En dibe vurduğu zamanlarda bir rüya gördü. Rüyasında “Trust Human” ı (İnsana Güven) duydu. Baktı araştırdı bir şey bulamadı. Bugün o rüyasında duyduğu “İNSANA GÜVEN”  ikinci yuvaları olarak dönüşüme açık yüzlerce kişiyi çatısı altında topluyor.

Sevgili Metin ile 2012 yılında bir oteldeki eğitimi esnasında tanışmıştık. Hemen buyur etti içeri “Gelin siz de katılın” dedi. Sanırım orada 100 e yakın kişisel dönüşüme hazır insan vardı. Yüzlerindeki mutluluğu görmeliydiniz. Balık baştan MUTLU :)

O gün bugündür “İllüzyonu aşmak ve İç "ben"le tanışma” eğitimleri tüm hızıyla devam ediyor. Merhabalaştığı insanların sayısı artıyor, yapılan iyilikler katlanarak büyüyor, yeri geliyor örgü örüyor, yeri geliyor her katılımcı için ağaç dikiyor, yunus evlat ediniyor, Yol kitabı 200 binlere ulaştı ve daha çocuk yaşta fizyoterapist Metin'in egosu tavan yapabilecek durumdayken bugün hala o şık mütevaziliğini, içindeki çocuğu koruyor:)

Neden bu meslek deyince cevabı çok net ; “İnsanların gözlerinin parladığını görmek, “hayatım tamamen değişti” dediğini duymak benim neden bu işi yaptığımın cevabı aslında.”

Doğumu hiç kolay olmuyor Metin Hara’nın. Sezeryan esnasında annesi ölüm döşeğinde astım krizi geçiriyor. Uzun bir süre annesinin yanına verilmiyor. Bu bebeklik dönemindeki yalnızlığını “Benim anneme duyduğum sevginin bir yerde ulaşamamazlık olduğu diyebiliriz.” diye özetliyor. Başlıyorum sorularıma:)

                                               

*Kendini fark ettiğinden beri dünyayla kaç yıldır dönüyorsun Metin ?

Dünyayla güneşin etrafında 34 senedir dönüyorum. Farkındalığa gelecek olursak biraz ters gelebilir ama insanlar büyüdükçe farkındalığının arttığını düşünüyor. Bense “farkındalığımın azalmaması için” kaç senedir emek harcıyorsun dersen 34 yıl derim çünkü büyüdükçe bazı yetilerimizi,umudumuzu, yeteneklerimizi kaybediyoruz, kendimizi sınırlamaya başlıyoruz. O yüzden 34 yıldır frene basmaya çalışıyorum.

*Bireysel sınav yerine seninki daha çok aile bireylerinin sınavlarıydı diyelim mi ?

Aslında gönül yolculuğunda da darbe alıyorsun, iş hayatında da darbe alıyorsun. Hayatına aldığın biri seni zor duruma soktuğunda her zaman için onu hayatından çıkarma seçeneğin var. Ailede bu seçenek en son nokta ve aslında en büyük deneyim kapılarını da o açıyor. Olumsuz yaşananı farklı bir yola dönüştürmek daha cazip geliyor.

Bizim ailemize, geçmişe baktığımda ablamla hep “niye bizim evde bu kadar gerginlik oluyor” diye şikayet ederken dışarıdan bir göz “Sizin ailenin sinerjisi bambaşka” diye yorumluyordu. Çok uzun süre mükemmel aile bekledim oysa ki mükemmellikte cam fanus içinde büyüme ihtimaliniz çok yüksek. Bazı fırtınaların aile içinde olması zoraki “içgüdüsel olarak” sana farklı yetiler kazandırıyor.

Her insanın sınırlarını bilmediği bir yetenek denizi var ve o sınırların ötesine beraber yolculuk yapıyoruz.

Evet aile bireylerime bakınca; Annem beş kez kanser, babam iki trafik kazası geçiriyor, ablam için çocuğu olmayacak deniyor ve Leo doğuyor. Bununla birlikte maddi problemler yaşıyoruz.Ama şimdi geriye dönüp baktığımda neden öyle oldu hiç demiyorum.

Mükemmelden çok uzak ama ÇOK eğlenceli bir aileyiz.

*Leo dayısının yolunda mı ?

Ben çocukların yolunda ilerliyorum aslında.

Bir örnek vereyim; Amerikada gittiğim bir dostumun evinde ufak bir kız çocuğu “Aya dokunabilir miyim” diye sordu. Çok uzak dediğimde “beni omuzlarına al” dedi. Ve o kız, omuzlarımda aya dokundu. Mantalitenin farkını görüyoruz. Ayağımdaki öylesine bir çorabı çıkarıp elime takıp “bak çorap adam” dediğimde o çocuk gülebiliyorsa ve ben bu hayatta mutsuz olabiliyorsam hayatı kimin kimden öğreneceği konusunu tekrar tartışmamız gerekir. Böylesine basit mutluluklar varken, bizim egomuzun tuzağına düşüp bu kadar direnç yaratmamız insana tokat gibi geliyor.

Bu arada “DEM” den sonra sürpriz bir çocuk kitabı geliyor.

"YOL kitabını okurlar bağrına bastı, çok mutluyum, bu çocuk hikaye kitabı dünyayı kasıp kavuracak.Şimdilik bunu söyleyeyim. Masumiyetin bizim dünyamızı istila edeceği zaman yakın"

*O halde kaleme aldığın bu sürpriz hikaye kitabından yola çıkarak çocukların farkındalık dönemi için ne diyorsun ?

Kişisel fikrimi paylaşayım. Normalde öğrenme yeteneği deneyim üzerindendir. Görmek, hissetmek, yapmak fiilleri vardır. Bizim eğitim sistemimiz biraz değişik. Karadenizde yetişen bir meyvenin ve ya ağacın isminin yazılar tarafından ezberletildiği bir eğitim sistemi. Çocuk, mesajı yaşamın içinden değil sanal alemden alıyor. Yaşamdan kopuldu. Şu an sosyal medya dahil herşeyde yaşamdan kopuldu. Çocuklar da yaygın eğitim sistemi içinde girdikleri anda artık oyunları, tavırları, hisleri, ihtiyaçları yaşamdan kopuk hale geliyor.

Ve inanın bilgisayarların varlığı annenin farkındalığındaki yoksunluktan çok daha az zarar veriyor. Yani anne bunun çok zararlı olduğu kanısıyla çocuğunu koruduğunu düşünüp sürekli doktorlara götürüp çocuğun hayatına milyon katı daha fazla zarar veriyor.

Anne babanın stres altındaki mesajı çocuğa şu : “Dışarısı korkunç bir dünya”  Doğada tehlike varsa korku onu takiben ortaya çıkar. Kopukluk burada; korku, tehlike olmadan kendi kendine ortaya çıkıyor. Ve bunu aile, çocuğuna da öğretiyor. Zaten yaşamda yeterince düşman, sorun, savaş var ama olmayan tehlikelerle savaşacak lüksümüz ve ödeyecek bedelimiz yok.

*Bu mütevazilik genlerden mi ?

Kuantum fiziğinde “down the rabbit hole” vardır. Tavşan delikten içeri girdikçe bir yol kat ettiğini zannediyorsun ama ne kadar derine inersen aslında kat etmediğin yolun ne kadar büyük olduğunu görüyorsun.

Şüphesiz ki egomun çok tavan yaptığı zamanlar oldu çünkü çok küçük yaşta -bana göre doğal- ama sokaktaki insana doğa üstü yetenek gibi gelebilen bir çok şeyi başarabildim. Her çocuk aslında bir mesih olarak doğar. Dünyaya vereceği bir mesaj vardır. Ben de onlardan biriyim. İnsanlar beni sürekli meditasyon yapan, yaşamayan biri gibi görebiliyor. Oysa gece çıkar eğlenirim, birşeyleri espriye vururum, şakalar yaparım, çat diye konuşurum, gezerim, ağlarım, gerektiği durumlarda kendime göre tepkimi gösteririm.

Mükemmel olmak zorunda değilsin. Ermiş olmak zorunda değilsin. Erme yolunda samimi adımlar atan bu yolun başındaki derviş olabilirsin,yolcu olabilirsin. Sıfatların önemini yitirdiği bir HİÇ olabilirsin. Ve bu dünyaya senin de vereceğin bir mesajın var ! Herkesin yaptığı bir şey bir diğerinin hayatını etkiliyor. Karanlık çökmüş olabilir ama ben yıldızları gördüğüm sürece karanlığın mutlak olmadığını bilenlerdenim.

*Sen bir “HİÇ”sin peki dünya bilincinde kimsin ?

Garsonluk yaptım, oyunculuk yaptım, ödül aldım oyunculuğu bıraktım, birebir seanslarım vardı bıraktım, sadece eğitmen oldum. Şiir yazıyorum,bir film senaryosu projem var. Yani devamlı bu Metin form değişebiliyor:)

*İnsana güven akademisinden bahsedelim mi ? Neyi amaçlıyorsun ?

Annem babam hastanedeyken tek başıma kalan, bütün hayallerimin kalbimden çekilip alındığı, gelecek adına bana hiç bir şey vaad edilmeyen ve maddi hiç bir güvencemin olmadığı bir çocuktum. Hüngür hüngür ağladığım bir zamanda ismi rüyamda duydum ve “Trust human” ı 2008 de açtım. Önceleri kendi yerimde eğitim ve birebir seanslar veriyordum. Zaman içinde o kadar çok kişiye ulaştım ki bir sürü hikayelerle karşılaştım.

Buraya her kapıdan giren kişi ya şiddet, ya taciz, ya kayıp … büyük bir travma yaşamış olarak geliyor. O insan sana bir yarayla geldiğinde senin o kişiye olması gereken saygıda ruhsal ve insani bir sorumlulukla yaklaşman gerekiyor. Empati çok önemli ! Bu yolda o kadar değerli ruhlar önüme çıktı ki “daha fazla ne yapabiliriz “ düşüncesiyle elele verdik ve akademi açıldı.

İnsanlara yaşam alanı oluşturup ikinci yuva ve ikinci ailelerini hediye etmeye karar verdik. “Trust Human Academy” bir sistemin ismidir. Kendi iç yolculuğuna çıkmış, kendini dönüştürmekte samimi adımlar atmış, “artık ben de borcumu ödemek istiyorum” diyen insanlarla el ele verdik. (İyiliğe karşı iyilik borcundan bahsediyoruz Metin ile burada) Şu an 60 kişiyiz. İlkyardımdan tutun, dövüş tekniğine, anatomiden sesle terapi, ney dersinden pin kodu seanlarına uzanan eğitimlerimiz var. Eğitmen olmak için de eğitimler var.

Bu binada insanlara bir yaşam alanı sunmayı amaçladık. Kafemiz, spor alanımız, üst katta dinlenme alanımız, terapi odalarımız var. Eğitmen olarak yurt dışından gelen DEV isimlerimiz var.

Bizim parametrelerimiz; Bedensel sağlık, zihinsel denge, ruhsal yolculuk ve yaşam tarzı üzerine.

Burası sadece spiritüel çalışmaların yapıldığı bir yer değil, yeri geliyor iftarda upuzun sofralar, yaratıcı yazarlık atölyesi, küçük prens günü yapıyoruz, yeri geliyor bahçede frizbi oynayabiliyoruz….Bahçede hayvanlarımız da var.

Sadece hasta ve sıkıntılı hissettiklerinde gelecekleri bir yer değil, keyifliyken daha da keyifli olması için, samimiyetsiz bir ortamdan çıktıysa da unuttuğu kendini kendisine hatırlatabilmek için herkese kapımız açık..İstanbulun ortasında çimenlerin ağaçların içinde çat kapı gelip hiçbir şey yapmasanız dahi gelin kafede çayınızı içip kitap okuyun. Bazı kişiler akşamüstü işten çıkıp buraya geliyor, trafikte harcayacağı vakti burada değerlendiriyor. Yeni arkadaşlıklar kuruyor ve kaliteli, keyifli sohbetler yapıyorlar.

Şimdi bir hayalim daha var; Hippi tarz bir minibüs ile insanların buraya gelmesi için ring seferleri yapmak..

*Sosyal sorumluluğu da eğitimlerine katıp çok iyilikler yapıyorsun …

Avustrulya’ya gidip yaşadığımda “geri dönüşüm” henüz Türkiye’de bilinmiyordu. Ama öğreniliyor.

Eğitim sonrası önce her mezun olana ağaç dikmekle başladık. Şimdi üç tane ormanımız var. İkinci eğitimin sonunda yunus evlat edinmeye başladık. Kanser dernekleri, sokaktaki insanlar, huzur evleri’ne elimizi uzattık.

Ben kendi hayatımda da yardım ediyorum. Karbon ayak izi yaratıyorum ve bu asla böbürlenecek bir durum değil. Kullanılan ürünlerin hayvanlar üzerinde denenmemiş olmasına ya da insanı, doğayı katleden bir şey olmamasına çok dikkat ediyorum. Az araba kullanıyorum, elektrikli bisikletim var. Burgaz adalıyım, hayatımda faytona binmedim. Asla hayvanat bahçesine gitmem. Yeğenime çin malı oyuncak asla almıyorum uzakdoğudaki çocuk işçilerin kırbaçla nasıl çalıştırıldığını duyduğumdan beri. Onun vebalini gerçekten taşıyamam. Koruncuk vakfı ve Tohum Otizm vakfıyla da çalışma yaptık. Böyle çalışmalara devam ediyoruz.

*Evsiz bir kişiyi hiç araştırmadan evine götürmüşsün. Bu devirde müthiş cesur bir hareket ..

Bence gönülden kopuk bir yaşam cesaret ister. Ben asıl kötü insanları çok cesur buluyorum. Kendime soruyprum; “Nasıl iyi hissediyorum?” İnsanlara iyilik yaptığımda. Bu benim yaşam biçimim. Mesleğim de oldu. Talep geldikçe işim arttı ve mesleğime dönüştü. Güvende olmadığımı söyledikleri halde hapishane içlerine girdim. Ve biliyor musun orada katil göremedim. Her tür pençe geçirme aslında bir yardım çığlığıdır.

*Sosyal medyada herkesin klavye özgürlüğüne ne diyorsun ?

Kişisel alan insanın KENDİ kararlarıdır.Herkes herkesin hayatına ve ne giydiğine kadar karışıyor. Siz nasıl yapmıyorsanız o da öyle yapma özgürlüğüne sahip. Hadsiz eleştiri gizli hayranlıktır. İnsanlar kendileriyle ilgili yola girdiklerinde başkalarına tavsiye vermeyi bırakırlar. Biz sürekli birilerine ne yapması gerektiğini söylüyoruz. Orada aslında kıskançlık da var.

*Çekim yasası 2000den beri gündemde. Atalarımıza göre bir şeyi 40 defa söylersen olur mu sana göre?

Şimdi ben 40 kere oturduğum yerden BATMAN’im dersem olmaz tabi..

İnsanların söyledikleri yalan olabilir ama hissettikleri yalan olamaz. Gel hislerin üzerinden bir şey yaratalım diyorum hep ben. İletişimin en aciz versiyonunun sözel olduğunu, özellikle evrenle, varoluşla ilişkinin sözel seviyede olabileceğinin kahkaha attıracak kadar bağnaz ve yobaz olduğunu düşünüyorum.

Ve keyifli röportajımız burada bitiyor. Metin Hara’ya çok teşekkür ediyorum.

Küçük bir not; Metin’in “zor günlere doğan bir güneş olacağını” umut ettiği Aşkın istilası serisinin ikinci kitabı “DEM” çok uzakta değil okurundan… Bilginize..

Metin Hara'nın tüm eğitimlerine ve akademi eğitmenlerinin çalışmalarına ulaşmak için websitesi insanaguven.com , instagram adresi insanagüven.

Aşk, farkındalık ve Işıkla kalmanız dileğiyle..

DUYGU GİRAY

Beni takip edin :)

www.duygugiray.com

Instagram; Duygugiray

Facebook; Yaşam Koçu Duygu Giray