Aşkın matematik hesabı olur mu?

Yüreğinizde aşkın alevi yanıyorsa, her yol mutlaka aşka doğru çıkar. Evet, yakar, kavurur hatta kül olursunuz ama bilirsiniz ki, hayat her şeyden çok aşkla anlam kazanır. Hele benim gibi güney ay düğümü aşk evinde olan bir akrep kadını için yaşam aşkla keşfedilir, aşkla üretilir, aşkla kazanılır, canlının kıymeti aşkla bilinir. Benim zavallı kadın arkadaşlarıma da hep beni teselli etmek düşer. Çünkü aşk bu bazen karşılıklıdır bazen de değildir…

Birkaç gün önce Türkiye’nin en iyi astroloji eğitmeni ve astrologlarından arkadaşım Seçkin İlbuğa ile konuşuyorduk. Dedim “sence ben deli miyim, neden beni istemeyen bir adama aşık oldum, hani aşk ortak alandı”… “Doğum haritana bakıldığında, bu adam zaten geçmiş yaşamlarından gelen aşık olduğun adam” demez mi? Birden çok şaşırdım aşkın matematik hesabı olabilir mi? Evet olabiliyormuş. Üstelik edindiğim bilgileri duysanız, inanamazsınız, karşınızdaki erkeğin daha önceki yaşamlarda karşınıza çıkıp, çıkmadığı, sizinle sevişmek isteyip, istemediğini ya da sevişirseniz, nasıl bir aşıkla karşı karşıya olduğunuzu, doğum haritanız size anlatabiliyormuş. Ben kendiminkini biliyorum. Darısı sizin başınıza…

Aşkın matematik hesabı olur mu

Doğum haritasının ne olduğunu hepiniz biliyor musunuz? Dünyaya geldiğimiz, ilk nefes aldığımız anda gökyüzündeki gezegenler ve yıldızların hareketi sanki o an duruyor ve size bir yol haritası çıkarıyor. Bu harita size sizi anlatıyor. Gökyüzünün bir kimlik kartı gibi. Matematik hesabıyla hazırlanıyor. Seçkin benim kimlik kartıma baktığında sadece rakamları görmedi, hissiyatı yüksek olduğu için haritaya klasik astrologların başladığı noktalardan değil, en yaralı olduğum alandan başladı.

Yok üzülmeyin en yaralı alanım aşk değilmiş, haritamdaki Chiron sosyal çevrem, içinde bulunduğum grup, dernek ve organizasyonlar evimdeymiş. Chiron’un ne olduğunu öğretmenimiz Seçkin’e sordum verdiği bilgiler bana çok ilginç geldi, size de aktarıyorum, astrolojiyle ilgili bilgiler vermeye devam edeceğim : “Dünyanın tek tarafına anlam yükleyerek, diğer doğamızı bilmek dahi istemeden, reddeden, inkar eden sahiplenmeyen, kınayan, hatta su yüzüne çıkmasından korkan tarafımız. Korkan, çünkü o kadar uzun zamandır yok saydığımız bu alan, karşılaştığımızda da en çokta bizi şaşırtacak olandır. Karanlığımıza ışık tuttuğumuzda ve dengeleyen diğer tarafımızı aradığımızda alt doğamız da şifalanır, dönüşür, yüksek insan doğamızla barışır. Varoluşdaki her şeyin eşit ve zıt bir tamamlayıcısı vardır. Chiron şunu görmemizi ister: Her aşırılığın bir kusuru vardır. Her kusur daha fazla olmaktır. Her kazandığımızın içinde bir kayıp, her kaybın içinde bir kazanç vardır. Her güzelin bir kusuru, her kusurun bir güzelliği olduğu gibi. İşte Chiron bunu anlatmaya çalışır. Eksikliğiniz, yaranız, sizin güzelliğinizdir der aslında. Her şey, herkes olması gerektiği gibidir. En temelde de mevcudiyetimizin bir biçim ve içerik gerekliliği ve zorunluluğu, sabit bir formu yoktur. Chiron kendini olduğun gibi görebilmeni, gördüğünü (maddesel ve ruhsal) hırpalamamanı ister, çünkü insan bütün haliyle şahanedir, biriciktir, özeldir, buna mecbur da olmadığı halde. Geriye kalanların tamamı algıdır, dualitede boğulmaktır. Birliği görebilmek, bütüne dahil olabilmek şifamızdır. Şifalandığımızda dünya değişir.Biz değiştirdiğimiz, tamir ettiğimiz veya yok ettiğimiz için değil, olanı oluğu gibi görmeye başladığımız için.

 Chiron, doğuştan bilinçaltında getirdiğimiz, kendimizde göremediğimiz,  fakat başkasında gördüğümüzde sahip çıkıp, sarmaya çalıştığımız yaralarımız ile ilgilidir. Çocukluktan itibaren aynı yaralanmaları yaşar ve hayatımıza da aynı yaralara sahip kişileri çekeriz. Onlara şifa oldukça kendi yaramızı sarar, kendi içimizdeki kanayan yarayı iyileştirmeye çalışırız. Ruhun özgürleşmesini engelleyen yaralar bir başkasına şifa oldukça sarılır ve ruh özgürleştiği kadar özüne yaklaşır. Chiron, inançla birlikte gelen şifadır ve maddesel alandan ruhsal alana geçiş kapısının da anahtarıdır. Ödül bu yaraların tamamen iyileşmesi değil, bu yaralarla uğraşırken öğrenip, öğrettiklerimizle büyüyüp yaşamayı öğrenmektir. Esas yara güvenin yara alması, şifa ise farkındalıktır. Hayatının mükemmelliğine kademeli bir  uyanış, hastalığın iyileşmeye giden yol olduğunu idrak edebilmektir.