğe geçmiş. Düşünün ki insan dediğimiz canlı 2.5 milyon yıldır Dünya’da. Göbeklitepe’ye kadar ise avcı, yani gezginci olarak yaşamış. İlk kez burada tarım ve hayvancılığa başlamış ve böylelikle sabit yerleşime geçmiş. İlk kez burada bitkiler ve hayvanlar evcilleştirilmiş, besin üretimi başlamış.

Tabii buna göre de tüm mimari yapılar ve evler gelişmiş. Dolayısıyla, tarım ve üretim etrafında kurgulanan kentlerin ve devletlerin temeli burada atılmış. Yani bugünkü uygarlığın temeli. Bu da “insanlığın beşiği” denilen Anadolu’nun gerçekten öyle olduğunu, uygarlık tarihindeki yerini ortaya çıkarıyor. UNESCO’nun Göbeklitepe’yi 2018’de Dünya Mirası Listesi’ne alması bundan. Doğuş Grubu’nun hazırladığı kısa belgeselde konuşan ve kazılara katılan Alman arkeolog, “Ne desem Göbeklitepe’nin önemini yeterince anlatamam” derken bu önemi vurguluyor.

İnançtan doğan uygarlık

Ancak tüm bunlardan çok daha kritik bir kırılma noktası Göbeklitepe. Zira evrim teorisini tam tersine çeviriyor. Şöyle ki: Buranın aynı zamanda insanoğlunun ilk kültür ve inanç merkezi olduğu ortaya çıktı. Yeryüzündeki ilk tapınakların, tören alanlarının burada yapıldığı anlaşıldı, ki bu tüm dünyada büyük şaşkınlık yarattı. Göbeklitepe’deki ileri düzeyde mimarlık gerektiren tapınaklar, o dönem bölgenin farklı yerlerinden insanların buraya ibadet için geldiğini gösteriyor.

İşte tam da bu tüm teoriyi altüst ediyor: Daha önce tarımın ibadete yol açtığı düşünülürken, ibadetin, yani inancın tarımın doğuşuna yol açtığını Göbeklitepe ortaya çıkarmış oluyor. Yani Göbeklitepe gösteriyor ki inanç, medeniyete giden yolun en başında yer alıyor. Kısacası, insanoğlu ilk kez Türkiye’nin güneydoğusunda, “Bereketli Hilal” denilen bu noktada inancı uğruna harekete geçmiş ve bu uğurda uygarlığı başlatmış.

Gördüklerimiz ise göreceklerimizin kim bilir daha ne kadarı... Düşünün ki daha 1963’te Göbeklitepe diye bir yer tespit edilmiş (İstanbul ve Chicago üniversitelerinin ortak çalışmasıyla). Ama asıl Heidelberg Üniversitesi’nden bir araştırmacı 94’te burayı ziyaret edince önemi anlaşılmış. Kazılara da 95’te, yani sadece 25 yıl önce başlanmış. Hâlâ Şanlıurfa Müzesi başkanlığında, Alman Arkeoloji Enstitüsü iş birliğiyle ve Doğuş Grubu’nun sponsorluğunda devam ediyor.

Göbeklitepe bizi önce bu toprakların ne kadar kıymetli olduğunu fark etmeye, hatırlamaya çağırıyor. Sonra da insanoğlunun kendisine, ortak mirasına sahip çıkmaya... İnsanın inancının ne kadar kudretli olduğuna bizi şahit ediyor. Sanki o günkü insanlar şimdi bize soruyor: Peki, sen neye inanıyorsun? Bu uğurda ne yapıyorsun?