Türkiye’de tarımda devrim

"Ülkenin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki müstahsil (üretici) olan köylüdür.”

“Milli ekonominin temeli ziraattır.”

Özal dönemi

Bu sözler elbette Mustafa Kemal Atatürk’e ait. Temelini attığı Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomisini, tarımı merkez alarak inşa etmişti. Tarım politikalarını tamamen çiftçinin üretimi üzerine kurmuş, bu yüzden köylüyü ülkenin gerçek efendisi bellemişti. Neden mi?

“İnsanoğlunun ilk büyük derdi beslenme olmuştur. Beslenme hep ilk sırayı almıştır. Bu yüzden politikalar da aslında hep bunun üzerine kurulmuştur. Tarım da beslenmeyi hep daha iyileştirecek şekilde yapılmaya çalışıldığı için en öncelikli meseledir” diyor telefonda konuştuğum Hüsnü Doğan.

Bu köşeyi okuyan gençler için soralım, kimdir Hüsnü Doğan? Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı (1989-1993) Turgut Özal’ın sağ koluydu. ANAP’ın Özal’dan sonra 2 numaralı kurucusu ve parti programını yazan kişiydi. Ama daha önemlisi, 1. Özal hükümetinde Tarım Orman ve Köyişleri Bakanı’ydı. Türkiye’de tarımda devrim yapan, tarımı yepyeni bir yola sokan, büyük reformlar getiren insandı.

Türkiye’de tarımda devrim

Özal’ın (önce meşhur 24 Ocak Kararları’nın hazırlanmasına katılarak, sonra liderliğinde) ülkeyi ilk kez dışa açması, Türkiye ekonomisini liberalleştirmesi, serbest piyasa ekonomisini getirmesi gibi adımlarıyla zaten ekonomide bir devrim yapılmıştı. Tüm bunlar elbette tarıma da yansıdı. Ancak Hüsnü Doğan’ın 5.5 yıl tarım bakanı olarak şahsen yaptığı katkılar yadsınamaz. Bunda elbette Devlet Planlama Teşkilatı’ndaki uzun deneyiminin ve Yabancı Sermaye Kurulu Başkanlığı yapmasının etkisi büyüktür.

Teknolojiye yatırım

Dolayısıyla, bugünlerde en çok tartışılan konuların başında gelen, ne yiyip ne içtiğimizi ve tarım politikalarımızı konuşmak için en doğru isim Hüsnü Doğan. Döneminde ekonominin dünyaya açılmasıyla birlikte tarımda modernleşmenin başlaması, ilk kez makinelerin alınması ve çiftçinin bunlarla üretime alışması Doğan’ın bakanlığı döneminde oldu. Tabii bu da sulama tekniklerinden tohum üretimine kadar her şeyin bir anda teknolojiyle tanışması demek.

Onun döneminde tarımdaki 2. bir ilk de, tarım ürünlerinin ithalatının başlamasıydı. 3.sü de, o dönem özelleştirmenin hızlanmasıyla birlikte tarımda devletin rolünün azalıp özel sektörün artmasıydı.

Bugün birçokları o dönem ithalat kapılarının sonuna kadar açılmasıyla birlikte tarım sektörünün desteksiz bırakıldığı eleştirisinde bulunuyor. Hüsnü Bey ise bu tespitte abartı olduğu görüşünde. Özellikle teknolojik açılıma önem verdiklerini ve bu sayede üretimin arttığını hatırlatıyor. O dönemin tarım ürünlerindeki ihracat-ithalat rakamlarına bakıldığında da dengede olduklarını vurguluyor. “Ekonomiyi sadece dışa değil, ihracata da dönük yöne çevirdik. Ama elbette keşke ihraç kısmımız -her zaman- çok daha fazla olsa” diyor. Ve ekliyor: “Tabii ki her şeyi yaptığımızı söyleyemem ama o dönem Türkiye için önemli bir ray değişikliği yaptık.”

Bugün tarımda ihracatı artırmanın yolunun ise teknolojiden geçtiğini defalarca söylüyor. Konya’dan bile küçük olan Hollanda’nın bu sayede dünyada bir tarım devi olduğunu, geçen yıl tarım ürünlerinde 68 milyar dolar ithalat yaparken 100 milyar dolar ihracatı olduğunu hatırlatıyor. Ki aynı Hollanda’da tarım üretimi yapanlar toplam istihdamın sadece yüzde 1’i civarındayken, Türkiye’de bu oran yüzde 19! Yani tarımda hem istihdam hem toprak açısından Hollanda’dan katbekat büyüğüz. Ama buna mukabil Türkiye’de geçen yıl tarımsal ürünlerde ithalat 14, ihracat ise 16.8 milyar dolarda kalmış.

Hüsnü Doğan Batı dünyasının tarımdaki muazzam başarısını teknolojiyi iyi kullanmalarına bağlıyor. “Bizdeki bu duruma kafa yormamız gerekiyor. Bugünden yarına değil ama önümüzdeki 20 yıl için ciddi bir planlama yaparak teknolojiye yatırımla biz de bunu başarabiliriz” diyor.

Sürdürülebilir tarım

Ona göre “sürdürülebilirliği” konuşmanın da tam sırası. Teknolojinin geldiği ileri seviye sayesinde artık dünyanın sürdürülebilir tarım yapmaya çok daha kolay odaklanabileceğini düşünüyor. Elbette teknolojiye yatırım için de ekonominin iyi olması gerekiyor. “Bu yüzden her şeyden önce Türkiye’nin sürdürülebilir bir dış ticaret politikasına ihtiyacı var. Kendi kaynaklarıyla yatırım yapabilir bir kabiliyete erişmesi lazım” diyor.

Tüm bunları okurken ise şunu atlamamalı: Her dönemi kendi şartları içinde değerlendirmek gerekiyor. Bugünün gözüyle dünü görmemiz imkânsız. O günün koşullarına bakıldığında ise şunu söylemek mümkün: Türkiye için dünyayla ve çağ ile uyumlu bir yol açılmış. Bu yolu ise yürümeye devam etmek gerekiyor. Kendine yeterliliği ekmek, teknolojiyi de ona katık yapan bir rotayla.

Hüsnü Bey’in bugünün tarım politikalarıyla ilgili yorumları ise bir sonraki yazımda.