ABD’nin dünya imparatorluğu

1878’e kadar Avrupa devletleri, kurdukları koloniler sayesinde, dünyadaki kara parçalarının % 67’sini kontrol ediyorlardı. 1890 yılında, Afrika’nın % 90’ı Avrupalıların eline geçmişti. 1914’e gelindiğinde, tüm dünyanın % 84’ü Avrupa imparatorlukları tarafından kontrol edilmekteydi. ABD’nin dünya imparatorluğu olma isteği, 19. yüzyılın son yıllarında başladı; Birinci Dünya Savaşı ile pekişti. Savaş’a kadar Amerikan ekonomisi “400” adıyla anılan aristokrat aileler tarafından kontrol ediliyorlardı. Bunlar arasında J.P. Morgan, John D. Rockefeller ve William Randolph Hearst vardı. Bütün zamanların en iyi filmi kabul edilen “Citizen Kane” filmi, Hearst hakkındadır.

Emperyalizm olmadan...
1929 Wall Street krizinden önce, Wall Street’te 1893’te yine bir kriz yaşanmış (Kara Cuma) ve işsizlik % 20’ye dayanmıştı. Kriz sırasında, George Pullman’s Palace Car Campany, ABD’deki demiryolu ulaşımını tamamen durdurdu. Bu sırada ayaklanan işçilerden düzinelercesi, devlet güçleri tarafından öldürüldü.
Amerika’nın başka bir güç gösterisi de Filipinler’de yaşandı. Filipin Adaları, Çin’e giden gemiler için bir uğrak noktasıydı ve İspanyollar tarafından kontrol ediliyordu. Mayıs 1898’de, Filipin halkını korumak adına, Amerikan Deniz-Kara Kuvvetleri(Marines), Manila Körfezi’ndeki İspanyol filosunu imha etti. 2003’teki Bağdat işgali gibi, bu savaş da başarılı başlamıştı.
Ancak, 1900 yılında Amerikan Başkanı olan Cumhuriyetçi William McKinley, Filipin’in kendi cumhuriyetini kurmasına izin vermedi. Sonuçta, Manila sokaklarında büyük bir gerilla savaşı başladı ve 3.5 yıl sürdü. Bu savaş sırasında 200 bin sivil, 20 bin Filipinli gerilla öldürüldü. Amerikan halkı, Başkan McKinley’nin imparatorluk kurma hayallerini destekliyordu. 1901 yılında, McKinley, Filipinler’in öcünü aldığını söyleyen bir anarşist tarafından öldürüldü.
20. yüzyıl başlarından itibaren “Marines” birçok “muz cumhuriyeti”ni işgal etti. Bu ülkeler arasında Küba, Honduras, Nikaragua, Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Panama, Guatemala, Meksika vardı. McKinley’in yarım bıraktığı imparatorluk hayallerinin sürdürülmesi ise 1930’lardan itibaren Başkan Roosevelt’e kaldı.

Savaşın gerçek sebebi ne idi?
Amerikalılar, Ortadoğu’nun önemini öğrendiler. 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında ve Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngilizlerin tek hedefi Ortadoğu petrolleri idi. İngiltere, Amerikan ve Rus enerji kaynaklarına bağlı olmaktan, ancak, Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinde bulunan Ortadoğu’yu ele geçirerek kurtulabilirdi.
İngiltere bu nedenle, Almanların inşa edeceği Bağdat-Berlin Demiryolu’na karşı çıkmıştı. Bu yoldan Mısır ve Hindistan’ın da faydalanacak olması, demiryolunun Balkanlar’dan geçecek olması İngilizleri çok tedirgin etmişti. O zamanlar boru hatları yoktu ve petrol demiryoluyla taşınıyordu.
1916 yılında Amerika’ya ikinci dönem Başkan seçilen Woodrow Wilson’ın seçim propagandaları sırasındaki sloganı “Harbe girmeyeceğiz” biçimindeydi. Ama Nisan 1917’de harbe girdi. Amerika’nın savaşa girmesi, İngiltere ve Fransa’ya ciddi biçimde borç vermiş olan Amerikan bankalarının da isteğiydi. İngiltere’ye toplam 4.7 milyar dolar borç verilirken, Almanya’ya verilen borç sadece 27 milyon dolardı. İngiltere’ye verilen 4.7 milyar dolar, bugünkü parayla 61 milyar dolar ediyor. Ayrıca, Morgan Bankası, İngiltere İmparatorluğu’nun Amerika’dan satın alacağı tüm mallara aracılık ediyor ve yıllık 20 milyar doları aşan bu alımlar üzerinden % 2 komisyon alıyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nın gerçek sebebi, Avusturya-Macaristan Arşidükü Franz Ferdinand’ın vurulması değil, bu ekonomik çıkar çatışmaları idi.