Osman Hamdi Bey'in medeniyetimize katkıları

Osman Hamdi Bey'e karşı olan gönül borcumuzu ödemek niyetiyle onun bu topraklara kattığı değerleri bir derleyip toparlayalım istedik ölüm yıldönümünde...

Osman Hamdi Bey'in medeniyetimize kattığı muazzam dokunuşlar

Osman Hamdi Bey'in medeniyetimize kattığı muazzam dokunuşlar
Osman Hamdi Bey'e karşı olan gönül borcumuzu ödemek niyetiyle onun bu topraklara kattığı değerleri bir derleyip toparlayalım istedik ölüm yıldönümünde...

Türkiye'de müzeciliğin kurucusu

Türkiye'de müzeciliğin kurucusu
Türkiye'de müzeciliğin kuruluşu bir Osmanlı aydını olan Osman Hamdi Bey'le anılır. Tanzimat'la birlikte başlayan Osmanlı aydınlanması, Avrupa'daki aydınlanmaya benzer biçimde bilim, sanat ve müzecilik alanında önemli atılımlar gerçekleştrilmesine neden olmuştur.
 
ilk Türk müzesi olan “İstanbul Arkeoloji Müzesi” ni kurmuştur.Osman Hamdi Bey İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin 29 yıl müdürlüğünü yapmış ve müzeyi dünyanın sayılı müzeleri arasına ekletmiştir. Osman Hamdi Bey'i çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusu sayanlar, bunu Osmanlı dönemindeki ilk Türk müze yöneticisi olmasıyla ve müzeyi geliştirmesiyle gerekçelendirirler.
 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar da ondan bize yadigar

Mimar Sinan Güzel Sanatlar da ondan bize yadigar
Sanayi-i Nefise Mektebi yani bugünkü adıyla bugünkü adıyla Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, 1882’de Osman Hamdi Bey'in, II. Abdülhamit tarafından Sanayi-i Nefise Mektebi Müdürlüğü'ne tayin edilmesiyle resmen kuruldu. Okulun kuruluşundaki resmi adı, kuruluş fermanındaki şekliyle Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane 'dir. Okulun adı, resmi yazışmalarda ve dönemin arşiv belgelerinde ise Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi olarak geçer.
 

Meşhur Nemrut kazısı

Meşhur Nemrut kazısı
Osman Hamdi Bey ülkede yapılan arkeolojik çalışmaları sistemli bir şekilde kontrol eden mekanizmaları oluşturmuş ve ilk Türk bilimsel kazılarını başlatmıştır. Kendisi Adıyaman'da Nemrut Dağı kazılarını yürütmüş Komagene Krallığı'na ait eserlerin ortaya çıkmasında büyük katkı sunmuştur.

İskender Lahdi'ni buldu

İskender Lahdi'ni buldu
Osman Hamdi Bey tarafından 1887 yılında Sayda'daki (eski adi Sidon) kral mezarlarında yapılan arkeolojik kazılarda bulunmuştur. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde bulunan en önemli eser olarak kabul edilmektedir.

Kadıköy'ün ilk belediye başkanı

Kadıköy'ün ilk belediye başkanı
1875 yılında Kadıköy’ün ilk belediye başkanı olarak görevlendirilir ve bu görevi bir yıl sürer. 1881’de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atanır.
 

Resimlerinde insan figürunu kullanan ilk müslüman ressam
 

<div>
Resimlerinde insan fig&uuml;runu kullanan ilk m&uuml;sl&uuml;man ressam</div>
<div>
&nbsp;</div>
Anıtsal nitelikli figür ressamlığının yolunu açmış olması, Osman Hamdi Bey’in çağdaş sanatımıza getirdiği başlıca yeniliktir. Ne ondan önce, ne de ondan sonra uzun bir süre, bu çapta bir figür ressamlığı göremiyoruz. Başta İbrahim Çallı olmak üzere izlenimcilerin bir bölümü, bu ressamlığı daha çok portre düzeyinde geçerli kılmaya çalışmışlardır. Ama insanı çevresiyle birlikte, bir bütün olarak ele alıp, bir kompozisyon düzeyinde titiz bir gözlemden geçirme geleneği Osman Hamdi Bey ile başlamıştır, denebilir.


İşte muazzam eserleri; 

Kaplumbağa Terbiyecisi

Kaplumbağa Terbiyecisi
Kaplumbağa Terbiyecisi, Osman Hamdi Bey'in 1906 ve 1907 yıllarında iki farklı versiyonunu çizdiği tablosudur.Kaplumbağaların esin kaynağının, Lâle Devri'ndeki Sadabad eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür. Bu yoruma göre, Sanayi-i Nefise, Asar-ı Atika Müzesi, Duyun-u Umumiye gibi birçok kurumu kurmak ve yönetmek görevini üstlenen Osman Hamdi Bey, tabloda kendini terbiyeci, kendi iş yapış biçimine uyum gösteremeyen astlarını ise yemeğe ulaşmaya çalışan kaplumbağalar olarak göstererek, onları hicvetmektedir
 

İstanbul Hanımefendisi

İstanbul Hanımefendisi
1881 tarihli, bir kadını resmettiği tablosudur.Eserde altın sarısı bir atlas kumaşının önünde genç bir kadın durmaktadır. Kadın, o dönemin Paris modasına uygun bir kıyafet giymiştir. Kıyafeti aynı zamanda Osmanlı kadınının giyim tarzıyla da uyuşmakta ve bu yönüyle oryantalist bir eğilime işaret etmektedir.
 
Genç kadın, yüzünü yarı-saydam bir peçe ile gizlemektedir. Ayrıca kadının sol eli de siyah elbisenin içinde gizlenmiştir.
 
Klasik Osmanlı ve Selçuklu halılarına özgü geometrik motifler, eserde belirgin bir şekilde çizilmiştir.
 

Mimozalı Kadın

Mimozalı Kadın
Mimozalı Kadın, Osman Hamdi Bey'in, eşi Marie'yi (sonraki adıyla Naile Hanım) resmettiği 1906 tarihli tablosudur.
 
Osman Hamdi Bey, bu eserini diğer tablolarının aksine oryantalist bir şekilde değil, Avrupa'da görülen akımlara uygun olarak çizmiştir. Fona herhangi bir ayrıntı ve desen yerleştirmemiş, fonu sadece fon işlevi görmesi için kullanmıştır.
 
Fransız olan eşinin giysileri yine tamamen Fransız modasına uygundur. Elinde sarı renkli bir demet mimoza çiçeği tutmaktadır.

Kahve Ocağı

Kahve Ocağı
Osman Hamdi Bey'in 1879 tarihinde çizdiği, natüralist ve oryantalist izler taşıyan tablosudur.
 
Pencerenin önündeki sedirde bir çeşit nargile sayılabilecek bir tütünü uzun bir çubuk ile içen bir adam ile ona Türk kahvesi getiren bir kadın resmedilmiştir. Bu iki kişinin yanında, mekânın betimlemesine de ağırlık verilmiştir. Bu yönüyle oryantalist bir eserdir.
 
Kadın sarı renkli bir bindallı elbise; adam ise kırmızı bir kaftan ve kavuk giymiştir. Adamın oturduğu sedirin yan tarafında ise tahta kabartma işlemeler yer alır.
 
Geleneksel Türk evi ve çinilerle süslenmiş ocak tasvir edilmiştir. Zeminin bir bölümünde altıgen kaplamalar, diğer bölümünde şerit şerit uzanan üçgen kaplamalar vardır
 

Arzuhalci

Arzuhalci
Arzuhalci, Osman Hamdi Bey'in yağlıboya tablosudur.
 
Cami önünde duran arzuhalciye arzuhal yazdıran feraceli iki kadının tasvir edildiği bu tabloda, insanların hemen yanında iki sokak köpeği resmedilmiştir. Eserde resmedilmiş biri mavi, diğeri siyah feraceli kadınlar, diğer tüm renkli sahnelerin arasında en halk tipi olanıdır. Osman Hamdi çeşitli ferace tiplerini sınıf farklılıklarını belirtmek için kullanmıştır.
 
Bu tabloda görülen, ama bugün yerinde olmayan çini pano, Léon Parvillée’nin Architecture et decoration turques au XVe siècle adlı eserinde (1874) yayınlanmıştır. Anılan pano, Bursa’da Muradiye Külliyesi'nde Şehzade Mustafa Türbesi dış pencere alınlığındaki parçadır
 

Leylak Toplayan Kız

Leylak Toplayan Kız
Osman Hamdi Bey'in 1881 tarihli tablosudur.
 
Eserde genç bir kız leylak ağacından çiçekler toplamaktadır. Kızın yüzünde hüzünlü ifade vardır. Çiçeklere uzanmak için ayaklarını hafifçe kaldırmaktadır. Leylakların canlılığı, bahar mevsiminde bulunduğun izlenimini verir.
 
Kız, altın sarısı renkli bir bindallı elbise giymiştir.
 
Bahçeyi kapatan ahşap paravanda altıgen motifler yer alır

Mihrap

Mihrap
Osman Hamdi Bey'in 1901 yılında yaptığı tartışma yaratmış tablo.
 
Resim, duvarında çinili mihrap olan bir bina içini göstermektedir. Başı açık bir kadın Kur'an yazısı ile çevrelenmiş olan mihraba arkasını dönmüş olarak, büyük bir rahle üzerinde dimdik oturur vaziyette resmedilmiştir. Ayaklarının çevresinde de Kur'an ve Kur'an sayfaları bulunur. Resmin hemen önünde yer alan buhurdandan ortama mistik bir hava veren dumanlar yayılır. Mihrabın yanında ise dev bir mum yer alır.
 
Resimde yer alan çinili Mihrap, İstanbul’da Çinili Köşk’te bulunan (env. no: 136), 1907 yılında Konya Karaman İbrahim Bey İmaretinden müzeye getirilen, renkli sır tekniğindeki mihraptır. Resmin yapılış tarihi göz önüne alındığında Osman Hamdi'nin bu mihrabı İstanbul’a getirilişinden 6 yıl önce görüp, resmettiği anlaşılır.
 
Resimdeki kadının ressamın eşi Naile Hanım’ın gençlik hali olduğu iddia edilir. Kimine göre ise ressam, evde çalışan bir Ermeni kızı model edinmiştir.
 
Resimdeki kadının pozu, Jean-Léon Gérôme'un Tanagra isimli heykeli ile aynıdır, bu nedenle Osman Hamdi’nin Mihrab’ı yaparken Tanagra'dan esinlendiği düşünülür

Gezintide Kadınlar

Gezintide Kadınlar
Osman Hamdi Bey’in Gezintide Kadınlar adlı tablosu, Avrupa’da oldukça fazla görülen örneklerinin neredeyse bir tekrarı. Kadınlar adeta ressama poz verir gibi ve çok daha neşelidir. Gezintide Kadınlar’da yer alan kadınların kostümü, baş kısımları hariç, neredeyse Paris’te ve Londra’da da aynıdır.
 
Paris’i çok iyi bildiği için Osman Hamdi’nin kadınlara bu kıyafetleri uygun görmesi şaşırtıcı değil. Belli bir renk uyumu yansıtacak şekilde dizilen kadınların kostümlerin hemen hemen aynı. Kırmızı, yeşil, açık sarı, mor ve siyah şemsiyeler on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısının en gözde aksesuarlarıdır. Kadınlardan en sağdaki iki kadınla, solda bulunan beşli kadınlardan siyah ve mavi kostümlü kadının duruşu biraz karikatürü andırır.
Bu makaleye ifade bırak