Tüm hayatlar önemlidir

ABD’de haftalarca süren sokak gösterileri, göründüğü gibi sadece ırkçılık-karşıtı mı?

Yoksa bir siyahinin beyaz bir polis tarafından öldürülmesi üzerine alevlenen bu eylemlerin altında başka şeyler de var mı? Pandemi sırasında gerçekleşen George Floyd katliamına verilen tepkiler, korona sürecinden bağımsız mı?

***

Her ne kadar Amerikalılar “Black Lives Matter” (Siyah Hayatlar Önemlidir) sloganıyla sokağa dökülmüş olsalar da, tek motivasyonları ırkçılık değil belli ki. Altında yatan sebepler çok daha fazla ve çok daha derin...

Devleti sahiplenme

Elbette ABD’nin 400 yıllık hastalığı olan ırkçılığın yeniden baş göstermesi insanları ateşledi. Zaten ülkede siyahilerin ekonomik-sosyal durumu, siyah-beyaz mücadelesinin tavan yaptığı 1950’lerden çok da farklı değil.

Ancak işin daha derinine indiğinizde, ırkçılık karşıtlığının meselenin sadece görünen yüzü olduğunu fark ediyorsunuz.

***

Bir önceki yazımda da yazdığım gibi, Amerikalılar aslında devletlerine sahip çıkmak için sokaklara döküldüler. Pandemi boyunca Başkan Trump “Tedbirleri çok abartıyorsunuz” diyerek eyalet valilerine alenen savaş açtığı için, ülkede resmen merkez-yerel çatışması ortaya çıktı. Toplum da ‘Eyvah! Ülke dağılıyor mu? Biz şimdi kime güveneceğiz?’ diye panikledi. Bu katliam da Amerikalılar için aslında birleşme, “bir olma” fırsatı yarattı.

Yani eylemlerin altında, insanların bilinçaltında ulusal kimliklerine duydukları ihtiyaç yatıyor. Bu da aslında kendi canlarını güvenceye almak istemelerinden kaynaklanıyor. Bir diğer deyişle, Maslow’un meşhur “ihtiyaçlar piramidi”nde en yaşamsal ikinci ihtiyaç olan “güvenlik gereksinimi”nden.

Toplum aidiyeti

Ama gösterilerin altında yatan başka sebepler de var. Bunlardan herhalde en yüzeyde olanı, Amerikalıların aylardır evlerine kapanıp biriktirdikleri enerjiyi ve üzerlerinde hissettikleri “sokağa çıkma!” baskısını dışa vurma ihtiyaçları.

Bunun bir kat altında ise insanların sokağa çıkıp, gerçeğin, toplumun, hayatın bir parçası olduklarını hatırlama, hissetme ihtiyaçları var kesinlikle. Zira aylarca evlerine kapanıp hayattan ve insanlardan, yani bir nevi gerçeklikten koptular.

Sokak ise her şeyden önce toplum olmanın en önemli parçalarından biri. İnsanların toplumun diğer fertleriyle sosyalleşmesi, meydanlarda ve sosyal-kültürel mekânlarda toplanmaları toplumsallığı var eden şeylerin başında geliyor. Kamusal alandan mahrum kalınca ise sadece şehir hayatından değil, toplumla bağımızdan da feragat etmiş oluyoruz. Ki bu da bir toplumun zayıflaması demek.

İşte tam da bu yüzden Amerikalılar sokaklara dökülerek o gerçekliğe yeniden döndüler. Hayatın, toplumun, ülkenin bir parçası olduklarını hatırladılar.

Eşitlik için

Bir diğer motivasyon ise, insanların ülkenin durumundan duydukları memnuniyetsizlik. Gelir dağılımındaki büyük eşitsizlik bir yana, Başkan Trump’ın kendi tabanı dışında kalan kesimlere karşı kullandığı “dışlayıcı” dil ülkede ciddi öfke birikimi yaratmış durumda. Amerikalılar belli ki sadece ekonomik anlamda değil, sosyal ve kültürel olarak da daha adil bir toplum istiyor. Bunu ortaya koyan da anketler.

PEW araştırma şirketinin son yayınladığı anket sadece siyahilerin değil, beyazlar dışında tüm ırkların daha fazla polis şiddeti gördüğünü ve beyazlara göre gelir dağılımında daha fazla adaletsizliğe maruz kaldıklarını gösteriyor. Başkan Trump döneminde de farklı ırklar arasındaki ilişkilerin daha kötüye gittiği görülüyor. Zaten belki tam da bu duyarlılıktan dolayı “Siyah Hayatlar Önemlidir” sloganı üzerinden çok geçmeden “Tüm hayatlar önemlidir” (All Lives Matter) mottosu ortaya çıktı ve sosyal medyada çok etkili oldu. Sadece siyah değil, tüm renklerdeki hayatlar belli ki ülkenin halinden şikâyetçi.

***

Bu eylemlerin süresine ve yaygınlığına en yakın sayılabilecek hareket olarak ise 2011’de yine ABD’de aylarca süren “Wall Street’i İşgal Et” (Occupy Wall Street) hareketini gösterenler çok. Ülkenin finansal kalbi olan Wall Street’i hedef alıp sonradan tüm ABD’ye yayılan bu sokak gösterileri, sosyal eşitsizliği ve şirketlerin ABD yönetimi üzerindeki nüfuzunu protesto ediyordu.

“O hareket sadece bir taktikti, bir strateji değil. Bir yol haritası yoktu. Dolayısıyla bir yere varamadı. Evet, toplumdaki aşırı eşitsizliği tartışmaya açarak bir etki yarattı, ama o noktada kaldı” diyor, dünyaca tanınan tarihçi/siyasi eleştirmen-yazar Noam Chomsky, Guardian’a verdiği söyleşide. “Siyah Hayatlar Önemlidir” eylemlerinin de aynı şekilde üzülerek- bir değişim yaratamayacağını düşünüyor.

Olsun. Sonuçta bir duvar, taş üstüne taş koyarak örülüyor.