Dün sosyal medyada ufak bir yazı okudum. İşte 'Anneliği zor bir durum gibi gösteriyorlar. Aslında öyle değil. Bunu kişiler abartıyor. İnsanları korkutmayın vs...' tadında ufak bir serzeniş. Çok gerçekçi olacağım şimdi sizlere bu zamana kadar belki bu kadar gerçek yazmadım bu durumu. Yarım kalan kahveler, çaylar klişesini geçiyorum. Yahu arkadaşım ben dün parktan dönerken peçete bittiği için ve o anda alabileceğim bir yer olmadığından Ali Mirza'nın burnunu en sevdiğim hırkamın koluyla sildim. Yanımızdan geçen insanlar gördü üstelik. Ama çocuk silmem için kendini parçalıyordu ve o anda başka bir şey gelmedi aklıma. Yazıyı yazan kişinin profilini inceledim. Henüz bir çocuğu yok. Sonra düşündüm çocuksuz bir insan veya hamile biri beni takip etse gerçekten gözü korkabilir. Ama üzgünüm korksun. Annelik zor evet hemde çok zor.

Uykusuz geceler, bebeğinin sağlık problemleri, yorgunluk, özel hayat... İnanın ben bunların hepsini bir kenara bırakıyorum. Bana göre insanı mutlu eden ve iyi hissetmesini sağlayan en önemli faktörlerden biri kendine ayırdığı zaman. Bazen arkadaşları ile geçirdiği vakit, bazen gidip bir kuaförde manikür yaptırmak, bir kitabı sakince okuyabilmek... Anne olduktan sonra bunların tümü lüks. Aslında öncesinde çok sık yaptığınız ve farkında olmadan kendinizi iyi hissettiğiniz tüm bu detaylar anne olduktan sonra tamamen en son sıraya giriyor. Çünkü bunlara ayırabileceğiniz bir vaktiniz ne yazık ki yok. Atıyorum anneannesi gelecek sizde kuaföre gidip 5 dakika bir kaş-bıyık aldırabileceksiniz. Sonra aynada gidip gelip 'Ay yüzüm gözüm açıldı ya! İnsana döndüm!' diye tüm gün kendinize bakacaksınız. Bunu anne olmadan önce düzenli olarak zaten yaptırıyordunuz değil mi? Evet. Hiç bir zaman yüzünüz gözünüz açılmıyordu. Çünkü hiç bir zaman yüzünüz gözünüz o kadar kapanmıyordu.. Bu işlere ayırabilecek saatleriniz vardı. Bu sadece ufacık bir örnek. Bir kadını motive eden bir çok şeyi yapamıyorsun. Sonra bir gün farkına varıyorsun ve o zaman diyorsun ki 'Kendine gel!'... 

Bu kadar mı zor gerçekten? Evet ama... 

Henüz bebeği özellikle 18 aydan küçük olanlar şu satırlarıma pek katılamazlar biliyorum. Çünkü çocukla net ve en gerçek iletişim bence 18 aydan itibaren başlıyor. O zamanlardan sonra aidiyet hissi tamamen zirveye çıkıyor. Bir kere konuşmaya başlıyor. Yani en azından Ali Mirza o zaman konuşmuştu. Gün içerisinde tüm zorlukları unutturabilecek güce sahip evlat denen varlık. Öyle bir an geliyor ki 'Bu evden arkama bakmadan çıkıp gidebilirim şimdi!' diye düşünürken pat diye 'Seni seviyorum.' diyor mesela.. O anda diyorsun ki 'Al canımı çocuk bunu dedin ya şu an al yani senin olsun!'. Sonra düşünüyorsun hayatımda beni o aldırmaya vakit bulamadığım bıyıklarım ve kaşlarımın orjinal haliyle gerçekten seven kaç tane adam var. Bakıyorsun cevabı çok net ve ortada. Hayatta gerçekten benim diye sahip olduğun, gerçekten senin parçan olan başka neyin var? Sana bu kadar muhtaç başka kim var? Hiç bir koşulu, çıkarı olmadan eve girdiğin an sevinçten çıldıran kim? Günlerce yıkanmamış dahi olsa başka kimin en pis kokusu bile bu kadar güzel? En çok kim ağlarken üzülüyorsun veya en çok kim mutlu olduğunda mutlu oluyorsun? Uyuduğunda kimin gün içerisinde çektiğin fotoğraf ve videolarına bakıp tebessüm ediyorsun? Kim hasta olduğu zaman, yemek yemediği zaman bu kadar üzülüyorsun? Bunlar gibi binlerce sorunun tek bir cevabı var. Çünkü annesin işte ötesi yok.

Çok zor kimse kimseyi kandırmasın ve beklentisini minimuma indirtmesin boşuna. Ama biliyorsun ya her şeyin cevabı yine evladın.. Bir sürü zorluk içinde yine sonunda yüzün gülüyor ve mutlu oluyorsun. Allah kimsenin evladını yanından ayırmasın. Tüm bu zorlukları birlikte aşmayı nasip etsin. Amin...

https://www.instagram.com/elifyetgil/

elifyetgil@gmail.com