Türk mallarının marka imajıyla ilgili geçen yıl yazdığım bir dizi yazı nedeniyle Sanayi Bakanlığı'nın verdiği ödülü almak üzere önceki gün Ankara'ya gitmiştim. Aynı gün öğleden sonra dönerken havaalanında Türkiye'ye sık gelip giden, AB mevzuatını çok iyi bilen bir İngiliz uzman olan Anthony Pearce'le tanıştım. Malta ve Polonya'nın ulusal programlarının yazılmasında görev aldığını dile getiren Pearce, "Malta'nınki 75 sayfa, Polonya'nınki 125 sayfaydı. Sizinki ise 1000 sayfadan fazlaymış. Kamyonla taşımak gerek" dedi. Ama hemen ardından da Ulusal Program'ın bu denli ayrıntılı yazılmış olmasının sakınca değil bilakis süreci hızlandıracak bir etken olduğunu, Türkiye'nin 2 aşamayı 1 seferde gerçekleştirmekle akıllı bir iş yaptığını söyledi.
Dün İKV Başkanı Meral Gezgin Eriş'i arayarak bu sayfa ve kamyonla taşıma meselesini sordum. Eriş de Pearce'le aynı görüşte. Aslı 500 küsur sayfa olan programın eklerle birlikte 1000 sayfayı bulduğuna işaret eden Eriş, "bizim Ulusal Program'ın girişi, siyasi kriterler ve ekonomik kriterler bölümleri sadece 20 sayfa, geri kalan 500 sayfa müktesebat uyumuyla ilgili. Neyin ne zaman yapılması gerektiğini detaylandırdık. Hiçbir konuyu yuvarlak laflarla geçiştirmedik" dedi.
Biliyorsunuz AB, aday 13 ülkeden sadece bizimle tam üyelik müzakerelerine başlamış değil. Önümüzdeki dönemde siyasi kriterlerde AB'ye uyumu ne kadar hızlı gerçekleştirirsek, tam üyelik müzakerelerine de o kadar erken başlayabileceğiz.
Eriş'ten öğrendiğime göre TV ekranlarında bugün - yarın çıkması gerekmiş gibi gösterilen 183 yasanın ise AB'ye tam üye oluncaya kadar tamamlanması gerek. Yani en azından 6 - 7 yılı var. Dolayısıyla "Eyvah bu işin altından nasıl kalkacağız?" diye hayıflanmaya da gerek yok, milletvekillerimizin uykularını kaçırmalarına da...
Elma dersem IMF, armut dersem AB
TV kanallarımız sayesinde her konuda uzman! kesilen, bilen ve bilmeyenlere her gün yenileri ekleniyor. Önceki gün de hem AB ve hem de IMF konusunda uzmanlaşmayı başarabilmiş üstadlarımızın sayısını katladık!
Neymiş efendim! IMF'ye verilen taahhüt somut veriler içerdiği halde, AB'ye verilen taahhüt yuvarlak laflarla geçiştiriliyormuş.
İyi de biri ekonomik program, dolayısıyla da tamamen sayılar üzerine oturtulmuş. Diğeri ise büyük bir toplumsal proje.
Galiba bu kez ikisinin adı da Ulusal Program olunca bizim yeni üstad uzmanlar! elmalarla armutları karıştırıverdiler.
Amca'yı üzen bizi sevindirir!
Yahya Murat Demirel'in amcası Süleyman Demirel, Ankara'da önceki gün yapılan Enerji Arenası sempozyumunun açılışında bakın ne demiş:
"Dünyada 442 adet nükleer santral işletmede. Bunlar dünya elektriğinin yüzde 19'unu üretiyor. Türkiye'nin bir nükleer santral yapmayı göze alamamasını üzüntüyle karşıladım. Bu zararlıysa diğerleri bundan nasıl istifade ediyor? Kazadan korkuluyorsa çevremizde yeterince nükleer santral var. Onlarda olacak bir kaza da bizi etkilemeyecek mi?"
9. Cumhurbaşkanı olduğu sürece Amca, ANAP lideri Mesut Yılmaz'la birlikte pek istemişti Türkiye'ye bir nükleer santral kazandırmak! Dolayısıyla rakamları o da biliyordur da işine gelmediği için söylemiyordur.
Evet bugün dünyada 442 nükleer santral faaliyette. Ancak yenisi yapılmadığı gibi mevcutlar da teker teker devre dışı bırakılıyor. Zaten nükleer enerjinin gözde olduğu yıllarda 2000 yılı için yapılan projeksiyonda, bugünkü rakamın 442 değil, 4500 (yanlış okumadınız tam 10 katı) olacağı öngörülüyordu.
Amca da çok iyi biliyor olmalı ki, dünyada son 4 - 5 yıldır Çin'in dışında nükleer reaktör siparişi veren tek bir ülke yok. Hatta bu alandaki işsiz mühendis sayısı 80 bini aştı, 90 bine yaklaşıyor. Can çekişmekte olan nükleer sektörün Türkiye gibi bir ülkeden sipariş alabilmek için atmayacağı takla yok.