Büyük buhran 2

Meşhur hikâyedir. Fatih’in topları İstanbul surlarını döverken, Bizanslılar yaklaşan tehlikeyi değil meleklerin cinsiyetini tartışmaktadır. ABD Başkanı’nın önüne geçemediği hayat pahalılığı için “Global ekonomi düzelmeden fiyatlardaki baskı düşmez” dediği bir dünyada birileri bize ısrarla meleklerin cinsiyetini tartıştırmak istiyor.

Fransa’da başkent Paris’in elektriğini dağıtan şirket iflasını açıkladı. Fransızlar kara kara resmi kurumlara nasıl elektrik vereceklerini düşünüyor. Avrupa’nın genelinde büyük bir enerji krizi endişesi yaşanıyor. An itibarıyla Türkiye hariç herkes “Büyük Buhran” olarak bilinen, yeryüzündeki üretimin yüzde 42, dünya ticaretinin yüzde 65 azalmasına sebep olan ve 50 milyon insanı işsiz bırakan 1929 ekonomik krizinden sonraki en büyük fırtınanın kapıda olduğunun farkında. “Bu işten en az hasarla nasıl çıkarım’’ derdinde.

Biz ise henüz sosyal medyada ve meydanlarda birbirimizi yemekle meşgulüz. Muhalefetin ne bu küresel krize ne de Türkiye’nin yapısal sorunlarına derman olacak bir reçetesi yok. Nereden mi biliyorum? Burası Ankara. İki kişinin bildiği hiçbir şey sır değildir. İş dünyasıyla yaptıkları görüşmelerde “Bu küresel krizde biz de gelsek piyasalar 3-4 yıldan önce düzelmez” diyorlar. Kameraların önüne geçtiklerinde ise vatandaşa bir tek cennetin anahtarlarını vadetmedikleri kalıyor! Siyasette popülizm vardır ama bizde ölçüsü maalesef kaçmış durumda.

Peki, bu zor süreç nasıl atlatılacak? Kim ne derse desin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faizi düşürüp ihracatı artırma politikası tarihin bu döneminde Türkiye’nin yapması gereken en doğru hamledir. Sorun bakalım “Faizi artırmak şart” diyen mandacı ekonomistlere ve siyasetçilere… ABD’de enflasyon yüzde 6.2… Politika faizi ise 0.25! EURO Bölgesi’nde enflasyon yüzde 4.1’e çıktı ama faiz yüzde 0! Türkiye’nin para politikasını yerden yere vururken bu duruma ne diyorlar acaba? Emin olun verecekleri anlamlı bir cevap yok.

Türkiye’nin yapması gereken, girdiği bu yolda kararlılıkla yürümeye devam etmesi. Burada temel mesele, kurdaki artışın vatandaşa yansımasının minimum seviyeye çekilmesi. Yani dar gelirliyi enflasyona ezdirmemek. Bir de zor ama bu büyük ekonomik dönüşüme muhalefetin, iş dünyasının, STK’ların topyekûn destek vermesini sağlamak. Bunu başarırsak, Türkiye gemisi güvenli limanlara tahmin edilenden çok daha önce ulaşacaktır. Sonra kim, hangi kavgayı yapacaksa yapsın, hangi siyasi hesabı görecekse görsün. Yeter ki Türkiye ayakta kalsın.

Çok mu şey istiyoruz siyasetten? Ne dersiniz?

Enseyi karartma Türkiye

- Pandeminin insanlığı sarstığı 2020’de dünya ekonomisi yüzde 3.1, ABD ekonomisi yüzde 3.4, gelişmekte olan ülkeler yüzde 2.5, gelişmiş ülkeler yüzde 4.5, EURO Bölgesi yüzde 6.3 küçüldü. Türkiye pandemiye rağmen yüzde 1.8 büyüdü. 2021 yılında tahmin edilen büyüme rakamımız yüzde 9.

- 2021 yılının Ocak-Eylül döneminde pandemiye rağmen Türk ekonomisi 2.2 milyon istihdam artışı gerçekleştirdi. Toplam istihdamda salgın öncesi seviyenin üstüne çıkıldı. 1 milyon 480 bin kadın işgücü piyasasına girdi.

- 2021 Ekim ayı itibarıyla Türk ekonomisi yıllık ihracat rakamını 215.7 milyar dolara çıkardı. İhracat pandemiye rağmen geçen yılın Ocak-Ekim dönemine göre yüzde 33.9 arttı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 84.3’e yükseldi. Cari açık 18.4 milyar dolara geriledi. Türkiye, AB ülkeleri içinde yüzde 38.4’lük kamu borcunun milli gelire oranıyla Maastricht Kriterlerini karşılayan iki ülkeden biri oldu.

- 2021 Ocak-Ekim döneminde Türkiye’ye doğrudan yabancı yatırımlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 89 arttı, 8.9 milyar dolara ulaştı.

Bütün bunlar oldu da hayat neden pahalı? Bu haklı ve mantıklı bir soru. Ama eksik kalan, görmezden gelinen bir boyutu daha var bu sorunun. Ya Türkiye, pandemi şartlarında yukarıda sıraladığımız rakamları yakalayamasaydı? O zaman neyi konuşuyor olacaktık?

Sonuç: Pandemide bunları başaran, üstüne terörle mücadele eden, Mavi Vatan’ı savunan, doğal gaz bulan bir ülkenin enseyi karartmaya hakkı yok. Biz bu krizi de aşarız.