Erkek çocuklar gözyaşlarından, çaresizliklerinden ve ruhsal acılarından utandırılarak büyütülür.
 
Kadınsı ve anaç olanın küçümsenmesi ve değersizleştirilmesi, erkekler için empati yetisinin gelişmesine ve acıyı hissetmelerine engel teşkil ediyor.
 
Empatiyi, başkasının duygusunun tadına bakabilmek, onun yaşadığı zorluğu ve sıkıntıyı anlayabilmek için onun yerine kendini koyabilmek olarak tanımlarsak, kişilerarası ilişkilerde ne denli onemli olduğunu da anlayabiliriz.
 
Yapılan araştırmalarda, çocuk hamileliğin son üç ayı içerisinde annenin sesini duymaya, yeni doğmuş bebek ise yaşamının ilk üç günü içindeyken annesinin sesini diğer insanların sesinden ayırt etmeye başlıyor.
 
Eğer anne çocuğun dünyasıyla ilişki halinde ve ihtiyaçlarına zamanında cevap verebilen, çocuğun duygulanımlarını anlayan, huzursuzlandığında onu yatıştırabilen bir anneyse çocukda da empati yetisi gelişmiş oluyor.
 
Aksi takdirde anne çocuğa yeterince karşılık vermiyorsa, çocuğun bilinci daralmakta ve buna bağlı olarak dilsel yetileri de sınırlı olmaktadır.
 
Ergenlik döneminin başlarında erkek çocuk, erkeksi olmak ve görünmek adına dişi olanı küçümseyerek mesela “Kızsal hareketler bunlar” şeklinde aşağılamalarla duygu ağırlıklı algılayışları bilinçdışına itiyor.
 
Sonra ne mi oluyor?
 
Erkek bilincin acı ve kaygıyı reddetmesiyle beyinsel etkinlikler sol yarımküreye aktarılıyor ve algılama yetimiz de sonradan buraya yönlendiriliyor. Böylece algılayış giderek daha fazla sol beyin yarımküresiyle, yani duyumsal olanın aktarılmadığı bir yerle sınırlanıyor. Gerçi bir zamanlar kapsayıcı olan bilincimiz yine varlığını sürdürüyor, ama bilinçdışının “yeraltı” nda.
 
Empati ve keder gibi içe yönelik algılayışların erkek çocuk için önemi ve değeri azaldıkça ve çocuğa korku ve dehşeti bastırması için ne kadar baskı uygulanırsa bilinç daralması o kadar fazla, sağ beyin yarımküresinin algılama olanaklarının bu çocuğun beyninde aldığı yer ise o kadar az olur.
 
Sol beyin yarımküresinde, toplumumuzda çok değer verilen o bilgiye dayalı yetenekler gelişiyor. Bu şekilde empatik-duyumsal algılama yetisinden ise gittikçe uzaklaşılıyor.
 
Çocuğunun sol beyin yarımküresinin işlevleri ödüllendiriliyor, ama sağ yarımkürenin işlevi hor görülüyorsa bunun sonucunda bilinçdışı üretiliyor çünkü bastırılanlar temel deneyimlerimizdir.
 
Yani çaresizliğiyle yalnız bırakıldığında, duyguları tanınmadığında, “var olmadığı” tehdidini hissettiğinde bir çocuğun içinde yükselen dehşet ve korkudur. Bunun aksine eğer bir çocuğa deneyimlerinde annesi tarafından eşlik ediliyorsa ve varlığı tanınıyorsa, o zaman çaresizliği bir tehdit unsuru halınde büyümez.
 
Empati “kadın işi” olarak görülse de, sağlıklı ilişkiler geliştirmek için gerekli en önemli araçtır. Empati yoksunluğu olan kişilerle beraberlik, yalnızlığın kıyılarında hiç bitmeyen bir yolda yürümek gibidir.
 
Empatinin yoksunluğu durumunda, öfke ve saldırganlığın veya tam tersi kayıtsızlığın bunun yerine geçeceğini unutmayın.
 
Daha da ürkütücü olan, bu erkeklik mitinin kadının da yücelttiği bir durum olması. Erkeklerde “kadınsal” olanı aşağılama konusu birçok kadının da gösterdiği bir davranış biçimi. Kadının indirgenmiş bilincinde bunu taşıdığı ve böyle ilişki kurduğu da bir gerçek. Demek ki, önce kadınlar bu erkek mitini sahiplenmekten vazgeçecek.