Seçimsiz seçim

"Bu seçimlerin kazananı kim, hâlâ bilmiyoruz. Ama kaybedenin kim olduğu belli: Amerika Birleşik Devletleri."

Bu sözler, New York Times’ın kıdemli yazarı Thomas Friedman’a ait. Dünkü köşesinde Amerikan sisteminin nasıl kilitlendiği ve bu gidişle ülkede büyük bir kırılma oluşacağı uyarısında bulunuyor. Başkan Trump döneminde ülkede kutuplaşmanın zaten tavan yaptığı, bu yarığın önümüzdeki yıllarda artarak devam edeceği, Amerikan seçim sisteminin de bu yangını körükleyeceği tespitinde bulunuyor.

ABD kilitlendi

ABD’de kutuplaşma öyle bir noktaya vardı ki Kovid-19 gibi tüm yerküreye yayılan ve ABD’yi resmen kasıp kavuran bir salgında bile, maske konusunda ülke ikiye ayrıldı. Trump’ın maske takmayı uzun süre kabul etmemesiyle birlikte, bu kadar hayati bir konuda bile ülke bir araya gelemedi. İşte Trump’ın ülkede iyice fişeklediği bu kutuplaşma da, o gitse de kalacağa benzer. Sonuçta onu oraya getirenler ve orada tutanlar, ona oy verenler. Trump olmasa illaki bir Ahmet, Mehmet bulurlar.

Burada asıl vurgulanması gereken ise şu: “Trump-izm” denilen bu dalga -ülkenin başına kim gelirse gelsin- daha sert eseceğe benzer. Zira araştırmalar gösteriyor ki şu an ülkedeki 74 milyon çocuğun çoğunluğu beyaz değil. ABD Nüfus Sayımı Dairesi’ne göre, 2040 yılında beyazlar Amerikan toplumunun yüzde 49’unu oluşturacak. Latin ve Asya kökenliler, siyahiler gibi diğer ırklar yüzde 51’e tekabül edecek. Yani ilk kez “yabancılar” ülkede çoğunluk olacak. Zaten tam da bu değişime direncin bir tezahürü değil mi Trump?

***

İşte tam da bu nedenle önümüzdeki dönemde toplumdaki kutuplaşmanın çok daha kızışacağı görüşü hakim. Elbette ülkenin ekonomik fay hatları da bunu destekliyor. Bundan kastım, işçi sınıfının ağırlıklı olarak popülist söylemi desteklemesi ve tam da bu yüzden ırkçı tutumuna rağmen siyahi ve Latin kökenli işçilerin önemli bir kısmının Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’sine kayması.

Thomas Friedman’a göre, Amerikan sistemi de buna kucak açıyor. Diyelim ülkede çoğunluk Cumhuriyetçilere oy vermese de ve Demokrat Parti’yi desteklese bile, Cumhuriyetçiler hem Beyaz Saray’ı hem Senato’yu kontrol edebiliyor. Friedman da, “Hiçbir sistem böyle bir stresi kaldıramaz. Bu bir noktada parçalanacak” diyor. Ben tam bunu okurken, TV ekranında sokağa dökülen Trump destekçilerinden biri, “Oyum için savaşmaya geldim! Biden’a oy verenleri hepsi birer terörist!” diye bağırıyor.

Dünyayı ilgilendiren

Bana göre, ABD’de sistemin kilitlendiğini en net olarak gösteren şey ise, bu seçimlerde iki adayın birbirinden pek farklı olmayışı. Yaşlarının, görünüşlerinin, tarzlarının benzerliği sanki bunun sembolü. Oysaki seçim dediğiniz şey, iki farklı tercih arasında yapılır. Dolayısıyla, sanki seçim gibi görünen, ama aslen tek bir tercihi ortaya koyan bir seçim yaşandı ABD’de.

Bununla birlikte, Trump’a hâlâ (salgınla mücadelede gösterdiği savrukluğa ve ekonominin durumuna rağmen) 68 milyon oyun gitmesi, sistemin birbirinden pek farkı olmayan iki adayı çıkarması ve yeni kanlar, canlar yaratamaması bir şeyi daha gösteriyor: Seçmenin korkusunu! Pandemi döneminde yeterince endişeye boğulan ve dünyada şu an yaşanmakta olan ışık hızı değişime ayak uydurmakta çok zorlanan insanlar, belli ki bir de ülkeyi yönetenleri değiştirmek istemiyorlar. “Bari siyasette aynı yüzler kalsın, en azından orada bir şeyler değişmesin” diye düşünüyorlar.

Kısacası, bu seçim bugüne kadar en çok Amerikalının sandığa gittiği seçim olsa da, yani toplum değişim istiyor gibi görünse de... Sonuca baktığınızda, Amerikalılar aslında mevcut sistemi korumak istiyor.

***

Sistemi kilitleyen bir diğer şey de, ülkenin sadece kendi içinde değil; uluslararası arenada da içinden geçtiği değişim. 20. yüzyılın süper gücü, bayrağı yavaş yavaş Çin’e devretmenin sancısını yaşıyor. Düşünün, sadece 5 yıl sonra Çin’in ekonomik büyümesi ABD’ninkini geçecek. Bu güç kaybını kaldırmak da kolay değil elbette. Bu küresel baskı ülkeyi kitlemiş görünüyor.

Bu seçimlerin tüm dünyayı ilgilendiren bir diğer kısmı da, yerkürenin geleceğini belirleyecek bir kararı barındırması. O da, Paris İklim Anlaşması! Şöyle ki: Kaderin cilvesine bakın ki tam da seçimin ertesi günü ABD, Paris İklim Anlaşması’ndan resmi olarak çıktı. Trump’ın ilk kez 2017’de duyurduğu çekilme kararı evvelsi gün 4 Kasım’da yürürlüğe girince, ABD anlaşmadan resmi olarak çekilen ilk ülke oldu.

Biden da hemen bunun üstüne bir kez daha, başkan olursa anlaşmaya yeniden katılma sözü verdi. Küresel ortalama sıcaklık artışını 21. yüzyılın sonuna kadar 1.5-2 dereceye düşürmeyi  hedefleyen anlaşmanın başarılı olması için de 1.7 trilyon dolarlık bir plan açıkladı. Bu neden mi önemli? Çünkü ABD dünyanın 2. en çok karbon salan ülkesi. Onun izinden giden bir sürü ülkenin bu konudaki kararlarını etkilemesi de cabası.

***

Trump ve Biden arasında en büyük farklılık olarak ortaya çıkan bu konu, aslında ikisi arasında en büyük benzerlik olması gereken mesele! Bu da herhalde bu seçimin dünyaya verdiği başlıca mesaj oldu. Dünyanın devamını ilgilendiren konularda seçim yapılmaması gerektiğini haykırmış oldu.

Teşekkürler ABD’nin seçimsiz seçimi.