'Karikatür anlatmak kadar çaresiz bir eylem yoktur!' ve karşındaki insan karikatür anlatıyorsa eğer gülmeye çalışmak kadar zor bir an yoktur. Bunu özellikle 40 yaş üstü yetişkinlerimiz sosyal medyayı yeni kullanmaya başladığı zaman çokça yaparlar.. Bir yandan kıyamazsın gülmeye çalışırsın diğer yandan o karikatürü milyonlarca kez sosyal medyada zaten görmüşsündür. Ve en acısı aslında sana göre o karikatür hiç bir zaman komik olmamıştır. 

Her neyse bunun bir üst kategorisi herkesin bildiği gibi kalabalık bir grup içinde esprisine gülünmeyen adamdır ki hayatta beni ciddi anlamda geren sahnelerden biride budur. Çaresizliğin geldiği son nokta. Karşındakine göre çok komik ama sana göre gereksizliğin dibi..

Çok şükür bu gibi ortamlarda kolay kolay karikatür anlatan veya esprisine gülünmeyen adam olarak bulunmadım hayatımda. Hep karşı tarafta oldum yani zorla gülmeye çalışmak veya kıyamamak gibi duygular..

Geçen gece saat 01.00 sularında başlayan ve 03.00'e kadar süren değişik Ali Mirza krizi hayatımda ilk defa tam olarak esprisine gülünmeyen adam gibi hissetmemi sağladı. Bir insan evladı uykusundan uyanıp çılgınca saçmalar mı? Evet saçmalar.. Önce problem çoraplarından başladı.

-Ben bu sebzeli çorapları istemiyorum!

-Tamam şimşekli, köpekli hangisi istersin?

-Bir şey yoklu çorap istiyorum!

İşte tam olarak burada o çaresizlik başlıyor. Bizim evde benim bildiğim kadarı ile bir şey yoklu çorap yok. Olsa bile ben o saniye 'Al oğlum bu bir şey yoklu çorabın.' desem biliyorum ki 'Hayır bu değil!' cevabı alırım. Neyse her zaman olduğu gibi sığındım yine alemlerin Rabbi'ne.. 

Krizler dalga dalga geliyor görseniz çaresizliğin ne demek olduğunu anlarsınız. Bu sefer 'Odamdan çık!' krizi başladı. Durur muyum? Canıma minnet. Koşarak uzaklaştım. Daha kapıdan yeni çıkmışken;

-Anne nerdesin?

-Anne nerdesin!

-Anne nerdesin demeyeceğiiiiiim!

Gecenin sessizliğinde ortalığı delen bir Ali Mirza gürültüsü. Odasına ışık hızı ile geri döndüm. 

-Burdayım, efendim?

-Burda olmaaaaa!!!

Sen o anda ne yaparsan yap kıyamet kopuyor. Ama yinede karşındaki gülsün diye karikatürler anlatmaya, espriler yapmaya devam eden kişi oluyorsun. Alttan alan tavrın, yumuşak ve içine kaçmış ses tonun, sinirden başına giren ağrılar... Ve en acısı karşında esprine gülmeyen biri.. Üstelik daha 3 yaşında bile değil.

Annelik her saniye insana yeni bir şeyler öğretiyor. Yeri geliyor 'Hayatımda hiç o pozisyonda kalmadım çok şükür!' diye düşündüğün olayın tam göbeğinde buluyorsun kendini; Esprine gülünmüyor, karikatürün gereksiz bulunuyor ve sen öylece bakıp kalıyorsun.

Teşekkürler oğlum. Her şeyi yaşattığın için sonsuz teşekkürler..

Seni çok seviyorum.