Patent hakları çok önemli

16 Eylül 2020

ABD ile Çin arasındaki soğuk savaşın gerçek nedeni; Çin mallarının ucuz olması, Çin’in Kuzey Çin Denizi’nde yapay adalar inşa ederek denizlere hâkimiyet kurmaya çalışması, Çin’in Panama Kanalı’na paralel bir kanal açılmasına yardım etmesi, Çin’in İpek Yolu projesi ile Avrupa’ya kadar uzanan demiryolu ve boru hatları döşemesi gibi nedenler olduğu zannediliyor. Oysa, gerçek neden; Çin’in “Patent Hakları”na uymamasıdır.

Çin, patent haklarına uymayarak; kendi ülkesi dışında kim ne icat ederse, bu icadı alıp taklit etmektedir. Yeni bir icat yapılmasının risk ve masrafları karşılanmadığı için, Çin malları, ucuz olması nedeni ile bütün dünya pazarlarında hakim oyuncu olabilmiştir.

Çin’in avantajı ucuz işçi değildir. Çünkü zaten dünyanın büyük firmaları da üretimlerini Çin’de yaparak, ucuz iş gücünden faydalanabilmektedirler. Çin’in “devlet kapitalizmi” adı altında kurduğu sistem dâhilinde, Çin üreticileri desteklenmekte ve yaptıkları haksız rekabet bizzat devlet tarafından korunmaktadır.

Fikir hakları

Patent ve fikir hakları, kapitalist sistemin lokomotif gücü ve olmazsa olmazıdır. Kapitalist sistem, yeni icatların ortaya çıkması sayesinde var olmuş ve gücünü koruyabilmiştir. Yeni icatlar da patent ve fikir hakları sayesinde uzun süreler boyunca korunabilmekte ve taklitleri önlenmektedir.

Bu konu sadece ilaç şirketlerine münhasır bir uygulama değildir. Her türlü fikir, sanat ve icat patent ve fikir haklarıyla korunmaktadır. Bu sayede, gelişmiş ülkelerde yeni icatlar yapılabilmekte ve yeni fikirler ortaya atılabilmektedir.

Yeni icat yapanlar, yeni fikirler ve yeni uygulamalar (yazılımlar dahil) patent haklarıyla korunmaktadır. Patent hakları olmasa, 5 dolara mal olmuş bir ilaç, 200 dolara; 500 dolara mal olmuş bir akıllı telefon 1.300 dolara satılamazdı. Elon Mask uzaya insan göndermeye kalkmazdı; Google bugünkü yaygın ve saygın gücü sağlayamazdı; Microsoft “Ofis Programı” veya “Windows Yazılımı” ile milyarlarca dolar gelir elde edemezdi.

İnsan hakkı

Yazının devamı...

DYP GENEL BAŞKANI CİNDORUK

8 Eylül 2020

Zincirbozan vakasından iki sene sonra Cindoruk’un, DYP Genel Başkanı olarak Çankaya’ya ilk çıkışında, karşısında, onu iki yıl önce vatana ihanetle suçlayan, 12 Eylül darbesinin başındaki Evren, Cumhurbaşkanı olarak oturacaktı. Evren, “Zincirbozan yaşanmamışçasına Cindoruk’u nazik bir şekilde karşılayacak” ve gündeme kendisinin sarf etmiş olduğu “emanetçiliği bırakın” sözleri yansıyacaktı.

Cindoruk, “Oysa, DYP’nin başarısı, aslında Demirel’in liderliği sayesinde olmuştu. Sayın Demirel’in “sen kalk ben oturayım” demesini beklemek de çok zordu. Bu nedenle, onun söylemesine gerek bırakmadan, ben söyledim. O da şaşırdı. Ama işin doğası bunu gerektiriyordu.” diyor.

DYP’ye karşı

Cindoruk, “DYP, Çiller’in Genel Başkanlığı sırasında, rejim karşıtı bir parti ile hükümet kurarak büyük bir hata işlemiştir. Bunu önlemek sadece siyasi bir görev değil, tarihi bir görevdir. Ben RP’nin var olmasına karşı değilim. Ben yalnızca RP’nin değil, HADEP’in de, Komünist Partisi’nin de yasal olarak var olmasından yanayım. Ama onlara başbakanlık verilmesine karşıyım. Erbakan’ın başbakanlığı konusunda bütün partileri kusurlu buluyorum. Avrupa’da en güçlü oldukları dönemlerde bile, komünist partilerinin iktidar olması engellenmiştir. Türkiye’de başbakan rejimin yarısını oluşturur, çünkü Başbakan koordinatör değil icraatçıdır” düşüncesinde idi. DYP’den kopacaklarla, Meclis’te grup kurulmasından yanaydı.

Çağlar ise, Cindoruk’a karşıydı: “Sırtı mindere gelmiş adamın, siyasette şansı olmaz. Cindoruk başa geçerse, küskünler partisi kurulmuş olur” tezini savunuyordu. Güneri Cıvaoğlu da, “Büyük partiden koparak, yeni partiler kuranlar, çok pırıltılı seçim başarıları ortaya koyamıyorlar. Ama ayrıldıkları partiler kolay kolay iflah olmuyor” diyordu.

DTP Başkanı

DTP Genel Başkanı Cindoruk, DYP’nin 1993’teki kongresinde Cumhurbaşkanı Demirel’in isteği üzerine genel başkanlığa aday olmadığını belirterek, “Eğer Çiller’in Amerika’da bu kadar malvarlığı olduğunu bilseydim, Demirel’i dinlemezdim” demekteydi. Cindoruk, 13 Haziran 1993’teki kongrede aday olmamasının gerekçesini, “Baskı var diye Sayın Demirel’e gittim. Bana “Meclis Başkanlığı’nda başarılısın. Bu dönemi de birlikte kazasız dertsiz aştık. Devletin başına bir de Meclis Başkanlığı seçimi çıkartmayalım. Sen orada kal. Partinin kongresine ben güveniyorum” cümleleriyle açıklıyordu.

Parlamento dışındaki çalışmaları esnasında Cindoruk, Memur Sendika Yasası’nın bir an önce çıkarılarak memurlara sendika hakkı verilmesini isteyecek, PKK sorununa demokratik çözüm bulunması önerisinde bulunacaktı. Yarı başkanlık önerisiyle Demirel’in başkan olması gerektiğini söyleyecekti. İstanbul’a devlet bakanı ataması yapılmasını önerecek ve yargıya “en azından 1961 Anayasası’nın getirdiği haklar verilmelidir” diyecekti.

Yazının devamı...

HÜSAMETTİN CİNDORUK

7 Eylül 2020

Kaan Gaytancıoğlu “Türk Siyasal Yaşamında Hüsamettin Cindoruk” isimli kitabında; 68 yıldır siyasi hayatımızda yer alan, Yassıada avukatı, Zincirbozan tutuklusu, DYP Genel Başkanı, Samsun ve Eskişehir milletvekili, iki kez TBMM Başkanı, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Başkanı, TBMM TV kurucusu, Demokrat Türkiye Partisi Genel Başkanı, Demokrat Parti Genel Başkanı, DP-ANAP bütünleşmesi koordinatörü, Milli Merkez kurucu Başkanı, Basın Konseyi Yüksek İstişare Kurulu üyesi, duayen politikacı Hüsamettin Cindoruk’un hayatını tarafsız bir gözle anlatıyor.

Siyasetçiden ziyade öncelikle avukat olduğunu, “Sadece avukatlık yaptım. Başka hiçbir işten hiçbir gelirim olmamıştır. Ben önce avukatım, sonra politikacıyım. Bununla da övünüyorum” diyen Cindoruk, “Yassıada Duruşmaları”nda aralarında Hasan Polatkan ve Refik Koraltan’ın da bulunduğu 18 milletvekilinin savunmalarını yaptı.

Yassıada duruşmaları

Korkutulan birçok avukat, Yassıada sanıklarının savunmalarını yapmaya cesaret edememişti. Cindoruk, bu göreve cesaret edebilen nadir avukatlardan birisi idi. Yassıada’ya getirilirken, sağ yanından yürüyen manevra üniformalı bir üsteğmen ikide bir Cindoruk’un böğrüne dirsek atıyor, “Sen, vatan hainisin, vatan hainlerinin avukatı da vatan hainidir” diyordu.

Cindoruk, Polatkan ve Berk’in kelepçeleri çözüldükten sonra konuşamadıklarını görmüştü. Dört ay gazete okumayan ve radyo dinlemeyen Bakanlar “ne ile suçlandıklarını” bilmiyorlardı. Bu “inanılmaz bir durumdu”; çünkü 15 gün sonra duruşmalar başlayacaktı.

Kara Sabih isimli subay, Yassıada’ya gelişleri esnasında odalardan birinden Menderes’in koridora çıktığını ve “Benim avukatım gelmedi mi?” diye sorduğunu ancak bir deniz subayının herkesin önünde “bir şaplak atarak” Menderes’i odasına ittiğini ileri sürmekteydi.

Emine Gürsoy Naskali, bu konuda, “(...) Sözlü müdafaalarının çok cüz’i kısmı Yassıada zabıtlarında yazıya geçirilmiştir. Genellikle, “Yazılı müdafaasını verdi ve münderecatını sözlü olarak tekrar etti, müdafaasını okudu” şeklinde müdafaanın yapıldığı belirtilmiş; müdafaanın içeriği zabıtlarda yer almamıştır. Baş Hâkim savunmaları kısa kesmek istemiş, hatta “Bizim burada boş laf dinlemeye vaktimiz yok” diyerek Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı susturmuş; buna cevaben Polatkan da

“Muhterem Başkanım idamım istenen bir cezada kendimi müdafaa etmeyeyim mi?” demişti.

Yazının devamı...

İmparatorlukların sonu

1 Eylül 2020

İmparatorluklar, önce yükselme sonra duraklama, sonra da tamamen yok olma sürecine giriyorlar. Bu süreç; Roma İmparatorluğu’nda da, Osmanlı İmparatorluğu’nda da, Büyük Britanya İmparatorluğu’nda da görüldü. Şimdi aynı sürecin Amerikan İmparatorluğu’nda da görüleceği; ABD İmparatorluğu’nun duraklama dönemine girdiği iddia ediliyor. 1776 yılında Edward Gibbon, “Roma İmparatorluğu’nun Duraklaması ve Yok Olması” isimli kitabında Roma İmparatorluğu’nun yok olma sürecini anlatmıştı. Bu süreç, ABD’ye uyuyor.

60 yıl

Tarihçilerin üzerinde anlaştıkları yok oluş süresi, 60 yılı buluyor. İmparatorlukların son 60 yılı sonrasında, bir zamanlar çok zengin olan, şatolarda oturan aristokratlar ve burjuvalar, ekmeğe muhtaç hale gelebiliyor. İmparatorluklar, yok olma sürecine girdikten sonra kendilerini bir türlü toparlamıyorlar.

Roma İmparatorluğu’ndaki duraklama ve geri gidiş dönemi birkaç yüzyıl sürdü. Batı Roma tamamen dağıldıktan sonra ayakta kalan Doğu Roma İmparatorluğu’na da Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet 1543 yılında son verdi. İlginç olan odur ki, Bizans’ın bütün yardım isteklerine tüm Avrupa’dan yeterli ve zamanında cevap gelmedi.

Küçük seri olaylar...

İmparatorlukların sona ermesinde bir seri küçük sayılan ve tek başına bir önemi olmayan olaylar neden oluyor. Sosyal ekonomik düzenin bozulması, üretim zincirinin sağlanamaması, ordu bürokrasinin fonksiyonlarını yerine getiremez olması, politikacılar ve bürokratlar arasında yolsuzluğun yayılması, gereksiz vergilerin salınmaya başlanması, umutlar kesildiği için kimsenin sistemi düzeltmeye niyetli olmaması gibi nedenler çöküşü gerçekleştiriyor.

Çöküş bir anda olmuyor. Devletin kurumları yavaş yavaş yok oluyor. Tim Murhy’nin Mother Jones-Ağustos 2020’deki makalesinde açıkladığı üzere, temel üretimlere yapılması gereken yatırımlar ve alt yapı yatırımlarının azalması, kurumlara olan güvenin gittikçe düşmesi, adalet sisteminin yeterince çalışamaması, eşitliğin bozulması, yolsuzluğun artması ABD’nin de sonunu getirebilecek. ABD’nin pandemi sırasında Çin’den tıbbi malzeme getirtmesi, ABD’nin de bu süreçte olduğunu gösteriyor.

Liderler

Yazının devamı...

ACI İLAÇ

31 Ağustos 2020

Çok uluslu ilaç şirketleri, çok iyi kâr yapamayacakları hiçbir üretime girmiyorlar. Korona aşısı üretmeye soyunan şirketler de, alım garantisi ve peşin ödeme olduğu takdirde üretim yapabileceklerini açıkladılar. Bu nedenle, ABD ve Japonya başta olmak üzere birçok devlet, araştırmacı ilaç şirketlerine ön ödemeler yaptı.

Önemli olan sadece aşının geliştirilmesi değil, tedaviyi sağlayabilecek ilaçların bulunabilmesi. Çok uluslu araştırmacı şirketler, ilaç geliştirme süreci boyunca büyük araştırma maliyetlerine katlanıyorlar. Üretilen ilaçlardan nispeten az etkisi olan ilaçlar kâr bırakmazken, etkili ilaçlar koruma standartları sayesinde, büyük kârlar elde ediyorlar. Piyasaya sürülen ilaçların genellikle 20 yılı bulan patent süreleri var.

Daha etkili ilaç

İlaç şirketleri bu dönem içinde daha etkili ilaçlar buldukları takdirde, bu yeni ilacı piyasaya sürmeyebiliyorlar. Bu durum bir satış taktiği olarak düşünülse bile, bu politika nedeni ile birçok insan hayatını kaybediyor. Hatta mevcut ilacın içinde çok küçük bir değişiklik yaparak yeni patent alınıyor ve eski patentin bitmesine yakın bir zamanda “daha etkin bir ilaç” denilerek piyasaya sürülüyor. Böylece milyarlarca dolara varan kârlar elde ediliyor. Hatta, “tamamen yeni daha etkili bir ilaç” bulunsa bile, bu ilacın piyasaya sürülmesi, eskisinin patent süresini bekleyebiliyor.

Patent hakları

ABD’nin Çin ile Ticaret Anlaşması görüşmelerini sonlandırılmasının en önemli nedeni, Çin ilaç şirketlerinin Amerikan patentini tanımayıp aynı maddeleri içeren kendi ilaçlarını çok ucuz fiyata piyasaya sürmeleri oldu.

Araştırmacı ilaç şirketlerinin “kârı esas alma” şeklindeki tutumu, ABD dahil bir çok ülkenin sağlık sistemini tehdit ediyor. Çünkü, patenti alınan herhangi bir ilaç, araştırma maliyetlerinin dışındaki toplam maliyetin 10 bin kat üzerinde bir fiyatla satılabiliyor ve satış fiyatlarının büyük bölümünü de, bizimki gibi halklarının sağlık sistemini garanti etmiş devletler ödüyor. Bu açıdan bakıldığında, devletlerin, ilaç şirketlerinin aşı ve/veya ilaç patentlerini satın alma girişimleri çok daha ucuza gelebilecek.

Yetkili kurumlar

Yazının devamı...

ABD EKONOMİSİ ZORLANIYOR

25 Ağustos 2020

Dünkü yazımda, ABD ekonomisinin pandemi öncesi bile istenilen düzelmeyi sağlayamadığını anlatmıştım. Vergi indirimine rağmen, yatırımların artmadığını; büyümenin sağlanamadığını; bütçe açıklarının artmaya devam ettiğini; vergi gelirlerinin önemli ölçüde azaldığını; şirketlerin yurt dışındaki kazançlarını ülkeye getirmekte tereddüt ettiklerini ve doğrudan yabancı yatırımların düştüğünü açıklamıştım.

ABD ekonomi kurmayları, yatırımlarla birlikte, işçi ücretlerinde (Avarage Hourly Wages) artış bekliyorlardı. Aşağıdaki grafikte, bu konudaki projeksiyonu ve gerçekleşmeleri görüyorsunuz.

Ücretlerin ortalama üç bin dolar yükseleceği, vaat edilmişti. Bu gerçekleşmediği gibi işçilere vaat edilen saatlik ortalama primler (Nonproduction Bonuses) azaldı. Vergi indirimi (Tax Cut) sonrası gelişimler, dikeyde “...” olarak gösteriliyor.

Pandemiden önce yeni işçi alımlarındaki artış oranı normal seyrini sürdürdü. Oysa, vergi indiriminin, işsizliği tamamen ortadan kaldıracağı söyleniyordu. Pandemi sırasında işsizlik çok arttıysa da, şimdi yeniden bu konuda toparlanma başladı.

Gelir dağılımı bozuluyor

Aşağıdaki grafik çeşitli gelir seviyelerine göre önümüzdeki yıllarda vergi sonrası gelir durumunu gösteriyor. Görüleceği üzere, 2025 ve giderek 2027’de fakir sınıfının gelirleri azalırken, en yüksek gelir elde eden % 1’lik nüfusun gelirlerinin daha da artacağı anlaşılıyor. (Working Poor - Çalışan Fakir Sınıf; Working Class - Çalışan Sınıf; Middle Class - Orta Sınıf; Upper Middle - Orta Üstü Sınıf; Top % 1 - En üst % 1 Sınıf)

Yazının devamı...

ABD EKONOMİSİ BEKLENENİ VEREMİYOR

24 Ağustos 2020

Pandemi öncesi ve sonrası ABD’nin aldığı tedbirler, yatırımların çok artacağı ümidini veriyordu. Vergiler indirilmiş, piyasaya büyük miktarda para verilmişti. Piyasaya verilen para borsa endekslerini artırdıysa da yatırımları artıramadı. Aşağıdaki grafikler, pandemi öncesi enflasyondan arınmış sonuçları gösteriyor. Pandemi sonrası, göstergeler daha da bozuldu.

Görüleceği gibi, vergi oranı düşürülmesi (Tax Cut) ile birlikte, hem sermaye malları talebi (New Orders for Capital Goods) hem de yatırımlar (Business Investments) düştü.

Bu tedbirlerle ekonomide çok büyük oranlı büyüme (GDP Growth) bekleniyordu. Büyük depresyondan sonraki dönemde, milli gelirdeki ortalama büyüme yıllık % 2.3 olmuştu. Trump bu tedbirlerden sonra % 6 büyümeyi öngörüyor; Ekonomi Bakanı S. Mnuchin büyümenin en az %2.9’u bulacağını söylüyordu. Pandemi sonrası rakamlar göz ardı edilse bile, istenilen büyüme sağlanamadı. Büyüme % 2’nin biraz üstüne çıkabildi.

VERGİ İNDİRİMİ GELİRLERİ ARTIRACAKTI

Beklenilenin aksine vergi indirimi ne bütçe açıklarını (Federal Deficit) düşürdü ne de vergi gelirlerini (Corporate Tax Receipts) artırdı.

Üstelik, bütçe açıkları yükseldi. Vergi gelirleri ilk çeyrekte 240 milyar dolardan 140 milyar dolara düştü. Bu rakamlar ve grafikler, pandemi öncesi durumu gösteriyor. Pandemi harcamalarından sonra, bütçe açığı çok daha fazla artacak.

Yazının devamı...