Geçen hafta başladığımız “Bisikletli Ulaşım” konulu röportajımızın ikinci kısmıyla karşınızdayım.

Keyifli okumalar…

Peki bu alternatifi hayata geçirmek bu kadar kolay mı? Bunun örnekleri var mıdır yoksa sadece ütopik bir bakış mı bu bahsettiklerin?

Nüktedan bir cevap olacak ama dünyanın neresinde yaşadığınız bu sorunun cevabını değiştirir. Bir Danimarkalıya sorsanız bu soruyu size günlük hayatından örnekler verecektir. Avrupa’da bisikletli kültürü yeni geliştiren şehirlerin insanları “Evet biz de yapıyoruz yavaş yavaş” diyecektir. Maalesef Türkiye’de soracak olursanız bu soruyu “İnşallah!” cevabını almanız çok olası.

Şakayı bir kenara bırakalım. Avrupa’da Hollanda ve Danimarka gibi bisiklet şehirlerinin tarihlerine bakarsanız bu işi yaklaşık 50 yıllık sürede gerçekleştirdiklerini görebilirsiniz. 1970’lerin sonundaki enerji krizinden önce Avrupa’da da motorlu taşıt hakimiyeti söz konusuyken bu dönemden itibaren ekonomik sorunlar, trafik ve park problemi, benzin krizi ile ölümlü trafik kazaları yerel ve genel hükümetleri çeşitli önlemler almaya zorlamış ve alınan o önlemlerle birlikte başta Danimarka ve Hollanda olmak üzere hemen hemen tüm Kuzey Avrupa ülkeleri bisikletli ulaşım konusunda günümüzdeki durumlarına ulaşmışlar.

Nedir bugünkü durumları?

Hemen bazı istatistiklerle cevaplayayım bu soruyu. 2010 yılının istatistiki verilerine göre Kuzey Avrupa ülkelerinde şehir içi ulaşımda otomobillerin yeri en fazla %50. Bisiklet ise Hollanda’da %26 ve Danimarka’da %19 oranında günlük ulaşımda kullanılır durumda.

Biraz detaya girelim. Hollanda’nın nüfusu 17 milyon ve ülkede 23 milyon kayıtlı bisiklet var ki bu da aile başına 3 bisiklete denk geliyor. 17 milyonluk bu ülkede toplam 35.000 kilometrelik bisiklet yolu var ve ülke genelinde yılda 15 milyar kilometre pedal çevrilirken kişi başı ortalama kat edilen mesafe 900 kilometreye yakın. Bütün bunlardan daha değerli bir bilgi ise şu: Hollanda hükümeti 2019 yılı başında 200.000 Hollandalıyı daha arabalarından indirip bisiklete bindirebilmek için bisikletle kat edilen kilometre başına maddi prim sistemli bir kampanya başlatmış durumda (0,19 sent/km). Bir ilginç ve güzel bilgi de Kopenhag’dan. Kopenhag’da 2 veya daha fazla çocuğu bulunan 3 aileden birinde kargo bisikleti var ve Kopenhag’da işe/okula ulaşımın %45’i bisikletle sağlanıyor.

Bu örnekler hep Kuzey Avrupa’dan. Hem iklim hem de kültür açısından bize daha benzer olan Güney Avrupa ülkelerinde durum nedir acaba?

Pek farklı değil. Sadece onlar kuzey ülkelerinden biraz daha geç başlamış durumdalar bu oluşuma. Örnek vermek gerekirse Sevilla, 2000’li yılların başında başladı bisikletli ulaşım programına ve 2000 yılında %1,5 olan bisiklet kullanımını bugünlerde %9’lara çıkarmış durumda.

Bugün Avrupa’da İtalya, Fransa, Portekiz, İspanya, Finlandiya, İsveç, Romanya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti gibi pek çok ülkede yerel veya genel yönetimler tarafından desteklenen bisikletli ulaşımı geliştirme programları devam etmektedir.

Uzak bir rüyaymış gibi ancak kulağa çok güzel geliyor anlattıkların. Biz bu duruma ulaşabilecek miyiz? Bizde nedir durum?

Önce biraz tarihi bilgi vererek cevaplamaya başlayayım bu soruyu. Osmanlı İmparatorluğu’nda başlamış yapılanma; 1900’lerin başında posta, zabıta ve emniyet teşkilatında bisikletli birimler kurulmuş. 1923 yılında bisiklet federasyonu da kurulmuş ancak sonrasında savaş, savaş sonrası yapılanma ve derlenme dönemi derken tüm gelişmeler yarıda kalmış.

Haftaya son bölüm sizlerle…