Yeşil Saray

Ne kadar farkındayız bilmiyorum ama ABD seçimlerinin getireceği en büyük değişim, dünyamızın geleceğiyle ilgili olacak. “Yeşil zihniyetli” bir Başkan ve Başkan Yardımcısı, Beyaz Saray’a girmek üzere. Bizi yeşil bir Beyaz Saray bekliyor.

Bu da, ABD’nin Çin’le birlikte yürüttüğü çevreci politikaların dünyaya egemen olmaya başlayacağı anlamına geliyor. İster inanın, ister inanmayın, bir şeyler kökten değişiyor. Sanki dünya yavaş yavaş uyanıyor.

Çevreci Biden

Yeni Başkan seçilen Joe Biden, bugüne kadar ABD’de gelmiş geçmiş en agresif çevre ve iklim değişikliği kampanyası yürütmüş olan siyasetçi. Bu yüzden yeni Başkan’ın gündeminin en tepesine yeşil politikaları koyması bekleniyor.

Her şeyden önce Biden ilk iş olarak, Trump’ın ta 2017’de çıkma sözü verdiği ve bu seçimin hemen ertesi günü ABD’nin resmi olarak çekildiği Paris İklim Anlaşması’na yeniden katılmayı taahhüt ediyor. Küresel ortalama sıcaklık artışını bu yüzyılın sonuna kadar 1.5 dereceye kadar düşürmeyi hedefleyen anlaşmanın başarılı olması için, 1.7 trilyon dolarlık bir plan açıkladı bile. Ki bu Japonya, Kanada, Avustralya, Brezilya, Suudi Arabistan gibi Washington’ın izinden giden ülkelerin de buraya çekileceği anlamına geliyor.

Kaldı ki Biden’ın verdiği “yeşil vaatler” Paris Anlaşması’nın çok ötesinde. Bir kere, kendi açıkladığı plan ABD’de “yüzde 100 temiz enerji ekonomisi” yaratmayı ve en geç 2050’ye kadar karbon salınımını sıfıra indirmeyi öngörüyor. Dahası, temiz enerji kullanımından elde edilecek gelirin yüzde 40’ını da yoksul kesime dağıtmayı hedefliyor.

Bununla birlikte, “karbon vergisi” ya da “iklim vergisi” denilen, belirli bir miktarın üzerinde sera gazı salınımı yapan kurumlara ceza getirilmesini öngörüyor.

Gece ve gündüz

Gelelim Biden’ın yardımcısı, takım arkadaşı Kamala Harris’e. Harris’ın yeşil fikirleri daha da cesur. Kampanya sırasında Amerikan Exxon Mobil şirketini küresel ısınmaya katkısından dolayı dava ettiğini açıkladı hatırlarsanız. “Yeşil Yeni Anlaşma” denilen protokolün de baş destekçilerinden. Ki bu plan, geçen yıl Demokratlar tarafından sanayide fosil yakıt enerjisinden yenilenebilir enerjiye geçilmesini savunuyor.

Buna ek olarak, “hidrolik kırılma” denilen yöntemi (fracking) kaldırma sözü veriyor. Zira bu yöntem yerkürenin derinliklerindeki doğal gazı yeniden kazanma imkânı sağlarken, hem çok yüksek miktarda su tüketiyor, hem de bu uygulamada kullanılan sıvı aşırı derecede zehirli. Bir arıtma tesisi tarafından bile temizlenemeyecek seviyede.

Kısacası, Harris uzun yıllardır çevreci politikalara baş koymuş durumda. Tam da bu yüzden Biden-Harris ikilisinin bu konuda “gece ve gündüz gibi” olacağı söyleniyor. Hatta Beyaz Saray’da bu konuya adanmış bir “İklim ve Çevre Ofisi” kurmaları bekleniyor.

Engeller

Ne var ki her şey güllük gülistanlık değil.

Her şeyden önce bu konuda ülke içindeki Demokrat-Cumhuriyetçi ayrışması maalesef önemli bir engel. Mesela Yeşil Yeni Anlaşma’nın taşıyıcısı olan Temsilciler Meclisi’nin genç kadın üyelerinden Alexandria Ocasio-Cortez’e Cumhuriyetçiler “sosyalist, komünist” etiketleri yapıştırdılar. Bunun da Amerikan toplumunda olumsuz bir yansıması var hâlâ. Dolayısıyla, Demokratların cesareti kırılıyor.

Hakeza Cumhuriyetçiler yakın geçmişte çok kez “yeşil önerileri” bloke ettiler. Eski Başkan Bill Clinton’ın 97’de BM’nin Kyoto Anlaşması’nı Senato’dan geçirememesi misali.

Dahası, Amerikan sistemini kilitleyen “Senato Tıkanıklığı” denilen (filibuster) durum da ciddi bir engel. Şöyle ki: Senato’da bir yasa görüşülürken senatörlerden biri söz alıp konuşmaya başladığında hiçbir şekilde sözü kesilemiyor. İşte bazen azınlık partisi senatörleri bu kuralı, yasaların geçmesini engellemek için kullanıyorlar. İstemedikleri yasalar gündeme geldiğinde bazen günlerce konuşma yapıp, yasanın geçirilme süresini aşıyorlar.

Aslında tüm bunlar dünyanın geleceğini şekillendiren konuların Demokrat-Cumhuriyetçi gibi ayrışmaların önüne geçmesi, partiler üstü olması gerektiğini gösteriyor.

Son olarak, dünyanın geleceği elbette tüm dünyayı ilgilendiriyor ve ABD yönetiminin adımları tek başına yetersiz kalıyor. Yeni Başkan’ın bu konuda özellikle Çin’le iş birliği yapması elzem. Her şeyden önce, Çin dünyanın en büyük 2. ekonomisi. Uluslararası arenada da bugün ABD kadar etkili. Mesela Paris İklim Anlaşması, ABD ve Çin el ele vermeseydi 2015’te ortaya çıkamazdı.

Bu nedenle, Trump döneminde Çin’le iyice gerilen ilişkilerde Biden bir “reset” yapar mı ya da en azından bu konuyu diğer başlıklardan azade tutar mı, göreceğiz. Dünyanın geleceği konusunda ne kadar samimi olduğunu bu seçimi ortaya koyacak hakeza.

Beyaz Saray’ın yeşile boyanması dileğiyle...