Yeşilini seç!

Neler olduğunun farkında mısınız ? Çok yakında sokağa çöp attığınız için ya da arabanız fazla egzoz çıkardığı için mahkemeye çıkabilirsiniz. Bu dediğim Fransa’da olmak üzere.

Dönüm noktası

Geçtiğimiz hafta Fransa tarihinde ilk kez, ülkenin çoğu şehri Yeşiller Partisi’ne (EELV) geçti. Başkent Paris de “çevreci” belediye başkanını yeniden seçti. Dahası, bu yerel seçimde oyları yükselen tüm partilerin, çevre politikalarını öne çıkaran partiler olduğu tespit edildi. Çevre, iklim, sağlığı gündemine almayan partiler ise ciddi oy kaybetti.

Cumhurbaşkanı Macron da belli ki mesajı aldı: Seçim sonucu belli olduktan sadece birkaç saat sonra, iklim kriziyle mücadele için tam 15 milyar euro ayırdığını açıkladı. Hem de sadece iki yıl için. Bitmedi! Çok yakında ülke çapında bir referandum yapacağını ilan etti. Çevreye zarar vermenin “ekolojik tahribat” suçu sayılıp sayılmayacağının oylanması için.

Bu referandumun sonucu, seçim sonucuna bakıldığında şimdiden ortada. Düşünün ki Yeşiller (bazı kentlerde sol partilerle ittifak kurarak) Lyon, Bordeaux, Strazburg, Marsilya gibi bütün büyük ve önemli kentleri aldılar. Şimdi tüm dünya Fransa’ya “yeşil dalga”nın hakim olduğunu söylüyor. Sadece bu ülke için değil, tüm Avrupa için bir dönüm noktası olduğu yazılıp çiziliyor. Malum, Fransa AB’nin iki lokomotif ülkesinden biri.

Hakeza bir diğeri olan Almanya’da da “yeşil politikalar” son dönemde öne çıkıyordu. Hatta merkez sağın temsilcisi Başbakan Merkel de nükleer enerjiden vazgeçtiğini, yenilenebilir enerjiye geçmeye başlayacaklarını çoktan açıklamıştı. Yani bu duyarlılık artık sadece Yeşiller gibi çevreci/ekolojik partilerin gündemi olmaktan zaten çıkmıştı. Merkez partilerin de gündeminin tepesine oturmuştu.

Dahası, bu ajanda AB’nin de önceliklerinden biri haline geldi. Korona salgınının başlangıcında, yani 2019’un sonunda AB ülkeleri iklim kriziyle mücadelede dünyada öncü rol üstlenmek için bir eylem planı açıkladılar. Buna da “Yeşil Anlaşma” adını taktılar.

Kısacası, son zamanlarda kendini göstermeye başlayan bu “yeşil dalga”, korona döneminde insanların sağlığa ve temiz havaya verdikleri önemin artmasıyla birlikte aniden çok güçlendi. Dönüştürücü hale geldi. Artık bu hassasiyeti taşımayan, insanların sağlığına ve soludukları havaya önem vermeyen partileri vatandaşlar cezalandırıyor. Merkez siyaset de ekoloji etrafında şekillenmeye başlıyor.

Yeşilin tonları

Bu, elbette bir anda tüm siyasi partiler ve siyasetçiler “yeşil” olacak anlamına gelmiyor. “Unutmayın, yeşilin değişik tonları vardır. Macron’un da birkaç ton koyulaşacağı kesin. Çok daha koyu bir yeşile dönüşmek zorunda kalacak” diyor, telefonda konuştuğum eski TÜSİAD Genel Sekreteri olan Dr. Bahadır Kaleağası. Bir ayağı Paris, bir ayağı İstanbul’da bulunan Bosphorus Enstitüsü’nün Başkanı olan Bahadır Bey, daha önce uzun yıllar TÜSİAD’ın AB Temsilciliğini yaptığı için, AB ve Fransa politikalarına son derece hakim bir isim.

Macron’un Yeşiller Partisi’nin tüm isteklerini kabul etmeyeceğini, ama ciddi ölçüde çevre ve iklim politikalarına sarılacağını öngörüyor. Her şeyden önce bu partiyi kendi ittifakına dahil etmeye çalışacağı kesin.

İkincisi, Fransa Cumhurbaşkanı bu gündeme verdiği finansal desteği şimdiden yapmaya başladığı gibi- artıracaktır. Enerji verimliliği, şirketlerin-binaların yeşil dönüşümü, iklim kriziyle mücadele başlıklarına çok daha büyük bütçeler ayıracaktır. Yerel ve ekolojik ürünleri öne çıkarmak, bunları üreten şirketlere ve KOBİ’lere arka çıkmak da yeni politikaları arasında olacak belli ki. Bununla birlikte, AB’nin “Yeşil Anlaşma”sına verdiği desteği de hem artıracak, hem de çok daha sesli dile getirecektir.

Bahadır Kaleağası, çok önemli bir değişime daha vurgu yapıyor: Fransa’da sadece tarımla uğraşan ya da kırsalda yaşayan değil, kentli nüfusun de en az onlar kadar bu konuda duyarlı hale geldiğini söylüyor. Mesela Sosyalist Partili ve çevreci kimliğiyle öne çıkan Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun yeniden seçilmesi bunun en iyi örneği. Zira gündeminin en tepesinde, Paris’i tamamen dönüştürmek ve “çevre dostu” haline getirmek var. Buna da “on beş dakikalık şehir” adını takıyor. “İhtiyacınız olan her şeyi evden 15 dakika içinde bulabileceğiniz mahalleler” yaratmayı, başkenti buna göre tamamen dönüştürmeyi hedefliyor.

Yeni Avrupa

Avrupa’nın belki de en önde gelen başkentinin bu dönüşümü elbette tüm kıtaya yayılan bir dalgaya işaret ediyor. Burada asıl önemli olan ise şu: Dünyada bu konular etrafında şekillenen yeni bir “küresel değerler ağı” oluşuyor. Çevre, iklim, gelir dağılımı, çocuk işçiler, cinsiyet eşitliği, sağlık, eğitim... Bu konulara önem ve değer veren ülkeler yakınlaşıyor. Yani aslında coğrafi konumdan bağımsız, bu değerlerden oluşan yeni bir medeniyet doğuyor. Bir süredir sürekli yazdığım “yeni dünya”nın kazananları da işte bu medeniyetin üyeleri olacak. Kaybedenlerin kimler olacağı ise belli.

Bahadır Bey, “Elbette her ülke aynı derecede ve hızda dönüşemez. Ama bu dönüşüm zamanla her ülkeye göre belli derecelerde olacak” diyor. Yani yeşilin farklı tonlarını hatırlatıyor.

Kendi tonumuzu acil koyulaştırma vakti.