İnelim artık dünyanın sırtından

"Adamın sırtına oturmuşum, boğarcasına, kendimi taşıtıyorum. Ama hem kendimi hem başkalarını temin ederim ki haline çok üzülüyorum ve yükünü hafifletmek için elimden geleni yapmak istiyorum, sırtından kalkmak hariç."

Diye yazmış Tolstoy. Bu cümleleri bana doğaya, dünyaya yaptıklarımızı hatırlattı. Sürekli “iklim krizi, sürdürülebilirlik, çevre kirliliği” falan diyoruz. Güya doğaya, havaya, suya, toprağa verdiğimiz zarara üzülüyoruz. Göstermelik “sıfır atık, geri dönüşüm” gibi kelimeler kullanıp dünya için bir şeyler yapıyormuşuz havası veriyoruz kendimize ve etrafımıza. Ama işte bir türlü doğanın sırtından inmiyoruz. İnmeye bile yeltenmiyoruz.

O ise gürül gürül, tüm bolluğuyla bereketiyle bize akmaya devam ediyor. Suyuyla, toprağıyla, havasıyla bedava ve sonsuz veriyor. Ama bizim kurduğumuz yağmacı, hoyrat sistemle gitgide tükeniyor. Yok oluyor.

Fosil yakıt artışta

Artık ya gerçekten, samimiyetle bir şeyler yapalım ya da bu göstermelik çabaları bırakalım. Beni bu isyana sürükleyen, bu hafta okuduğum bir rapor oldu. Biliyorsunuz, dünyanın dört bir yanından ülkeler 2015’te Paris Anlaşması’nı imzaladılar ve böylelikle 2030’a kadar küresel sıcaklık artışını 1.5 dereceye düşürmeyi taahhüt ettiler.

Ancak diğer yandan, aynı ülkeler ne yapıyorlarmış biliyor musunuz? Attıkları bu imzaya ve verdikleri bu söze rağmen, harıl harıl belirlenen sınırdan çok daha fazla fosil yakıt üretmeye devam ediyorlarmış. Hem de yüzde 120 daha fazla! Bunu ortaya koyan, Birleşmiş Milletler Çevre Programı ile dünyanın önde gelen birkaç düşünce kuruluşunun birlikte hazırladıkları “Üretim Açığı Raporu” (The Production Gap report).

Oysaki 1.5 derece hedefini tutturmak için ülkelerin 10 yıl içinde fosil yakıt üretimini yılda %6 azaltmaları gerekiyor. Suudi Arabistan, Rusya ve ABD gibi önde gelen fosil yakıt ihracatçılarının ise üretimi daha da hızlı azaltması gerekiyor. Ama işte bunun yerine ülkeler, fosil yakıt üretiminde yıllık %2’lik bir artışa doğru hızla ilerliyor!

İnelim artık dünyanın sırtından

***

Peki, ne mi yapmak gerekiyor? Kömür, petrol ve doğal gazın aşamalı olarak kullanımdan kaldırılması konusunda ciddi adımlar atmak gerekiyor. Fosil yakıt aramayı ve çıkarmayı kısıtlayan politikalar benimsenmesi şart. Devlet teşviklerini durdurmak ve yakıt üretim planlarını iklim hedefleriyle uyumlu kılmak bunların başında geliyor. Zira 20 yıldır belirlenen tüm iklim politikalarına rağmen fosil yakıt üretim seviyeleri şu an her zamankinden daha yüksek.

Tabii düşük karbonlu bir geleceğe geçiş yaparken, toplumsal açıdan yıkıcı olmamak gerek. Bu süreçten etkilenecek olan insanlara iş olanağı sağlamaktan bahsediyorum. Ama unutmayın ki yenilenebilir/temiz/yeşil enerjiye geçiş yeni istihdam alanları yaratacak.

Küçük güzeldir

Aslında bu gidişata karşı belki de ilk uyarıyı İngiliz-Alman ekonomist Ernst Friedrich Schumacher yapmıştı. 1973’te yayımladığı ve Times dergisi tarafından 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana çıkmış en etkili 100 kitap arasında gösterilen “Küçük Güzeldir: Önceliği İnsana Veren Bir Ekonomi Anlayışı” kitabı dünyayı resmen sallamıştı. Kitap sanki bugün yerini, anlamını, önemini çok daha iyi buluyor.

Schumacher sayfalarında en çok da doğal kaynaklara vurgu yapıyor. Yeryüzünün aslında her insanın gereksinimini doyuracak kadar verdiğini, fakat her insanın açgözlülüğünü doyuracak kadar veremeyeceğini hatırlatıyor. Dünyaya yağmacı davrandığımızı söyleyip, “Yenilenemez olan maddeler sadece başka seçenek olmadığı zaman kullanılmalı. Kullanıldığı zaman da azami dikkat ve tutumlulukla harcanmalı. Rastgele veya bol keseden harcamak bir zorbalık eylemidir” diyor.

Bundan kastı elbette petrol-doğal gaz gibi doğal kaynaklar, toprak, hava, su, bitkiler, hayvanlar. Yani tüm doğal döngü. Hepsinin de ancak alternatifi olmayan durumlarda tüketilmesi gerektiği, ana tezi. İnsanın bilimle-teknolojiyle-bilgiyle ürettiği sermayenin, doğanın sağladığı sermayeden çok daha küçük olduğunu, oysa bizim doğal kaynakları sermayeden bile saymadığımızı vurguluyor. Onun dediği gibi: Fosil yakıtları insan yaratmamıştır; o yüzden devreye sokulamazlar. Bir kez tükendiler mi, sonsuza dek tükenmiş demektirler.

***

Bizim dışımızdaki canlıların, doğanın tükenmesinin bizim de tükenmemiz demek olduğunu anlayana dek... Korkarım böyle devam edeceğiz.

 

DİĞER YENİ YAZILAR