Büyük çoğunluğunun yanlış anlamak ve yanlış anlaşılmaktan korkan bir toplum olduğumuz halde, bir o kadar da gerçeklikle alakası olmayan anlam yükleme furyasına yakalanmış bulunuyoruz.

Son yıllarda en az bir kez instagramdan kimi takip ettiğine, kimi beğendiğine bakmışsınızdır mesela (ki İnstagram artık bunu kaldırdı, bence baya global kaos yaşıyordur meraklılar:)) Storyler, yorumlar, tweetler, whatsapp çevrimiçi takipçiliği, mesajlara verilen cevaplar, aradı ya da aramadılar… Her türlü duygu, davranış anlam potasından geçmeden varlığını kanıtlayamıyor adeta.

Senaryo konusunda da şahaneyiz üstelik. “Kesin biriyle birlikte, kesin bu saatte biriyle yazışıyor, bence benden ayrılacak, aldatıyordur mutlaka, bana gönderme yaptı, kuduruyor kesin, pişman ve özlüyor biliyorum, beni taşıyamayacağını düşündü…” diye aşırı polyanna ve aşırı kara haberci kurgularımız yüzünden yazılıyor TV’lerde izlediklerimiz. Eh biraz ayna olsun dizilerde gördükleriniz, onlar sizsiniz, onlar biziz, fark ediniz.

Dahası da var, mesaja hemen cevap verirse ya da geç cevap verirse farklı anlamlar var. Birine bir mesaj atıp mutlaka çevrimdışı olursunuz mesela, öyle bekliyor gibi görünmemek için. Hikayelerini geç açayım, açmayayım tepkim anlaşılsın gibi saymakla bitmez söylemlerle doldurmayayım şimdi paragrafları, siz kendinizi biliyorsunuzdur:) Terk edilenin “evlenmek istedi ve bundan korkup ayrıldı bence” dediği sözleri bile duydu bu kulaklar.

Daha da büyüteyim ilişkilerden çıkarak; başkası adına fikirler türetip kendinizi herhangi bir özgürlükten kısıtlıyorsunuz. Giydiğinizden yediğinize, sosyal medya paylaşımından sevginize kadar eskinin “el ne der” algısı eskide kalmadı, hala herkes aynı algıda. Çünkü herkes aklından kalbinden geçen her şeye, başkası gözünden bakıp anlam yüklemeye de başladı.

Sistem şöyle oldu net ve kısa: konu her ne ise başkasıyla ilgili olan (iş, aşk, dostluk vs.), olan bitene sadece muhatabı tarafından bakıyorsunuz. Sadece onun ne düşündüğü, neden yaptığı, ne hissetmiş olabileceği gibi duygu ve davranışlarına anlam yüklüyorsunuz. Kendinizi ise çoktan unutmuşsunuz. Kendi özgürlüklerinizde ise kendinize de başkasının gözünden bakıp yine bir anlam yükleme sonucunda kısıtlıyorsunuz. Olmadık yere kendinizi başka gözden yeriyor ve yerdiğiniz için de o kıyafeti giymiyor, o fotoğrafı paylaşmıyor, o kişiye duygularını açmıyor, sevdiğini söylemiyor ya da kırgınlıklarını…

Yani göz hep başkasında, gözle öze bakmak yok!

Oysa ki hayatı bu kadar zorlaştırmanın anlamı yok. Hatta her şeyin mutlaka bir anlamı olmak zorunda da değil. İnsanlar birbirini sevmek zorunda değil, kendi içinde ya da ilişkiden sıkılıp ayrılabilir, yalnızlığı isteyebilir, işçi azaltmak istemiştir çıkarmıştır, yıprandığını düşünüp arkadaşlığını bitirmiştir. İlla büyük büyük ve olumsuz anlamı olmak zorunda değil her olanın bitenin. Düşünmeye kalkarsanız, size düşündüğünüzün on katı olasılık bile yaratabilirim üstelik. Nedir bu anlam yükleme gayretiyle cımbızlama ve cımbızla onlarca olasılıktan birini alıp ona tutunma? Ayrıca tutunduğu anlamda kalanı da hiç görmedim. Çünkü somut ve gerçekliği kesin olmayan durumlar üzerine yüklediğiniz anlamlar uçar, gerçekler ve kayıplar kalır elinizde. En kötüsü de zaman kaybetmek, boşa yıpranmak ve belki de treni kaçırmak…

Basit düşünün tıpkı çocukluğumuzdaki gibi, en basit haliyle… Olanın olan kadar anlamı vardır, eylem neyse olan odur yani. Bir çocuk “Elif yemeğini benimle paylaşmadı” diye üzüldüğünde sadece eyleme bakarak üzülür; asla duymazsınız “Elif, ben Işıl ile oynadım diye kıskandı, o sırada Ali yanımıza geldi tabi Elif kudurdu buna, intikam almak istedi ama sonra da pişman oldu ama tabi yemedi özür dilemek, ben yarın görürüm onu” silsilesini…

Sadece gördüğünüz kadarını alın, alt yazı da anlam da yaratmaya çalışmayın. Bırakın kendinize varsayım aramaları ve kaoslar yaratmayı, bir salın kendinizi hayata yahu!

Ha bir de o muhteşem anlam yükleme yeteneğinizi sadece kendinize uygulayın. Bu üstün çabanızı ruhunuza, düşüncelerinize, arzularınıza, hayallerinize ve duygularınıza dair yapıyor musunuz? Buna iddialı konuşurum: Hayır!

Size yönelenleri görün, gördüğünüz kadarının anlamı neyse onu alın ve ne ise onun karşılığı ona göre yolunuza bakın. Hayat o kadar kıymetsiz değil zira. Anlam arayışıyla harcadığınız zamanı vadenizden düşmüyor hayat! Onu duymadığınız sürece ruhunuz, aklınız ve kalbiniz susmuyor, sadece size küsüyor. Olmadık yere, sırf o an onu düşünmek iyi geldi diye yüklediğiniz anlamlar, sizi kandırmaya yetmiyor ve hiçbir gerçek değişmiyor. Üstelik gerçeği geciktirip sonra duymaksa her zaman acı veriyor ve maalesef o korkular, kaygılar, bozukluklar da bunlardan sebep gelişiyor.

Kendini unutup başkasına ve başkasının gözüyle yaşayan insanlara sesleniyorum, gelin bugünden sonra sadece kendinize ve yaşamaya bakın.

Şimdi, şu an bana değil kendinize tek bir anlamı anlatın, o muhteşem yaratıcılığınız ve kesinliğinizle cevaplayın. Öyle düz değil, tüm kurgu sanatınızla ve gözünüzü ruhunuza çevirerek en büyük anlamı bulun:

“Hayat sizin için ne anlam ifade ediyor?”

Betül Yergök /Mentalizasyon

İnstagram/Youtube: @mentalizasyon