İnsanlığın varoluşu ile başlamış bir kavram. Kim bilir belki de ilk insan incir yaprağının en tazesini, en yeşilini kullandı kendini örtmek için. Fakat şüphesiz ki Platon, ilk kez bir felsefe konusu haline getirdiği güzelliği “Nesneler, güzel ideasından pay aldığı ölçüde güzeldir, güzellik çağdan çağa ve kişiden kişiye değişmez” diye niteledi. Modern estetiğin kurucusu sayılan Kant ise güzelliği, iyilikten ayırarak salt estetik bir değer olarak tanımladı. Güzellik, sistemli olarak sorgulanmaya ise 1700lerde Baumgarten ile başlandı. Kültürümüzde güzellik denince akla ilk gelen cümlenin sahibi Aşık Veysel ”bendeki aşk olmasa  para etmez bir kavram” olarak tanımladı güzelliği. 
 
Platon’un aksine bir hipotez ile, insanlık tarihi boyunca günlük hayatta toplumdan topluma ve zamandan zamana değişen bir kavram oldu güzellik. 1900lerin ortalarında güzel olarak nitelendirilen bol “İspanyol” paça pantolonların günümüzde esamesi okunmamakta. Moda akımları kadını kimi zaman “balık eti” olduğunda güzel kimi zaman da “sıfır beden” iken güzel saydı. Bunlarla beraber Kant’a karşı çıkan ana babalarımız “İçi güzel olsun” öğüdünü fısıldadı eş arayanların  kulaklarına. 
 
Anlaşıldığı gibi pek de kesin tanımları olan bir kavram değil güzellik. Hal böyle olunca ve günümüzün kendini, başkasına beğendirme ve kabul ettirme eğilimi ön plana çıkınca belirli standartlar oluşmaya başladı. İşte bu noktada ise insanı şekillendirme “yeteneğine” ve “olanağına” sahip hekimler girdi devreye ve özellikle günümüzde sadece sağlık kazanmak  amacı ile değil “güzellik” katmak amacı ile de bir takım sağlık hizmetleri verilmeye başlandı. Özellikle plastik ve rekonstrüktif cerrahi ve kulak burun ve boğaz hastalıkları hekimlerinin sunduğu bu “estetik”  hizmetlerin kalp ve damar cerrahisi dünyasında vücut bulmuş hali ise “estetik varis tedavisi”
 
Estetik varis tedavisi, günümüzde, toplardamarlarda hastalığı olsun veya olmasın, bacağında görünüm bozukluğuna sebep olan varisleri veya kılcal damar belirginleşmeleri olan hastalarda uygulanmakta olan bir tedavi yöntemi. Modern tıbbın, biz kalp ve damar cerrahlarına bu konuda sunmakta olduğu iki farklı ve güçlü silah var. Bunların ilki, 1800lü yıllardan beri kullanılmakta olan skleroterapi yöntemi. Halk arasında köpük tedavisi olarak da bilinen skleroterapiyi ilk olarak antik çağda Hipokrat uygulamış. Bu yöntemde temel esas, dışarıdan görünmekte olan ve içerisine çok ince bir enjektör ile girilebilecek çaptaki damarların özel bir ilaç ile kapatılması. İşlem sırasında insülin enjektörü veya daha küçük boyutlu bir enjektör ile görüntü sorunu yaratan damarın içine giriliyor ve  damarlarda büzüştürücü etkiye sahip olan bu  damar içine enjekte edilince damar duvarları yapışarak içinden kan geçmez hale geliyor ve damar kaynaklı görüntü bozukluğu ortadan kalkıyor.
 
Diğer yöntem ise cilt üzerinden uygulanan lazer ve radyofrekans uygulamaları. Bu teknikte ciltten çok ince iğneler aracılığı ile cilt altında bulunan kılcal damarlara enerji vermeye yarayan bir cihaz kullanılıyor. Bu uygulamanın hedefi, saç teli kalınlığındaki koyu renkli kılcal damarlar. Uygulamada kullanılan özel iğneler cilde hafif batırılarak temas ettiriliyor ve iğneden aktarılan lazer ve radyofrekans enerjisi sorunlu damara ulaşarak damardaki kanın kaynamasına, damarın haraplanarak içinden kan geçmez hale gelmesine neden oluyor ve böylece damar, ortadan kayboluyor. 
 
Her iki işlem de poliklinikte yapılıyor ve çok hafif ağrıya sebep oluyorlar. 1 seans yaklaşık 30 dk sürüyor ve işlemden hemen sonra normal hayata devam edilebiliyor. Kapatılan damarların yerine diğerleri görev gördüğü için herhangi bir sakıncası da yok.
 
Güzellik…İnsan için “bıçak altına yatmayı” kabul ettirebilecek “iğnelenmeyi” göze aldırabilecek önemli bir kavram…güzel kalın, güzellikle kalın.