Türkiye’de kişisel bilgisayarlar 90'lı yıllarda yoğun olarak kullanılmaya başladı. Ben de ülkenin koşulları ve yaşım itibarıyla, doğduğumdan beri içinde bilgisayar olan bir evde büyümedim. Kardeşim Şansal’la birlikte kullanacağımız ilk bilgisayarımızı babam aldığında, ben üniversiteye yeni başlamıştım, kardeşim ise orta sondaydı. O ilk günü anımsıyorum da, daha mouse’un nasıl tutulduğunu bile bilmiyordum.

İlk aylarda bilgisayarımızın kaç defa çöktüğünü hatırlamıyorum bile. Şansımıza, bilgisayarı aldığımız mağazadaki satış görevlisi, Şenol abi, çok ilgili bir gençti. Çıkan her sorunda ona telefon ederdik. O da mesaisi bitince, evine gitmeden önce bize uğrar ve sorunları çözerdi. Şenol abi evli değildi. Bilgisayarımızı tamir ederken, aile ortamında bulunmak ve annemin yaptığı güzel yemeklerden yemek, sanırım ona cazip geliyordu. Şenol abinin gülümseyen yüzünü ve “öncelikle geçmiş olsun” diyen sesini, kardeşimle beraber dün gibi hatırlarız…

Bilgisayarın bu kadar sık bozulmasının bize şöyle bir katkısı oldu: Şenol abinin yaptığı her tamiratı dikkatle izledik ve sorular sorarak neyi nasıl yaptığını öğrendik. Onun sabırlı açıklamaları sayesinde, biz de giderek daha az soru sorar duruma geldik. Bir müddet sonra kardeşim bilgisayar donanımında, ben de bilgisayar yazılımlarında adeta birer uzman olduk. Üniversite bitip, bir bankanın genel müdürlüğünde işe başladığımda, bilgisayar bilgim o kadar ileriydi ki, şubelerden bilgisayar ile ilgili bir soru geldiğinde, ekrana bakmadan, yazılım menülerini ezbere söyler ve onları yönlendirebilirdim. Kardeşim ise sıklıkla bilgisayarının kasasını açıp, onu en yeni donanımlarla güncellerdi.

Bilgisayar kullandığımız için ne ben, ne de kardeşim antisosyal ya da obez olduk. Bilgisayarda aksiyon ve macera oyunlarını da çok sık oynadık. Bu da bizi agresif ve şiddet düşkünü bir insan haline getirmedi. Aksine, bilgisayar bilgimiz her zaman önümüzde kapılar açtı ve bizi farklı kıldı. İngilizce bilgimin bir kısmını bilgisayarda online ya da offline oyunlar oynarken ve chat yaparken geliştirdim.

Şimdiki çocuklar çok şanslı. Oğlum Can doğduğunda evimizde bilgisayar vardı. Can bilgisayara olan ilgisini yanılmıyorsam ilk kez 4 aylıkken göstermişti. Kucağıma aldığımda, beni taklit ederek, klavyeye rastgele bastmıştı. Hala ben bilgisayar başında çalışıyorken hep kucak ister ve ekrana bakmaktan çok hoşlanır. Kimi zaman ona çektiğim fotoğrafları ya da internetteki bebek resimlerini gösteririm. Onları ilgiyle izler. Bazen de, kimbilir ne hoşuna gidiyorsa, kahkahayı basar.

Çağımız internet, facebook, twitter, bilgisayar oyunları çağı… Bunlardan uzak durmanın hiçkimseye faydası yok. Bilgisayar iletişimi öldürüyor diyorlar. Evet, yüzyüze iletişimi belki bir ölçüde azaltıyor ama yeni tür iletişimlerin de kapısını açıyor.

O nedenle çocuklarını bilgisayardan uzak tutan, bilgisayarı bir öcü gibi gösteren ebeveynlerden biri olmayı düşünmüyorum. Can ne zaman isterse o zaman, bilgisayarla haşır neşir olabilir. İnternette çocuklara uygun olmayan içeriği mutlaka bloke ederim, ama, “bizim çocuğumuzun günde sadece 30 dakika bilgisayar kullanmasına izin var.” diyeceğimi sanmıyorum. Sorumlu bir şekilde ödevlerini bitirdiği ve gün içinde fiziksel anlamda aktif olduğu sürece, isterse 3 saat kullansın.

Ayrıca “çocuğumuz bilgisayarı sadece ödev yapmak için kullanmalı” klişesine de düşmeyeceğim. Bilgisayar bal gibi eğlence için de kullanılır. Bu arada bilgisayar oyunu oynamayı seven herkes, 30 dakika gibi bir sürenin hiçbir oyunu keyifle oynamaya yetmeyeceğini bilir.

Bunun ötesinde, ben özellikle alıp burnuna dayamam, ama, Can belli bir yaşa geldikten sonra eğer vurdulu kırdılı oyunları talep ediyorsa, oynayabilir. Bir aile şiddet ve doğru/yanlış konusunda çocuğu bilinçlendirmişse, sadece bilgisayar oyunu oynadı diye şiddete eğilimli bir hale geleceğini düşünmüyorum.

Özetle, Can’ın yaşantısında bilgisayar hep olacak. Ama az kullanır, ama çok kullanır, bu tamamen kendi bileceği bir şey. Eğer bilgisayar ile küçük yaşlardan itibaren ilgilenir ve 9 yaşında da ilk programını yazarsa, değmeyin benim keyfime. Ben de Facebook’ta arkadaşı olur ve çok oyunculu online oyunlarda (massively multiplayer online game) oğlumla beraber takım olup, mağaralardaki yaratıklarla savaşıp, hazinelerini ele geçiririm.

Ola ki bilgisayardan hazzetmedi. Doğru ya, herkes bilgisayarı sevecek diye bir kural yok. İtiraf ediyorum, biraz hayal kırıklığına uğrarım. Bu durumda da en azından “benim bilgisayar düşkünü çatlak bir annem var” der herhalde… Eh! o kadarı da bana yeter.

Sevgiler,
Tanla
Diger yazılarım için>> BebekveBen.com
Facebook>> Bebek ve Ben
Twitter>> Bebek_ve_Ben