Dekorasyonda 60-30-10 Kuralı

29 Mart 2021

Dekorasyon çok yönlü, kafa karıştırıcı ve bazen hayal kırıklıkları ile son bulabilecek, oldukça fazla  emek isteyen bir süreçtir. Çoğu zaman dengeli bir mekan oluşturmak zorlayıcı olabilir. Etkileyici ve hoş bir mekan yaratmak için en önemli unsur tabi ki renklerin doğru kullanımından geçiyor.

Dekorasyon konusunda tecrübeli olmayan veya nereden başlayacağını bilemeyenler için işleri kolaylaştıracak bazı temel yöntemler elbette var. İşte bu yöntemlerin en pratik ve efektif olanı 60-30-10 kuralı.

Bu kuralı uygulamak özellikle renkleri birleştirmede zorlananlar için iyi bir yoldur. Çünkü temel olarak tasarıma esas olan 3 renk seçmek başlangıç için yeterlidir. Sonrasında daha fazla doku ve desen katarak görselliği zenginleştirebilir veya hareket kazandırabiliriz.

Renk paletini oluştururken mekanımızın geneline hakim olacak renk %60 oranında kullanacağımız ana rengi oluşturacaktır. Duvarlar, zeminler, büyük mobilyalar, ana tekstil elemanları genellikle bu kategoriye dahil edilir. Odaya girdiğimizde gözümüzün en çok algıladığı renk bu renk olacağı için çok baskın renkleri tercih ederken dikkatli olmakta fayda vardır. O nedenle ana renk genellikle pastel ve toprak tonlarından seçilir. Bu tür renkler dinlendirici ve sakin bir ortam algısına katkı sağlar.

Mekanın %30’luk bölümünde kullanılacak ikincil rengi belirlerken ana rengimizin tonlarına yakın bir ton tercih edebilir ya da tamamen kontrast bir renk ekleyebiliriz. Tavan, daha küçük mobilyalar ve sehpalar, zeminin bazı bölümleri, büyük halılar, sandalye veya berjer kumaşları bu kategoride değerlendirilebilir. Mesela en sevdiğimiz rengi bu kısımda kullanabiliriz.

Yazının devamı...

Dekorasyon Yenilemek İçin Ekonomik ve Pratik Çözümler

22 Mart 2021

Ev dekorasyonunu yenilemek veya evde tadilat yapmak zaman alan ve bir o kadar da maliyetli bir süreçtir. Bu sorun özellikle kiralık evlerde sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bazı ufak değişikliklerle hoşunuza gitmeyen alanları gizleyebilirsiniz. Ayrıca birkaç minik dokunuşla herkesi daha memnun edecek sonuçlara varmak mümkündür. Burada en önemli nokta bütçeyi belirlemektir. Çünkü bütçemizin ne kadar olduğu yapabileceğimiz değişikliklerinde belirleyicisi olacaktır. Bu konuda sizlere yardımcı olabilecek bazı püf noktalarını paylaşmak istedim.

Hibrit Boyalar

Pek çok farklı marka ve renk seçeneği olan; ahşap, seramik, polyester, kumaş, deri, plastik, metal, ​duvar, dolap gibi çoğu yüzey için kullanılabilen boyalar yenileme projelerinin en gözde ürünüdür. Mutfak, banyo, gardırop gibi yıpranmış veya rengini değiştirmek istediğiniz yüzeylerde rahatlıkla kullanılabilir. Ayrıca duvarlar ve seramikler içinde uygundur. En önemli özelliği ise kullanımının diğer boyalara göre çok daha kolay olmasıdır, astar veya zımpara gibi ön işlemler gerektirmez. Örneğin oturma alanında veya odalarda duvarları iki farklı renge boyayarak hareketlendirebilir, mekana derinlik katabilirsiniz.

Halı ve Kilimler

Evlerde en büyük sorun yaratan alanlardan biri zemin kaplamalarıdır. Özellikle sık ev sahibi değiştiren evlerde zamanla çizilmeler meydana gelir. Zeminde değişiklik yapmak bütçe ve uygulama zorlukları nedeniyle genelde kaçınılan bir tadilattır. Burada kurtarıcı büyük ebatlı kilim ya da halılar olacaktır. Zeminlerde çizikleri bu şekilde gizlemek en pratik çözümdür. Eğer rahatsızlık duyduğumuz yüzey daha küçükse ilgi çekici bir kilim ile odak noktasını değiştirebiliriz.

Yazının devamı...

Huzurlu ortamlar için dekorasyonda renk psikolojisi

15 Mart 2021

Renklerin insan psikolojisinde ne kadar önemli olduğu artık bilimsel olarak da belgelendi. Pandeminin etkisiyle evlerde olduğumuz zamanın artması, burada geçirdiğimiz zamanlardaki ruh hallerimizin çok daha önemli olmasına yol açtı. Mesela sarı bir odada olmak sizi endişeli mi hissettiriyor? Yoksa mavi renk sizi sakin ve rahat mı hissettiriyor? Tasarımcılar ve iç mimarlar uzun zamandır rengin ruh halini ve davranışı fazlaca etkilediğine inanıyorlardı. Renk, güçlü bir iletişim aracıdır, ruh halini etkilemenin yanı sıra fizyolojik reaksiyonları etkilediği de araştırmalarla kanıtlanmış oldu. Bazı renkler yüksek kan basıncı, artan metabolizma ve göz yorgunluğu ile ilişkilendirilmiştir. Sanatçı Pablo Picasso "Renkler, tıpkı özellikler gibi, duyguların değişimini takip eder" demişti. Peki renk tam olarak nasıl çalışır?

1666'da İngiliz bilim insanı Isaac Newton, saf beyaz ışığın bir prizmadan geçtiğinde tüm görünür renklere ayrıldığını keşfetti. Newton ayrıca her rengin tek bir dalga boyundan oluştuğunu ve başka renklere daha fazla ayrılamayacağını buldu. Renk paletinde renkler sıcak, soğuk ve nötr olmak üzere üç ana grupta incelenebilir. Kırmızı alandaki renkler sıcak renkler olarak bilinir; kırmızı, turuncu, pembe ve sarıyı içerir. Bu renkler, sıcaklık ve rahatlık duygularından öfke ve düşmanlık duygularına kadar değişen hisler uyandırır.

Mavi alandaki renkler soğuk renkler olarak bilinir; mavi, mor ve yeşili içerir. Bu renkler genellikle sakin olarak tanımlanır, ancak aynı zamanda üzüntü veya ilgisizlik duygularını da çağrıştırabilir.

Bir diğer grup ise nötr renklerden oluşur. Bunlar kahverengi, gri, beyaz, siyah ve metalik renkler olarak gruplanabilir.

Yazının devamı...

Renkleri giyen kadın: Frida Kahlo

8 Mart 2021

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. O nedenle sanat dünyasına damga vurmuş ressam, aynı zamanda da çok güçlü bir kadın olan Frida Kahlo’nun yaşam hikayesi ve dekorasyon trendlerine yansımasına kısaca bakalım istedim.

1907 yılında Meksiko’nun güneyindeki  dünyaya gelen Frida, henüz 6 yaşındayken çocuk felci hastalığıyla karşı karşıya kaldı. Bu hastalık onun bir nevi kaderini de belirledi. Çünkü bir ayağının kısa kalması nedeniyle hayatı boyunca hep topal kaldı. Bu topallık ona ‘Tahta Bacak Frida’ lakabının takılmasına neden oldu. Daha 18 yaşındayken geçirdiği bir otobüs kazası sonucu neredeyse vücudunda ki tüm kemikler kırıldı ve bu kazadan sonra hayatının büyük bölümü hastaneler, ameliyatlar ve tarifsiz acılar içinde geçti. Frida Kahlo yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen hayata resim yaparak tutunmayı başardı. Yatağının tavanındaki aynaya bakarak oto portreler yaptı. İlk oto portresi, "Kadife Elbiseli Otoportre"dir.(1926) Bu dönemi atlattıktan sonra Meksikalı Michelangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera ile tanıştı. Çok fırtınalı bir evlilik hayatı geçirdiler ve bu gelgitler Frida’nın yaptığı resimlerde oldukça etkili oldu. En büyük isteği bir çocuk sahibi olmaktı ama sağlık durumu buna izin vermedi.

1938’de New York’ta açtığı sergi ona büyük ün getirdi, 1939’daki Paris sergisi ile övgüler topladı. 1953 yılının Nisan ayında Mexico City’de bir kişisel sergi açtı, aynı yıl Temmuz ayında Kahlo maalesef zaten kısa olan sağ bacağını kangren olması sebebiyle kaybetti.  Yaşamının son anına kadar resim yapmaya devam etti ve ölümünden yalnızca 8 gün önce son eserini tamamladı. Bu eseri ‘Yaşasın Yaşam’ isimli bir natürmorttu. Kahlo 13 Temmuz 1953’te henüz 47 yaşındayken hayata veda etti. Yaptığı 143 resmin 55 tanesi oto portredir.

Frida Kahlo; yaşadığı hem duygusal hem de bedensel olarak dinmeyen acılarının aksine renkleri kullanmayı çok seviyordu. Hatta kendisi için ‘Renkleri Giyen Kadın’ ifadesini kullanıyordu. İşte onun bu renkli stili dekorasyon dünyasına çok büyük bir ilham kaynağı oldu.

Duvar kağıtları, doğal motifler, kobalt mavi başta olmak üzere renklerin en canlı tonları, egzotik meyveler, hayvan figürleri, büyük çiçekler, büyük yapraklı bitkiler, kaktüsler… Hepsi Frida’nın özgür olmak isteyen ruhunun birer yansıması gibi.

Kahlo tarzının en belirgin özelliği ne kadar renkli olabiliyorsa o kadar olmalı felsefesine dayanıyor. Retro desenli seramikler, etnik desenli masa örtüleri, örgü hasır sepetler, el dokuması halı ve kilimler, renkli kırlentler, farklı renklerdeki duvar boyaları kullanmak sizi Frida Kahlo’ya bir adım daha yaklaştıracaktır. Frida'nın tarzında tasarlanmış bir mekanda her bir detay önemli bir rol oynuyor ve her şey diğerini tamamlıyor. Evrensel ve özgün bir ortam bu şekilde oluşuyor. 

Yazının devamı...

Sade ama sıkıcı değil: Dekorasyonda ton sür ton

1 Mart 2021

Ton sür ton kelimesi çoğunlukla moda sektöründe sıkça kullanılan bir terim olmakla beraber, günümüzde iç mekan dekorasyonu alanında da popülerlik kazanan bir akımı ifade ediyor. Köken olarak Fransızca olan bu kelime grubunun Türkçe karşılığını ‘ton üzeri ton’ olarak çevirebiliriz. Yani bir mekanda aynı renk ailesinin farklı tonlarını kullanmak diyebiliriz. Bu tonlamaları doku, gölge ve ışık oyunları ile çeşitlendirebiliriz.

Rengin tonu, bir rengin açıklığı ya da koyuluğudur. Yani beyaza ve siyaha yaklaşan halleridir. Renklerin bu halleri aydınlıklarını ve karanlıklarını belirler. Bayrak kırmızısı, zeytin yeşili, bebek mavisi gibi kavramlar rengin tonu ile ilgilidir. Renklerin ton değerleri olduğu gibi ısı değerleri de vardır. Bu nedenle ısı bakımından sıcak ve soğuk renkler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Sıcak renkler kırmızı, sarı ve turuncu, soğuk renkler ise mavi, yeşil ve mor olarak kabul edilmektedir.

Ton sür ton uygulamalarında; temel olarak tasarım için bir ana renk seçilir ve kullanılan çoğu üründe bu renk ve tonları ile ilerlenir. Belirlenen rengin açık ve koyularını kullanılabileceğimiz gibi tamamen farklı ara renklerini de tercih edebiliriz. Önemli olan nokta en az üç farklı ton kullanmak, tek renk ile mükemmel uyumu yakalamaktır.

Oturma odaları, yatak odaları, çalışma odaları, mutfaklar ve banyolar gibi evin her köşesinde kullanılabileceği gibi otel, kafe gibi mekanlarda da uygulanabilir.

İlk bakışta daha çok modern tarzlarda kullanıldığını düşünsek de aslında klasik ve vintage tarzlarda da pek çok örneğe rastlamak mümkündür.


Yazının devamı...

Mimari bir deha: Antoni Gaudi

22 Şubat 2021

İspanya’nın simge yapılarına imza atan ünlü mimar Antoni Gaudi 1852 yılında Katalonya’da doğmuştur. Uzun bir öğrencilik hayatının ardından Barselona kentini kendine mesken tutmuş sanatsal faaliyetlerini burada sürdürmüştür. Günümüzde şehre turist akını sağlayan pek çok yapı onun eserlerindendir.

Ayrıca Art Nouveau (Yeni Sanat) akımının İspanya’da öncülüğünü yapmış, eserlerinde dalgalı formlar, organik motifler, renkli ve dekoratif yüzeyler kullanarak döneme yön vermiştir. Endüstriyelleşmenin artmasının ardından bu akım şekil değiştirerek Art Deco olarak karşımıza çıkmıştır. Bol renk, simetri, doğrusal formlar, cesur geometrik şekiller ve bolca kullanılan süslemeler Art Deco’nun en belirgin özellikleridir.

Kentte tanınmasını sağlayan ilk eseri Casa Vicens adlı yazlık ev olarak görülse de asıl çıkışı ünlü bir sanayici olan Güell ailesi ile kurduğu ilişkilerden sonra yakalamıştır. Bu aile için yaptığı en bilinen eserler  Güell Sarayı, Güell Mahzeni, Güell Pavilyonui, Güell Türbesi ve Güell Parkı’dır.

Park Güell 1926 yılında halka açılan, şu anda hala turist akınına uğrayan, bahçelerden ve mimari unsurlardan oluşan bir kamu parkıdır. Parkta en çok dikkat çekenler, renkli kırık seramiklerle kaplı banklar ve parkın simgesi haline gelmiş ejderhadır.

1906-1910 yılları arasında tamamlanan, kendisine pek çok ödül kazandıran Casa Milà (La Pedrera) diye bilinen simge yapısı ile mesleğinin zirvelerine adım atmıştır. Yapı Barselona’da rezidans mantığı ile satışa sunulan ilk örneklerden olup, ofis ve dairelerden oluşmaktadır. Antoni Gaudi eseri tasarlarken ön cephede dalgalı deniz ve deniz yosunlarından ilham almış, insanlara bu hissi yansıtmak istemiştir. 1984 yılından beri Park Güell gibi UNESCO Dünya Mirasları listesinde yer alır.

Yazının devamı...

Hem tanıdık, hem yepyeni: Japandi stili

15 Şubat 2021

Japandi stili; dekorasyon literatürüne 2017 yılında girmiş, özellikle geçtiğimiz yıl popülerliğini arttırmış ve bu sene de korumaya devam eden hibrit bir trend.

Temel olarak İskandinav Stili ile Japon Stilinin birleşimi ile oluşan bir akım. Bu stili daha iyi anlamak için öncelikle İskandinav ve Japon stillerine yakından bakmakta fayda var.

İskandinav stili adını Kuzey Avrupa ülkelerinin oluşturduğu coğrafyadan alır (Danimarka, İsveç, Finlandiya, İzlanda, Norveç). İklim ve coğrafi koşullar tarzın belirlenmesinde çok önemli bir yer tutar. Yılın neredeyse 6 ayı gece, 6 ayı gündüz olarak geçen bu ülkelerde yaşayan insanlar evlerinde zaman geçirmeye önem verirler. Evlerinde mutluluk yaratacak köşeler oluşturmaya özen gösterirler. Tam da bu sebeplerle ortaya çıkan ve son yıllarda adını sıkça duyduğumuz HYGGE (HÜGE) yaşam felsefesi Danca’da rahatlık duygusu, mutluluk duyma ve samimiyet anlamına gelmektedir.

Genel olarak açık renklerin hakim olduğu İskandinav stilinin en önemli özelliği sadeliktir. Düz hatlı, gösterişsiz mobilyalar, pastel tonlar, natürel ahşap tonları, açık renk duvarlar, göz yormayan dekor objeleri belirleyicidir.

Japon stiline bakacak olursak; bir Asya ülkesi olan Japonya’da ortaya çıkmıştır. Japon halkı için ev son derece kutsaldır. Evlerin metrekare olarak küçük olması stile yön vermiş en önemli etmendir. Sade, az eşya kullanımının revaçta olduğu, fonksiyonel mobilyalara sıklıkla rastlanır. Zaman zaman kültüre özgü obje kullanımları görülür. (Buddha heykelcikleri, paravanlar,  bambu, bonsai, ikebana aranjmanlar vb.)

Renk paletine baktığımızda çoğunlukla açık renkleri görürüz. Boz kahve, fildişi, bej ve beyaz tonları, açık ahşap tonlar göze çarpar.

Yazının devamı...