Ah o sehpalar yok mu?
Bu hafta sizler için salonlarımızda olmazsa olmaz olan bir eşyayı inceledim: Orta Sehpalar!
 
Kelime kökeni olarak Farsçada “küçük masa, darağacı” anlamına geliyormuş. Aslında bileşik isimdir: 
seh-pâ, yani üç ayak. Bizdeki sokak ağzı ile “sehbağa” değil!
 
Bu eşyanın işlevsel bölümü, üzerindeki tabladır. Dengede durabilmesi için de 3 veya 4 bacağı vardır. 
Çok amaçlı kullanıma olanak verir. Mesela, üzerinde yemek yenilir, kitap-dergi, tv kumandası, vazo,
 çiçek vb. şeyler konulur. Tabi bazen de koltukta hele de sandalyede oturup sehpadaki bir şeyleri yemek eziyettir, devamlı eğilip doğrulmak gerekir. İnsan yediğinden bir şey anlamaz.
 
Bakın İngilizler nasıl yorumluyor orta sehpayı. İngilizcesi “coffee table”dır. Yani kahve masası. 
İngilizler kestirip atmış işte diyebilirsiniz. Kahve tepsisinin üzerine konacağı, yerden 40 ile 60 cm yüksekliğinde bir platform. Hâlbuki bizde sehpa buna indirgenebilir mi hiç?
 
Salondaki misafirden misafire kullanılan iki adet tekli koltuk ile birlikte en mostralık eşyasıdır evin,
misafirin pied a terre‘idir. Üzerindeki bütün o dekoratifçe buruşturulmuş ince kumaştan örtüleri, içi 
çakıl taşı veya renkli cam parçaları dolu kavanozumsu kapları, içi yapma çiçek aranjmanlı kristal vazoları, yine kristal tablada mikadonun çöpleri gibi açılmış misafir sigaralarını ne yapacaktık salonun gerçek kralı sehpa olmasaydı, söyler misiniz? Kahve masasıymış; hıh!
 
Bize dönelim o vakit. Öğrenci evlerinde ve bekar evlerinde ise sehpa çok ama çok önemlidir. Bir salonun bel kemiği desek yeridir. Evvela üzerine “her şey” konan mobilyadır. Aynı anda üzerinde bir kitap, bir (veya daha çok) dolu küllük, bir çorap teki, bir kaç can vermiş makarna, lens, sineklik, çini mürekkebi, çeşitli ambalaj ölüleri, lastik ve tel toka, bir oyuncak eşek, bir deniz kabuklusu, tahliye kapağı yalama edilmiş bir kumbara ve daha binlercesi ancak bir sehpada bu kadar kaprissiz bir araya gelebilir.
 
Bir ruh hali olarak da bazı zamanlar insan kendini bir işe yaramaz hissettiğinde hep “sehpa olmak istiyorum,” der.Mizahi ve tecrübe ile sabit anılarımız sehpa hakkında sanırım şunları derdi;
Sehpa genelde oturma odasının ortasına konulan sadece insanın hareket kabiliyetini azaltan eşya. Çocukken kafamızı, ergenken dizimizi, büyüyünce de serçe parmağımızı vururuz. Annelerin hala neden salonun ortasına koyduğunu anlamasak da evi ev yapan önemli nesnelerdendir. Tatilde eve gelip ayağınızı çarptığınızda, size evde olduğunuzu hatırlatır acı ile karışık bir mutluluk verir. Memlekette kimi insanlar bunun “sehba” olduğuna kanaat getirmiş. 
 
Asıl önemli unsur bir evin aile evi mi öğrenci evi mi olduğunun en önemli ayıracı sehpa bence. Hele de iç içe geçen ve bir kenarda toplanıp az yer kaplayan o büyükten küçüğe sıralı olanları yok mudur, hiçbir bekar evinde ya da öğrenci evinde kolay kolay rastlanmaz. Pasta, kek, çay, meyve vb. ikramların koltuk önünde servis edilmesinde büyük rol oynar. Üzerindekilerle, sahibini anlatır, bazen mis kokulu börekler, bazen tespih, bazen sigara alkol ve yalnızlık durur. En gerçek nesnedir sanki o sessiz köşesinde.
 
Çeşit çeşit sehpa modelleri vardır. En bilindik modeller orta sehpa, yan sehpa, köşe sehpa, zigon sehpa’dır. Sehpa yazısında zigon ve antik mermer tablalı sehpalara gelin geniş bir pencereden biraz detaylıca bakalım derim.
 
Zigon Sehpa
Sanki yeni evlenmiş çiftlere ailelerin baskısı ile zorla aldırırlar bunu, işlevsel diye yuttururlar; 
misafir gelince falan evin her yerini kaplar, küçük ayak parmağını çarpar acıtırsın, kaval kemiğini şişirmekte üstüne yoktur. Toplaması da ayrı dert; kimisinin ne tarafı önü ne tarafı arkası belli olmaz, ana büyük sehpaya yerleştireceğim diye uğraş dur. Misafir gelen çocuklar kavga eder o benim bu senin diye, kafa ütülenmesine aracı olur. Bakın bıraksanız daha pek çok şey yapabilir bu eşya ama kısa kesiyorum bu faslı. Zigon sehpanın tek özelliği iç içe geçmeleri nedeniyle, tek bir sehpa kadar yer kaplamalarıdır. Genel kanı olarak artık eskisi gibi rağbet görmeyen bir sehpa modelidir. Bir yandan bakıldığında Z harfini gördüğünüz genelde kahverengi olan ve her evde bir zamanlar bulunan eşyadır.
 
Antika mermer tablalı sehpa
Valla nasıl tarif etsem, anlatsam inanın bilemedim. Ama herkes hatırlar sanırım. 4 ayaklı, ayakları burmalı veya oymalı olup, cilalı, üst tablası beyaz desenli klasik mermerdendir. Ve epey ağırdır. Yeri iyi seçilmelidir ki sonradan yer değiştirmede zor anlar yaşatabilir. Eskiden anne ve babanın işten gelme saatinden yarım saat kadar önce (erken çıkma durumlarında sakatlık olmasın) eski yerine getirilir -ki bu hiç zor değildir sehpa ağır bir kütle olduğundan kesinlikle ayakları halıda iz yapar, ayakları tekrar buralara denk getirmek yeterli olacaktır-,üzerindekiler tekrar anne itinası ile yerine yerleştirilir. O zamanlar yine salonda top oynamayı engelleyen en büyük etken olup, onun yerine sehpanın
etrafında sonsuz döngülü kovalamaca oyununa vesile ederdi.
 
Birde kendine özgü üzeri aksesuarlar ile kombin edilirdi. Bir vazo veya kristal kül tablaları dışında bir şey olmaz. Tabi dantelleri unutmayalım. Yani televizyon seyrederken ayağımı koyayım deseniz laf yersiniz, üstünde yemek yerim deseniz yedirmezler falan.Kimi zaman hava olsun diye dergiler dizilir bu sehpanın üzerine, “entelektüelim ben” havası yaratılmaya çalışılır.Ayrıca bazen belli bir zümre tarafından ego  tatmin etmeye yarayan bir ev eşyası olarak da görülebiliyor.Bir arkadaşıma sordum geçenlerde bu sehpa modeli hakkında ne düşünüyorsun, hiç anın oldu mu diye? Bakın enteresan 
bir anısını paylaştı.
 
Arkadaşa göre tabut gibi bir şeymiş. Küçükken altına yatıp öldüğünü ve tabuta girdiğini düşünüyormuş misal. Ve ekliyor ruhsal gelişime etkileri olan bir mobilya çeşidi olarak tanımlıyor. İlginç bir yorum…Birde bu sehpa modeli küçük çocukların en sevmediği mobilyalardan biridir. Çünkü salonda özgürce koşup, zıplayamazlar.Bunlar evin olmazsa olmazlarının çoğumuzun aklından geçen insani ve komik yanları. Sizce de öyle değil miO
Güzel bir hafta sizinle olması dileğiyle sağlıcakla kalın. Bizi takip etmeye devam edin.