Ya açsın, ya obez, ya da hasta!

Hep yazıyorum: Bu salgında sonunda biraz olsun kendi canımızın kıymetini anladık. Virüs tüm dünyayı kasıp kavurunca, insan hayatı bir anda her şeyin merkezine oturdu. Tam da bu yüzden sağlığımıza, ne yiyip ne içtiğimize azami önem verir olduk. Midemize, bedenimize neler giriyor, hakikatini merak etmeye koyulduk. Virüsle ilgili, salgınla ilgili, sağlığımızla ilgili verilen bilgileri mercek altına almaya başladık. Doğru bilgi almanın değerini en nihayetinde anladık.

***

Bunun ispatı da şu: Temmuz ayından beri gündemin en tepesine oturan “gıda yasası”na karşı toplumda öyle büyük bir tartışma başladı ki... Medyada tarımla ve gıdayla ilgili “bilimsel dayanağı olmadan yanıltıcı yayın yapanlara” ceza getirecek olan yasa teklifi üzerine düşünün bir anda 80’den fazla sivil toplum kuruluşu çağrıda bulundu. Ülke çapında ortak açıklamalar yapıldı. Zehirsiz Sofralar adlı sivil toplum ağının başlattığı imza kampanyasını 21 bin kişi imzaladı.

Kısacası, insanlar ne yedikleri üzerine bilgiye ulaşmak istediklerini, bu kanunun ise sansüre sebep olacağını öyle yüksek sesle haykırdılar ki... Bu ses Ankara’da karşılık buldu ve söz konusu maddeler kanun teklifinden çıkarıldı.

Pandemi döneminde olmasaydık muhtemelen ne yetkililer en başında gıdayla ilgili doğru yayın yapılmasını bu kadar önemseyecekti ve önlem almaya çalışacaktı ne de bizler ne yediğimizle ilgili doğru yayın yapılmasını bu kadar isteyecektik. Yani aslında ipi tutan herkes aynı şeye ulaşmaya çalışıyor: Gıdayla ilgili doğru bilgiye!

Gıda hasta ediyor

Tam da işte Türkiye’de vatandaşın da siyasetçinin de gıdasına sahip çıkmaya çalıştığı bu günler, 16 Ekim Dünya Gıda Günü’ne denk geldi. Aslında bu gün, 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle baş gösteren büyük kıtlığa çare bulmak için 16 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü’nün doğum günü. Örgüt bu yılki temasını ise Birleşmiş Milletler’in meşhur “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”yle uyumlu olarak şöyle belirlemiş: “Büyütelim, Besleyelim, Hep Birlikte Sürdürelim” Ama gelin görün ki insanoğlu ne büyüyor, ne besleniyor, ne de dünyayı sürdürebiliyor!

Düşünün ki bugün 1.5 milyardan fazla insan yoksulluk sınırının altında. 820 milyon insan açlık sınırının altında. Dahası, tek mesele aç kalmak da değil. Karnı doyanların çoğu da hastalanıyor. Mevcut hastalıkların % 72’si gıda kaynaklı. 800 milyona yakın kişi de obez. Bir yandan, her yıl 5 yaşın altında 11 milyon çocuk açlıktan ölüyor. Diğer yandan, 5 yaşın altında 40 milyon çocuk obez.

***

Kısacası, bugün insanların çoğu açlardan ve obezlerden oluşuyor. İki ucun arasındakiler de yanlış beslenmeden dolayı hasta diyebiliriz! Dolayısıyla, bugün sağlıklı ve dengeli beslenmek resmen dünyanın en önemli meselesi. Ülkeler kendi insanını nasıl besleyeceğini kara kara düşünüyor.

Ama çözümü bulabilmek için önce sorunu anlamak gerekiyor.

Üretim-tüketimde israf

Sorun (insanların tarafında) sadece hızlı nüfus artışı ve yoksulluk değil. Asıl sorun, gıda üretimindeki kayıplar. Tarımda verim düşüklüğü, toprak erozyonu, kuraklık, eğitim eksikliği, ama asıl olarak üretimde israf ve ürün kayıpları o kadar fazla ki...

Gelişmekte olan ülkelerde ürün kaybı daha hasat aşamasında yüzde 40! Yani üretimin nerdeyse yarısı sofraya ulaşmadan çöpe gidiyor. Sırf Türkiye’deki yıllık kayba baktığınızda, 8-10 milyonluk bir ülkenin tüketebileceğinden fazla bir ürün ortaya çıkıyor. Bununla birlikte, uzmanlara göre gıda israfı da Türkiye’de yüzde 30’larda ve bu israf edilen gıdayla yılda 20-25 milyon insan açlıktan kurtarılabilir.

Kısacası, görülüyor ki tarım doğru şekilde yapılsa, üretilenler doğru şekilde tüketilse, tüketildikten sonra artanlar da doğru şekilde kullanılsa, dünya üzerinde ne kimse aç kalır, ne de doyanlar hastalanır.

Dünyaya zarar

Ama unutmayın, bunlar işin sadece insan tarafı. Madalyonun bir de öbür yüzü var. Yani dünyamız. Dengeli ve sağlıklı beslenmemiz sadece kendi sağlığımız için değil, yerkürenin sağlığı için de önemli. Zira yediklerimiz sadece bize değil, dünyaya da çok zarar veriyor! Tarım topraklarının bozulması, ormansızlaşma, su kirliliği, aşırı tarım ilacı kullanmanın biyo-çeşitliliği yok etmesi, denizlerde aşırı avlanma bunlardan sadece birkaçı... Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) küresel çapta başlattığı “Gezegen Dostu Beslenme” kampanyası da buna dikkat çekiyor. Ki bununla devam edeceğiz.

***

Özetle, gıda güvenliğini sağlamak ve israfıyla mücadele etmek insanlığın acilen bir numaralı gündemi olmalı. Hem de hemen bugün.

“Bugün” diyorum çünkü yarın bugün başlıyor. Bunu okuduysanız, yarın yapacağınız seçimleri çoktan değiştirdiniz bile. Hayırlı olsun.