Üçüncü sır

7 Temmuz 2020

Neil Pasricha, mutluluğun reçetesini “The Happiness Equation (Mutluluk Denklemi)” kitabında anlatıyor. Bugün, kitaptaki dokuz sırdan üçüncüsü ile devam ediyorum.

Beynimizdeki “Amygdala” bölümü, ilkel insandan kalma “Onu yiyebilir miyim?” ya da “O beni yiyebilir mi?” duygularının öne çıkmasına neden olur. Bu duygu, “endişe” ve “negatif düşünce”ye yol açar. Biz, duygularımızı kontrol edemesek bile, duygular karşısındaki tepkilerimizi kontrol edebiliriz.

Gittikçe daha çok şeye sahip olma kültürü, içimize yerleştirildi. Bir türlü “Daha fazlasını istemezdim!” diyemiyoruz. Oysa, yaşamamız bile mutlu olmamız için yeterli değil mi? Bir İran atasözünü hatırlayalım: “Ayağı kesilmiş bir adamla karşılaşıncaya kadar, en çok üzüldüğüm şey, bir ayakkabım olmadığı idi!”

Büyük ikramiye

Dünyada 7 milyar insan var. Şimdiye kadar, 115 milyar insanın yaşadığı hesaplanıyor. Yani, 108 milyar insan ölüp gitmiş. Diğer bir hesaplama ile 15 insandan sadece biri bugünkü güneş batımını görebilecek; çocuklarını öpebilecek; komşudaki barbekünün kokusunu alabilecek; pazar günleri yastığın soğuk tarafını çevirip uyumaya devam edebilecek.

Yaşıyorsanız, ikramiyeyi zaten kazanmışsınız demektir. “İkramiyeyi kazandığımı unutmayacağım” diyebilirseniz, mutluluğun üçüncü anahtarı elinizdedir.

Dördüncü sır

Doğru bildiklerimiz, yanlış olabilir. Çoğumuz emekliliği harika bir durum zannederiz; halbuki değildir. Hiçbir zaman emekli olmayın; hep çalışın; bir şeylerle meşgul olun. Dünyanın en uzun yaşayan halkı sayılan Doğu Çin Denizi-Okinawa halkında, “emekli olmak” kelimesi hiç bilinmemektedir. Zaten “emekli olmak (retirement)” kelimesi, 20. Yüzyıldan önce hiç bilinmezdi. Sadece, 19. Yüzyılda, Almancada yer alırdı.

Yazının devamı...

BİR ŞEY İSTEME

6 Temmuz 2020

Neil Pasricha, mutluluğun reçetesini “The Happiness Equation (Mutluluk Denklemi)” kitabında anlatıyor. Susan Kein, Pasricha için, “Dale Carnegie geçen yüzyılda vardı. Stephen Covey son 10 yılın adamı idi; şimdi Pasricha var” diyor.

“Want Nothing + Do Anything = Have Everything (Bir şey İsteme + İstediğini Yap = Her şeye Sahip Ol) formülü, Pasricha’nın mutluluk reçetesinin temel denklemini oluşturuyor. Gerçekten ben de, krallarla, prenslerle, en meşhurlarla ve en zenginlerle birlikte olma fırsatını yakaladım ama onların hiçbirinin gerçek mutluluğu yakalamış olduklarını göremedim. Pasricha da, aynı tecrübeyi yaşamış ve mutluluk formülünün “9 Sır”rını şöyle açıklıyor.

Birinci sır

Büyük bir başarının ardından mutlu olacağınızı zannedersiniz. Oysa, önce mutlu olmayı deneyin; başarı onu takip edecektir. Shakespeare’nin dediği gibi, “İyi veya kötünün ne olduğunu, düşünce sisteminiz belirler”.

Bildiğimiz tarih olayları, bu dünyada geçmiştir ve hayatımızın çok büyük bir bölümünü, hayatta kalabilmek için harcamışızdır. Belki de, mutlu olmak için zamanımız bile olmamıştır. Binlerce yıldan beri, insanlar sadece aç kalmamak ve güvende olabilmek için yaşamışlardır; çoğu hiç mutlu olmayı deneme fırsatı bile bulamadan, ölmüştür.

Hayatımız boyunca, problem aramak, problemi bulmak ve problemi büyütmekle uğraşmışızdır. Çiplerimiz, bizim mutlu olmamamız üzerine programlanmıştır. Mutlu olabilmemizin yüzde 90’ı kontrol bile edemeyeceğimiz nedenlere bağlı olduğu halde, hayatımız boyunca mutlu olmaya çalışmışızdır. İş - evlilik - para, hepsi kontrol edebileceğimiz yüzde 10’luk mutluluk bölümü içindedir. Bu durumda, düşünce sistemimizi değiştirip, dünyada hiç kimsenin, hiçbir eşyanın veya servisin olmadığını varsayıp, sadece davranış ve kavrayış biçimlerinizi kontrol ederek, mutlu olabileceğinizi varsayabilirsiniz.

Yapılan tüm araştırmalar, mutlu insanların 10 yıl daha fazla yaşadıklarını gösteriyor. Üstelik, mutlu insan hiçbir zaman her şeye sahip olan kişi olmamıştır. Öyleyse, önce mutlu olmalıyız.

İkinci sır

Yazının devamı...

HİLE YAPAN HER ZAMAN KAZANIR

30 Haziran 2020

J.M. Fenster’in yeni piyasaya çıkan son kitabı “Cheaters Always Win (Hile Yapan - Aldatan Her Zaman Kazanır)”, koronavirüs tedbirlerine rağmen, büyük satış yaptı. Amerikan tarihinden örnekler veren kitap, politikada, dinlerde, finansta, ekonomide, sporda, evlilikte, sosyal hayatta, bağış kampanyalarında, çekilişlerde, televizyon yarışmalarında ve eğitim sisteminde ne hileler yapıldığını ve hilebazların nasıl her zaman kârlı çıktıklarını anlatıyor.

ABD dolarının dünya parası olarak kabul ettirilmesi, yaşanılan en büyük aldatmacalardan birisi olarak görülüyor. Kızılderili liderlerine birkaç gerdanlık verip, toprakları istila edilmemiş miydi? Bazen bir milletin tümü, ortak çıkarları varsa, başka bir milletin, soyun vs kandırılmasına göz yumuyor. Bunun adı bazen demokrasi, bazen özgür irade, bazen akıllılık, bazen kader, bazen de emperyalizm oluyor.

“Hilebazlar aslında kendilerine karşı hile yapmışlardır” şeklinde, hiç de doğru olmayan bir söz var. Yine “Sadece köpekler hile yapmaz” sözü de doğru değil. Reklam ve lobi şirketleri, kandırmaların daha kolay yapılabilmesi uğruna varlıklarını sürdürürler. Para uğruna yapılan evlilikler, meşhurların reklam uğruna kurdukları beraberlikler, hep hile örnekleri değil mi?

Kandırılan kandırır

Politikada para ile veya din ile kandırılan da, bir süre sonra başkalarını kandırmayı marifet sayar ve hile yapılması yadırganmaz hale gelir; hatta zamanla milletlerin karakterini oluşturur. “Cheating for Jesus” (İsa ile Aldatmak), artık Amerikan hayatının değişmez karakterlerinden ve kazanç kaynaklarından birisi olmuştur.

Aldatmayı bilmek, çoğu zaman bir “güç gösterisi” haline gelir. Zenginin veya üst düzey politikacının golf topu ormanda kaybolsa bile, arayanlar topu yeşil alanda bulur.

Aldatılan/lar, başkalarını koruma adına acı çekmişlerdir. Örneğin, ABD’nin en zenginlerinden Koch ailesi, ürettikleri petrolü az gösterip, toprak sahibi Kızılderililere paylarını az vererek zengin ve güçlü olmuşlardır.

Hilebazları kandırmak (cheating cheaters) için de hile yapılır. Ancak, bu yeni hilebazlara “Robin Hood” denilir ve yaptıkları hoş karşılanır. Ama, hilekâr huyundan hiçbir zaman vazgeçmez. Vazgeçse bile, başka hilekârlar onun yerini alır. Oyun sürer; perde hiçbir zaman kapanmaz.

Yazının devamı...

ABD vizeleri

23 Haziran 2020

Koronavirüs salgını ABD’nin vize sistemini alt üst etti. ABD eğitim sistemi, önemli ölçüde yabancı öğrencilerin ödentileri ile besleniyor. Bu yıl üniversiteler ve yüksek okullar mezuniyet törenlerini yapamadı veya internet üzerinden yaptılar. Okulların birçoğu bu yıl sonu eğitime internet üzerinden devam etmek zorunda kaldıkları için yeni mezunlara (gerçek olmasa bile) ‘uzaktan öğretim’den mezun olmuş muamelesi yapılıyor.

ABD Dış İşleri Bakanlığı, şimdilik öğrenci vizelerini durdurmuş durumda. Yani ABD’de okuyan öğrenciler halen okullarına dönemiyorlar. Ancak öğrenci vizelerinin yeniden açılması için çalışılıyor. Zaten okullardan da bu konuda baskı var.

Diğer vizeler

ABD Dışişleri’nden 8 Haziran’da yapılan açıklamaya göre, Avusturya, Belçika, Brezilya, Çin, Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İzlanda, İran, İrlanda, İtalya, Lihtenştayn, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç, İsviçre ve İngiltere’de son 14 gün içinde bulunmuş kişiler buralardan transit geçiş yapmış olsalar bile ABD’ye alınmıyorlar.

ABD vatandaşları, oturma izinlileri, bunların yakınları ve özel izinliler bu yasağın dışındalar ama belirli havaalanlarından giriş yapmaları ve girişten sonra 14 gün boyunca kendilerini karantinada tutmaları gerekiyor.

Belarus vatandaşlarından vizeleri 31 Temmuz’a kadar bitenlerin vizeleri ise, uzatılmış sayılıyor. Görüldüğü üzere, Türk vatandaşları için yukarıdaki ülkelere uğramamış olma kaydı ile bir kısıtlama yok.

Einstein vizeleri

Aynştayn’a (Einstein) uygulanmış olması nedeniyle ‘Einstein Vizeleri’ olarak adlandırılan ve ‘çok özel kabiliyetlere sahip kişiler’e özel olan vize çeşidi ‘EB-1’ olarak adlandırılıyor.

Yazının devamı...

ABD’DEN SEVGİLERLE

22 Haziran 2020

ABD Başkanı Trump, Meksika sınırına duvar yaptırmakta kararlı. Önce, duvarın Meksika tarafından yaptırılacağını söylemiş olsa bile, bu gerçekleşemedi.

Sonra Trump, duvarın 4 ilâ 12 milyar dolara çıkacağını açıkladı ve bu iş için 11 milyar dolar ödenek ayrıldı. Daha sonra, Senatör Mitch McConnell, duvar yapımının 12 ilâ 15 milyar dolara mal olacağını açıkladı ise de, Senato İçişleri Komitesi’ndeki Demokrat üyeler, duvar yapımı maliyetinin 66 milyar doları bulacağını iddia ediyorlar.

Basına sızdırılan DHS Raporuna göre ise, duvar 21.6 milyar dolara mal olacak. En gerçekçi tahmin bu gibi duruyor.

Bilindiği gibi, bir siyahi Amerikan vatandaşının polis tarafından “nefes alamıyorum” demesine rağmen boğularak öldürülmesi, tüm ABD’de büyük protesto gösterilerine neden oldu.

Bu gösterilerin bazılarında, mağazalar yağmalandı. Ancak, sonrasında ABD polisi yağmacıları ve molotof kokteyli kullananları birer birer yakalayıp, ömür boyu hapisle yargılanmak üzere mahkemeye çıkarınca, yağmalama olayları kesildi.

Rakam yok ama...

Ancak, yine de yılda kaç ABD vatandaşının polis tarafından öldürüldüğünü veya yaralandığını gösteren bir bilgi kamu ile paylaşılmadı. Time dergisinde yer alan bilgiye göre, ABD’de 2.3 milyon kişi hapiste bulunuyor.

Bu 2.3 milyon kişinin yüzde 33’ü siyahilerden oluşuyor. Oysa, siyahi nüfusun genel nüfusa oranı, yüzde 12. Birçoğu kaçak durumda olan Hispanikler’in (Kuzey ve Güney Amerika İspanyolları) durumunun, siyahilerden de kötü olduğu sanılıyor.

Yazının devamı...

ABD’NİN ÇİN POLİTİKASI

16 Haziran 2020

ABD’nin Çin politikası yalnız ABD’yi değil, bizi ve tüm dünyayı ilgilendiriyor. Çin’deki totaliter rejim, hiç kimseyi ve hiçbir kuralı önemsemiyor. Bir taraftan Uygur Türklerini toplama kamplarında yaşatırken, bir taraftan da kendi vatandaşlarının neredeyse % 88’ini fişlenmiş ve takip altında tutuyor. Bir taraftan, Güney Çin Denizi’ni işgal etmek üzere yapay adalar üzerine askeri üsler kurarken; diğer taraftan atom bombası geliştirmek üzere olan Kuzey Çin’i destekliyor.

Çin, Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) baskı yaparak, işgal etmek istediği Tayvan’a WHO’nun sağlık yardımı götürmesini engelliyor; özerk bir bölge olması kaydı ile Çin yönetimine verilen Hong-Kong’da tam hakimiyet kurmak istiyor.

ABD ne yaptı?

ABD önce Kuzey Çin’in füze denemelerini ve atom bombası geliştirmesini durdurmak üzere, Çin ile iyi ilişkiler kurma yolunu seçti; ama sonuç alamadı. Bu arada, Japonya ve Tayvan’ı kapsayan, Çin’i dışlamaya yönelik ticaret anlaşmalarını, ABD çıkarlarına uygun olmadığı gerekçesi ile tek taraflı olarak iptal etti. Bu davranış, Japonya ve Tayvan’da olumlu karşılanmadı.

ABD, Güney Çin Denizi’ne savaş gemileri ve uçak gemisi gönderdi ama bu adımdan bir sonuç çıkmadı. Son olarak, Çin ile olan ticaret anlaşmalarını iptal ettiyse de, bu işlemden Çin kârlı çıktı. Hong-Kong limanının artık güvenli olmadığı yönünde yapılan ABD açıklaması da bir şey ifade etmiyor. Oysa Çin, Hong-Kong için “Bir Ülke İki Sistem” uygulamasını kabul etmişti.

ABD’nin Çin teknolojilerinin kullanılmaması yönünde müttefiklerine yaptığı baskı bir sonuç vermedi. ABD üniversitelerindeki buluşların Çin casusları tarafından ele geçirilmesi de önlenemedi.

ABD ne yapmalı?

ABD’nin öncelikle müttefikleri ile iyi ilişkiler kurup, güven tazelemesi gerekiyor. ABD’nin Kuzey-Güney komşuları ve Avrupa Birliği ile yaptığı anlaşmaları pervasızca ve tek taraflı olarak bozması, hiç hoş karşılanmadı. Orta Doğu, İsrail, Suudi Arabistan ve Afganistan politikaları ile ABD, dünyada yalnızlaşıyor.

Yazının devamı...

KÖTÜ AMA EN KÖTÜSÜ DEĞİL

15 Haziran 2020

Koronavirüs salgını, küresel ölçüde tüm ekonomileri sarstı. Karamsar ekonomistler ordusu, çok yakında dövizsiz; hatta, aç kalacağımızı söylüyor. Türk ekonomisinin batacağını, enflasyon bile yaratamayacağını söyleyenler var. Bir taraftan da, yüksek enflasyonu eleştiriyorlar.

Oysa, ABD’deki 1929 ekonomik buhranı veya ülkemizdeki 2000 yılları krizi ile karşılaştırıldığında bile, sanıldığı kadar kötü durumda olmadığımız anlaşılıyor. Çünkü, yukarıda bahsettiğim biri ABD’de, biri de ülkemizde karşılaşılan iki krizde, para basılarak sorunun çözülebileceği bilinmiyordu.

2000 Türkiye krizi, IMF’nin emrinden çıkmayarak para basmayı gündeme getirememek yüzünden başımıza geldi. Şimdi, o zaman IMF’nin emrinden çıkılmaz diyenler bile, “para basalım” diyorlar. Ekonomi yönetimi de para basmaya devam ediyor. Yapılması gereken de bu.

Büyük Buhran verisi

ABD’nin ‘Büyük Ekonomik Buhran’ olarak adlandırdığı, Ekim 1929 ilâ Ekim 1932 arasındaki dönemde, fiyatlar yüzde 32 düşmüş; ‘ABD Bütçe Açığı’nın GSMH’ya oranı yüzde 4 yükselmiş; faizler yüzde 14 artmış; işsizlik yüzde 24 yükselmiş, üretimde yüzde 34’e varan kayıplar yaşanmış ve borsa yüzde 80 düşmüştü. Şimdi ise, ne ABD’de ne de ülkemizde, böyle büyük dengesizlik yok.

Sadece bizim ve diğer ülkelerin işsizlik oranlarında oldukça büyük artışlar göze çarpıyor. Ancak, bu konuda çabuk toparlanma sağlanıp, salgından hemen sonra, salgınından önceki seviyelere geleceğimizi söyleyebiliriz.

Bu konuda, ‘işsizliğin süresi’ önem taşıyor. Öte yandan, ABD’de değil ama ülkemizde birçok şirketin işçi çıkarmalarını sınırlı ölçüde tuttuğunu da gözlemledik.

İflaslar...

Yazının devamı...