Kapandıkça açılıyoruz!

Görünen o ki daha uzunca bir süre evlere kapanacağız. Yaşamlarımız kısa bir süreliğine değil, uzun süreliğine değişecek, artık belli oldu. Özellikle de içinde yaşadığımız şehirler.

Aslına bakarsanız ilk bakışta “kapanıyoruz” gibi görünsek de, aslında açılıyoruz. Evlere kapanma bizi daha da açılmaya zorluyor. Kendimizi, evlerimizi, hayatlarımızı, şehirlerimizi çok daha açık yapmaya itekliyor. Nasıl mı?

Şehir köyler

Uzaktan/online iş, eğitim, alışveriş, spor falan derken, kendimizi evlerden internet üzerinden her şeyi yapabilir halde bulduk. Bu da şehrin merkezinde oturmanın gerekli olmadığını çıkardı ortaya. Pandeminin kısa sürede bizleri terk etmeyecek olması da hibrit, melez bir düzene geçileceğini gösteriyor. Yani tamamen olmasa da büyük ölçüde uzaktan eğitim. Tamamen olmasa da çoğunlukla evden çalışma... Gibi.

İşte insanlar tam da bu yüzden büyük şehirlerin çeperine, bahçeli evlere doğru yönelmeye başladı bile. Yazlık mekânlar kışlığa döndü. Şehirden tamamen bunalanlar ise köyüne, memleketine gitmeye ya da bunu ciddi ciddi düşünmeye başladı. Bu değişim şehirleri de dönüştürecek ister istemez. Şehirlerin etrafında ve çeperinde az katlı müstakil evlerin artacağı geniş mahalleler, “kentsel köyler” kurulacak.

Merkezdeki büyük plazaların, AVM’lerin akıbeti ise şimdilik belirsiz. İnsanların balık istifi gibi üst üste dizildikleri kafe-lokantaların yerini de daha mesafeli sosyalleşebilecekleri mekânlar alacak gibi görünüyor. Tabii buna mukabil, şehrin merkezine iş yerleri hâkim olacak. Teknolojinin kullanımı da merkezde yoğunlaşacak. Kısacası, robotlaşmış ve dijitalize olmuş şehir merkezlerine, şehirlerin çeperlerinde yaşam kalitesi çok daha yüksek “şehir köyleri” eşlik edecek.

***

Aslında Paris’in Sosyalist Partili çevreci Belediye Başkanı Anne Hidalgo bu şehir planlamasını pandemiden önce de savunuyordu. Paris’i tamamen “çevre dostu” haline getirmeyi hedefliyor ve buna da “15 dakikalık şehir” adını takıyor. İhtiyacınız olan her şeyi (eğitim, iş, sosyalleşme vs.) evden çıkınca en fazla 15 dakika yürüyerek karşılayabileceğiniz mahalleler yaratmayı planlıyor. Böylelikle ne kendinizi ne de dünyayı fazla enerji tüketimiyle (benzin, toplu taşıma vs.) yoracaksınız.

Telefonda konuştuğum, Türkiye’nin genç, adını yurt dışında duyurmayı başarmış mimarlarından Melike Altınışık buna “dağınık ağ sistemi” diyor. Yani tek bir merkez yerine, çoklu merkezlerden oluşacak yeni şehirler öngörüyor. “Bu salgın gösterdi ki acilen şehirleri insan merkezli, sağlık merkezli kurgulamak gerekiyor” diyor.

Yani en başta dediğim gibi, aslında pandemi şu anda bizleri evlere kapatırken, çok daha açık hayatlara ve açık şehirlere itiyor. Zira asıl kapalı olan mevcut düzendi. Bizleri apartman dairelerine, plazalara, AVM’lere gaddarca kapayan sistemdi.

Yeni düzen

Aslında, pandemi sayesinde bu yeni şehirler sonunda imdada yetişiyor. Düşünün, tüm dünya yüzölçümünün sadece yüzde 3’ünü şehirler oluştururken, dünya nüfusunun yarısı yani nerdeyse 3.5 milyar insan şehirlerde yaşıyor. Yani üst üste! Dünyadaki tüm enerji tüketiminin yüzde 60’ını şehirler yapıyor. Toplam karbondioksit salımının yüzde 75’i şehirlerden çıkıyor. Tüketilen enerjinin yüzde 50’si de kentlerdeki inşai faaliyetler için yapılıyor. Yani dünyanın tüm enerji kaynaklarını topu topu yüzde 3’ünü oluşturan şehirler hunharca tüketiyor.

Tam da bu yüzden, oluşan yeni şehirler için acilen bazı düzenlemeler yapılması gerekiyor. Devletin çıkaracağı yasalarla ve yaptırımlarla yeni bir planlama şart. Bununla birlikte ekonomik reformlar da eşlik etmeli. Birleşmiş Milletler’de İklim Değişikliği konusunda baş danışman olan, MIT Mimarlık Profesörü Richard Sennett, daha çok mesafeli mekânlar ve mahallelerin oluşabilmesi için arsa maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini vurguluyor. Yeni “mesafeli yaşam” için radikal ekonomik reformlar gerektiğini yazıp duruyor.

Mimar Melike Altınışık da devletin getireceği yeni düzenlemelerin yerelleşmesi gerektiği görüşünde. Farklı bölgelerdeki şehirler için, oranın iklimine-koşullarına uygun farklı uygulamalar olmasının önemine dikkat çekiyor. İnşaatçıların, mimarların da “ekolojik mimari” uygulaması için yaptırımlar olmazsa olmaz, diyor. Ki böylelikle binalar en az miktarda fosil enerji tüketip, doğal kaynakları (güneş ışığından faydalanma, ahşap kullanımı gibi) en fazla miktarda kullansın. Böylelikle dünyanın enerji kaynakları hızla tükenmesin.

İşte yeni hikâyemiz tam da bu.