Koronaya karşı kış saati

Şu an hepimizi en çok zorlayan şey evlerde oturmak, orası kesin. Yoksa internet üzerinden görüntülü konuşarak bir şekilde birbirimizle özlemimizi gideriyoruz. İşte bir okurum da, evde kalmamızı kolaylaştıracak, sokağa çıkma isteğimizi azaltacak bir çözüm bulmuş ve benimle paylaşmış: Saatlerin geriye alınması, yani kış saati uygulamasına dönülmesi. Benim de aklıma yatan kıymetli önerisini sizlerle paylaşıyorum:

“Malum, bu salgınla mücadele yöntemlerinin en önemlisi karantina, yani izolasyon. Şimdi tüm devletler, insanları evlerinde tutmanın yollarını arıyorlar. Peki bu nasıl sağlanabilir? Tek yolu, sokağa çıkma yasağı ilan ederek insanları eve kapatmak, hayatı durdurmak mı? Yoksa zamanı kısaltıp sadece hayatı yavaşlatmak olabilir mi?

Devletlerin tıpkı savaşlarda olduğu gibi, afet ve felaketlerde de yeni stratejiler ve hamleler geliştirmeleri gerekir. Bunu yaparken de temel kural, insanları panikten ve korkudan uzak tutmak olmalıdır. Özellikle açlık-kıtlık korkusundan. Sokağa çıkma yasağı ise inanlarda böyle bir endişeye sebep olabilmektedir. Peki, o zaman Dünya Sağlık Örgütü’nün en çok üzerinde durduğu tedbir olan kişisel izolasyona, yani evde kalmaya insanları başka nasıl ikna edebiliriz? Cevabı bana göre şu: İnsanların zaman dair algılarını değiştirerek.

***

Türkiye’de 2016 yılında yaz saati-kış saati uygulaması kaldırılıp, sadece yaz saati sabitlendi. Yani artık saatleri 1 saat geriye alarak kış saati uygulamasına geçilmiyor. Dolayısıyla, gündüzler olması gerekenden daha uzun hale geldi; bu da insanların evde kalıp dinlenme içgüdülerini bozdu. Zira gündüz (özellikle de hava güzelse), insanları evden çıkmaya iten bir durum. Karanlık ise, insanları eve gitmeye zorlayan doğal bir süreçtir. İşte karanlığa daha erken saatte geçebilirsek, yani gündüzün bir kısmını geceye kaydırabilirsek, insanları evde tutmak çok daha kolay olacaktır.

Kaldı ki Türkiye de yaşayan insanlar, kış saati-yaz saati uygulamasına alışıklardı. Bu geçişlerle insanlar, mevsimler arası geçişi hissederek yaşayabiliyordu. Ancak günümüzde bu geçiş hissedilemez hale geldi. Oysaki yeni bir mevsime, sürece geçiş hissi ve bilgisi, insanları psikolojik olarak mutlu eden bir şeydir.

***

Bununla birlikte, kış saati uygulaması kaldırıldığından beri, insanların hayatlarında bir kısır döngü oluşmaya başladı. Eskiden gece, eve gitmek için ve dinlenmek için mutluluk kaynağıyken; artık iş çıkışları karanlık olmadığından eve dönmek için bir sebep ya da mutluluk kaynağı olmaktan çıkmış durumda. Yine; artık sabahlar sabah değil. Uyandığımızda karanlık olduğu için bildiğimiz birçok şey ve kavram anlamını yitirdi. Karanlıkta uyandığımız için ‘Günaydın’ kelimesini kullanmak içimizden gelmiyor artık. Kaldı ki insanın uyanabilmesi için tabiatta doğal bir süreç vardır, aydınlığı görmek gerekir. Dünyada birçok kişi ışıkla uyanır. İşte o doğal denge ve süreç bitti.

***

Şimdi yeniden bir ya da iki aylığına, yani bu salgın bitene kadar kış saati uygulamasına geçilmesi ve saatlerin 2 saat geriye alınması, insanların zihninde hayata dair yeni bir algı oluşturulabilir. Daha erken karanlık olduğu için insanların evde oturmaları onları daha az mutsuz edecektir. Hem de uzayan geceler insanların erken uymalarını sağlayacaktır; çünkü karanlık içgüdüsel olarak insana uyuması gerektiğini fısıldar. Bu da ‘Evdekal’ çağrısına olumlu yansıyacaktır.

İnsanlar sabahları aydınlığı görürse de, yaşama dair beklentileri artacaktır. Sabah ışığı da insanlara hayat enerjisi verecektir. Bu da koronavirüse karşı verdiğimiz mücadelede psikolojik olarak yardımcı olur. Zaten gün kısaldığı için bir bakmışız ki akşam olmuş... İşte o zaman ‘Evdekal’ çağrısı çok daha cazip ve uygulaması kolay hale gelecektir.

Karanlık olunca evde kalalım. Sabah olunca da ışığı görüp birbirimize ‘Günaydın’ diyebilmek umuduyla... Bülent Duran”