İnsanın yüzyılı

Geçen gün havaalanında uçağa binmeden, güvenlik kontrolündeyken, polis önümdeki kadını durdurdu. Çantasında izin verilen miktarı aşan bir sıvı şişesinin olduğunu söyledi. Kadın yolcu “Evet, yanımda kolonya var” deyince, şişeyi bırakmasını istedi. Ama aldığı “Bırakamam polis bey, yoksa korona olurum” cevabı karşısında kolonya şişesine geçit verdi.

Evet, yeni bir dönemdeyiz. Her şey kökten değişiyor. 11 Eylül saldırıları sonrasında tüm dünyaya yayılan güvenlik önlemleri bile çöktü işte. Mesele insan sağlığı olunca, insanın gözü terör bile görmüyor gördüğünüz gibi. O kolonya şişesi bir anda her şeyin önüne geçiyor. Çünkü sonuçta her şey insanlar için. Bizim için. Kovid-19 süreci bize bunu öğretiyor. Her şeyin başına ve merkezine kendimizi koymamız gerektiğini.

İnsan için teknoloji

Tam da bu sebepten, ekonomik düzen de değişiyor. Yerküreye bir virüs çarptığında tüm sistemin nasıl kifayetsiz kaldığını gördük. Devletler bir daha böyle bir sarsıntıyı kaldıramayacaklarını anladılar. Tam da bu yüzden “sadece rakamsal büyüme odaklı” ekonomik düzeni değiştirmek gerektiğini fark ettiler. İnsanı merkeze koymadan, “insan odaklı büyüme” modeline geçmeden bu düzenin sağlam olamayacağıyla yüzleştiler. Zira insana hizmet etmesi için oluşturulmuş bir sistem, insanı yok sayarsa nasıl işleyebilir ki?

Yani ekonomi büyürken, vatandaşlar da büyümeli. Refah, gelir topluma dağılmalı, yayılmalı. Tüm bireyleri ve kesimleri kapsamalı. Ülkelerin içinde bazı kesimler, dünya üzerinde de bazı ülkeler yok sayılmamalı, dışarıda bırakılmamalı. Oysaki bugün, insanın kendi eliyle yarattığı sistemin içinde insan yok olmuş durumda.

***

İşte aynısı teknoloji için de geçerli. İnsan teknolojiyi hayatını kolaylaştırması için ortaya çıkarmadı mı? Bugün teknoloji önde, insan geride, dili dışarıda onu yakalamaya çalışıyor. “Eskiden hayat ne kolaymış” lafı dilimizden düşmüyor. İyi de tüm bunların hepsi aksine yaşamımızı hafifletmek için yapılmadı mı? Düşünün ki geldiğimiz noktada “Robotlar insanın yerini alacak. Yapay zekâ tüm sistemi ele geçirecek” diyoruz.

Eğer ki robotlar, 5G, yapay zekâ, insanın yaşam kalitesini ve iş hayatında verimliliğini artırmaya yaramayacaksa, neden yaratıldılar? Frankenstein gibi sonunda onu hayata geçiren adamı yok etmesi için mi?

Bir an için her şeyi robotların yaptığını hayal edelim. Fabrikalarda işçiler yok, mağazalarda robotlar hizmet veriyor. Evlerde temizliği robotlar yapıyor. 5G teknolojisi de her şeyi hallediyor. Devletler de insanlara “vatandaşlık maaşı” (basic income) bağlamış. Yani tüm vatandaşlarına -çalışsın çalışmasın- düzenli aylık bir ücret veriyor. Ki, sosyal güvenlik sisteminin en güçlü olduğu Kuzey Avrupa ülkeleri buna çok yakın bir model uyguluyor hali hazırda.

Ama işte tam da bu ülkeler aynı zamanda dünyada intihar oranının en yüksek olduğu yerler. Demek ki insana yan gelip yatmak yaramıyor! İnsan atıl kalınca ne yapacağını şaşırıyor. Doğamız gereği üretmemiz, yaratmamız gerekiyor. Sonuçta insan sadece ekonomik ve politik bir varlık değil. Aynı zamanda kültürel, sosyal, etik bir yaratık.

Bunu en iyi, filozof Aristoteles Metafizik kitabında ortaya koymuş aslında: “İnsanda üç temel faaliyet vardır: Birincisi “bilme” etkinliğidir. İkincisi “eylemde bulunma”, üçüncüsü “yaratma” etkinliği.” İşte insanı oluşturan bu “etkinlikler” elinden alınınca, geriye bilmem ne kalıyor?

Çin’in çıkışı

Kısacası, teknoloji insanın kendini geliştirmesi için var aslında. İnsanı geriye attığı, onu dışarıda bıraktığı zaman bir anlamı kalmıyor.

“Dolayısıyla, robotlara ‘İnsanın işini elinden alan yaratıklar’ diye bakmamak gerekiyor. Belki bir fabrikadaki işçi sayısını azaltacak, evet. Ama diğer yandan teknoloji yeni istihdam alanları yaratacak. O işçilere başka işler sağlayacak. O nedenle ‘teknoloji insana karşı’ hikâyesi değiştirilmeli. Bu hikâyenin bir anlamı yok” diyor telefonda konuştuğum Atlı Global’in Kurucu Başkanı Altay Atlı. Yani “insana karşı” değil, “insan için teknoloji” olmalı.

***

Tam da evvelsi gün Birleşmiş Milletler’in (BM) 75. Genel Kurulu’nda konuşan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping buna vurgu yaptı. Küreselleşmenin en büyük zorluklarından birinin teknoloji ile istihdam arasında ve de devletle serbest piyasa arasında dengeyi sağlamak olduğuna vurgu yaptı. Teknolojinin “kapsayıcı kalkınma” için kullanılması gerektiğini söyledi. Hakeza, Pekin ekonomik modelini de “insan odaklı” hale getirdiğini açıkladı birkaç ay önce. Çin bu Kovid sürecinden en hızlı şekilde ders almış ve uygulamaya geçen ülke olarak öne çıkıyor.

Artık “her şey insanlar için” hakikatini idrak eden öne çıkıyor. Etmeyen, sistem dışı kalmaya mahkûm oluyor. İnsanın kendini merkeze koymayı öğrendiği bir yüzyıl bizi bekliyor.