İLK GÖREV: YALAN SÖYLEMEK

“Graceland”, sıkmayan kurgusuyla şans verilmeyi hak ediyor. Tek sorunu, kötü adamların “az kötü” olması. Biraz daha tehlikeli karakterlere ihtiyaç var

Güzel kadınlar, fit erkekler, bol içki, okyanus kıyısında bir villa ve çılgınca sörf... Şartlar çok cezbedici görünse de, durum Graceland sakinleri için biraz farklı. Onlar bu hayatı kanun dışı iş yapan insanları yakalamak adına “paravan” olarak kurgulamışlar. Kendilerine yalandan bir hayat kurup ilişki yaşadıkları insanlara bile oynuyorlar. Çünkü işleri yaşamları olmuş durumda.

Uyuşturucu kartelinin ortasında

USA Network kanalının projesi “Graceland”, FBI’nın mezuniyet gecesinde, amirin ajanlığa ilk adımını atan çaylaklara önerileriyle başlıyor. Fondaysa, gizli görevdeki Donnie’nin operasyonunu izliyoruz. Amire göre gerçek ajan olmanın yolu, sahaya çıkmaktan ve kötü adamlarla dans etmekten geçiyor. Bunun için de iyi yalan söylemeniz ama ağzınızdan çıkanların ölüm fermanınız olmaması şart. Bu çaptaki kurgu için kıvrak bir zekaya sahip olmanız gerekli. Donnie’yi izlerken zekanın yanı sıra şansın da yanınızda yer almasının önemini kavrıyoruz. Ama maalesef ajanımız bu yoksunluğundan dolayı açığa çıkıp vuruluyor.

Böylelikle Graceland macerası da başlamış oluyor. Graceland, Güney Kaliforniya’da okyanus kıyısındaki bir evin adı. Ev, uyuşturucu kartelinin elindeyken devlet tarafından el koyulup ajanlara tahsis edilmiş. FBI, uyuşturucuyla mücadele ve sınır korumada görevli ajanlar da burada yalandan bir hayat altında gizli görevlerini yürütüyorlar. Açığa çıkan Donnie’nin yerine, akademiyi birincilikle bitirmiş Mike Warren alınca, dizinin başka bir ayağı daha olduğunu anlıyoruz. Warren’ın asıl görevi, grubun başındaki kendisinin de idolü olan ajan Briggs’i araştırmak... Çünkü büro, Briggs’ten şüphe duyup açığını arıyor. Warren için kaçın kurası Briggs’i izlemek uyuşturucu tacirlerini kandırmaktan daha zorlu bir hale geliyor.

Hoş vakit geçirmek için

Graceland, tipik bir USA Network dizisi. Burn Notice ve White Collar’ı izleyip beğeniyorsanız, bu diziyi de sevmemeniz için bir neden göremiyorum. Zaten dizinin mimarı White Collar’ın da yaratıcısı olan Jeff Eastin.

Polisiye, ajan konulu yapımların meraklıları Graceland’de istediklerini bulabilirler. Bana göreyse, dizinin tek sıkıntısı biraz sertlik yoksunu olması. Uyuşturucu işini yapan kötü adamlar, sonunda hep oyuna gelip faka basıyorlar. “O kadar da değil” diye düşünüyorum. Bölümler geçtikçe, dizinin beyaz tarafındakiler siyahtakileri zekalarıyla eziyor ve bizi gerecek pek bir şey kalmıyor.

Ama şunu da rahatlıkla belirtmek isterim ki Graceland, izlemeye devam edeceğim dizilerden olacak. Çünkü bir sonraki bölümü merakla beklememe yol açıyor. Dizinin gerçek olaylarla kurgulanması buna sebeptir sanırım.

Ajanların bizim Polat Alemdar gibi kartelin içine girip suç oluşumunu çökertmeye çalışması ilgi çekici. Tabii bu süreç bizde olduğu gibi asırlar (!) sürmüyor. Birkaç bölümde ne uyuşturucu kalıyor ne de kartel. Böylelikle yapım sıkmıyor ve televizyon karşısında örümcek bağlamadan hoş vakit geçirmenizi sağlıyor.

Ben Graceland’in en azından denenmeyi hak ettiğini düşünüyorum. Özellikle yaz günlerinde Güney Kaliforniya plajlarında okyanus görüntüsüyle güzel dakikalar geçireceğinizin garantisini veriyorum.


DİZİNİN KÜNYESİ
Aaron Tveit (Mike Warren)
Daniel Sunjata (Paul Briggs)
Serinda Swan (Paige Arkin)
Vanessa Ferlito (‘Charlie’ DeMarco)


KISA KISA KISA...

En son Luck’ta izlediğimiz Dustin Hoffman, kanser teşhisiyle hastaneye yatırıldı. Aktörün durumu iyi.


www.twitter.com/nevzatakdere