“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.”

Franz Kafka’nın 1915’te yayımlanan; günümüzün yozlaşmaya yüz tutmuş sosyal hayatını, aile ilişkilerini irdeleyen ve toplum tarafından dayatılan işlevsiz kalıpları eleştirel yaklaşımlar ile “gözümüze” sokan bir öykü Dönüşüm. Kitabın çevirilerinden birini yapan Ahmet Cemal’in söylemi ile “Gregor Samsa’nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması salt bir değişim değil bir başkalaşımdır. O insanlığını koruyarak bazı değişiklikler geçirmemiştir; artık farklı bir canlı türü olmuştur.” Benim de tartışmak istediğim “değişim, dönüşüme karşı” fikrinin başlangıç noktası.

Dönüşüm demişken sinema sanatının kültlerinden biri haline gelmiş David Lynch’i ve David Lynch’in başyapıtlarından olan, 1997 yapımı Kayıp Otoban (Lost Highway) filmini anmamak büyük haksızlık olur. Filmin başkarakteri olan Fred Madison’un; kimi zaman dissosiyatif kişilik bozukluğu düşündürtecek ve kimi zaman şizofreni sınırlarına varacak dönüşümleri, şekilsel açıdan Kafka’nın Dönüşümü’ndeki Samsa’nın çarpıcı anlık başkalaşımından farklı görünmekte. Kafka’nın şekilsel-sosyal açıdan çarpıcı olan dönüşümüne, David Lynch zaman-mekan-psikoloji üçgeni ile cevap vermekte. İkisinin ortak noktası ise dönüşüme uğradıktan sonra, başkarakterlerin psikolojik süreçlerindeki engellenemez değişimler ve bu değişimlerin sosyal hayatlarında meydana getirdiği farklılıklar. Özetle her iki olguda da dönüşümün tetiklediği değişimler mevcut.

Nedir dönüşümü, değişimden farklılaştıran?

Kelime anlamı olarak birbirlerine yakınlar. Değişim, “belli bir süre içinde yer alan değişikliklerin tümü” olarak tarif edilirken dönüşüm, “olduğundan başka bir biçime veya duruma girme olarak” açıklanmakta. Biyolojik anlamı ile ifade edildiğinde değişime, başkalaşım ve metamorfoz da diyebiliriz.  Her iki kavramda da son obje, ilk objeden farklı. Kavramsal olarak değerlendirdiğimizde değişimin, zamanla meydana gelen dönüşüm olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Veya bir başka deyişle dönüşüm, aniden gerçekleşen değişimdir. Dönüşüm anlıkken, değişim zamana yayılmıştır. Bu ifadelerden yola çıkarak da zamanın farklılaşmayı içselleştirme, kabul etme ve kabul ettirme, kaba bir tabirle “yedire yedire” gerçekleştirme nosyonunu ön plana çıkarabiliriz. O zaman değişim, dönüşümden daha omurgalı ve temelli bir kavramdır; olumlu da olsa olumsuz da olsa getirdiği farklılıkları içselleştirerek kabul ettirir değişim. Ancak dönüşüm aniden yarattığı farklılıkları kabul ettirebilmek için uğraşır. Bu yüzdendir ki hem Gregor Samsa hem de Fred Madison ciddi psikolojik süreçlerden geçmektedirler ancak suyu yavaş yavaş ısıtılan kurbağa durumundan hiç şikayet etmemektedir.

Değişim devrim, dönüşüm darbedir. Bu yüzdendir ki doğa, dönüştürmez değiştirir; doğada dönüşüm yoktur, değişim vardır.

Doğada başkalaşım (metamorfoz) olarak adlandırılır değişim; aynı tür içinde, bir neslin yaşam süresi boyunca morfolojik, fizyolojik ve anatomik olarak meydana gelen değişikliklerin tümünü anlatır. Yani başkalaşım terimi ile anlatılmak istenen, bir neslin yaşam döngüsünde meydana gelen değişikliklerdir. Başkalaşımla birlikte meydana gelen anatomik, fizyolojik değişiklikler canlının yaşam şeklinin ve şartlarının da değişmesine neden olur veya olanak tanır. Böcekler, amfibiler, yumuşakçalar, kabuklular ve derisidikenliler başkalaşım geçiren canlılardır. Bu türlerin hepsinde metamorfoz hormonal değişikliklerle başlar ve sürdürülür. Doğada en çok bilinen örneği olarak kurbağalar ve kelebekler verilebilir. Kurbağa örneğinde; embriyondan meydana gelen kurtçuk yumurtadan çıkar. Bu hali ile yalnızca solungaç solunumu yapan ve suda yaşamını devam ettirebilen kurtçuk, büyüdüğü zaman başkalaşım ile birlikte akciğer solunumu da yapabilir hale gelerek yaşamını hem suda hem de karada devam ettirebilir hale gelir. Diğer örnekte ise tırtıl belli bir süre koza halinde yaşar daha sonra ise başkalaşım geçirerek uçabilme özelliği kazanır ve kelebek haline döner. Bu örneklerde de görüldüğü gibi doğa dönüştürmez, değiştirir.

Bilim adamları, nesiller boyunca gelişen değişiklikleri ise “Evrim” süreci olarak başka bir başlık halinde incelemişlerdir. Burada akılda tutulması gereken başkalaşım sürecinin de bir evrimi olabileceğidir ki metamorfoz evrimi ile birlikte, canlıların başkalaşım özellikleri belirlenmiş ve kimi canlı türlerinde bu evrim sırasında ara türler oluşmuştur. Bilim adamları doğada meydana gelen başkalaşımları ve metamorfoz evrimini şu teori ile açıklamaktalar: “İnsanlarda ergenlik öncesi, ergenlik ve yetişkinlik olarak görülen ve yine hormonal uyaranlarla denetlenen süreçlerin geçişleri oldukça yumuşak ve belirsizdir. Ancak türlerin yaşam koşulları, anatomik-fizyolojik özellikleri, evrim sürecinde maruz kaldıkları faktörler gibi belirli nedenlerle ani sıçramalar şeklinde başkalaşım yaşamaları metamorfoz evriminin bir oyunudur. Daha da ilginç olanı aslında eksik metamorfoz veya metamorfoz sırasındaki kesintiler sonucu meydana gelen yeni türlerdir.”

Alman rock grubu Scorpions’un Rusya’dan ilham alarak yazdığı “Wind of Change” (Değişim Rüzgarı) şarkısını dilimize dolayalım... Ve doğaya uyalım…

Dönüşmeyelim, değişelim…