Kadın erkek eşitsizliği sorununa çok küçük yaşta kafa yormaya başlayan Gülüzar'ın hikayesinin anlatıldığı Run Gülüzar Run isimli kitabın yazarı Ayşegül Kocabıçak, kitabın ve Gülüzar'ın hikayesini anlattı. Ben sordum o cevapladı; size de okuması düştü :)
 
Run Gülüzar Run başlığı Forest Gump'taki Run Forest Run'a bir gönderme. Neden böyle bir kitap adı tercih ettiniz?
 
Aslında isim üzerinde çok çalıştık.  Yaklaşık iki sayfa dolusu isim önerisi arasından Run Gülüzar Run, en başından beri hep kitap Genel Yayın Yönetmenimiz sevgili Deniz Yüce Başarır’ın tercihiydi. 
Onun sayesinde bu isme karar verdik.
 
Kitapta da aynı adla başlayan bir bölüm var ama bu isimde karar vermemizin asıl nedeni, Run Gülüzar Run, Gülüzar’ın hikayesini baştan sona özetleyen bir isim. Run… run kalıbı onun Batı’ya olan acemi hayranlığını, Gülüzar, doğduğundan beri taşımak zorunda olduğu yazım kurallarına göre hatalı ismi ve Türkçeye çevrildiğinde “Koş Gülüzar Koş” diyerek de Gülüzar’ın bitmek bilmez özgürlük tutkusunu, hevesini anlatıyor.
 
Run Gülüzar Run'ı size yazdıran neydi? Nasıl başladı kitabın öyküsü?
 
Gülüzar, sadece bir öykü olarak başladı. 
Günübirlik bir Bursa gezisinde, şehrin her yanını saran türbeleri ve mezar taşlarını gördüğümde, aklıma ilk gelen “bu şehirdeki çocuklar bunca mezar taşı ile sabah akşam beraber olmanın ruhsal zorluklarını yaşıyorlar mıdır?” oldu. Sonrasında biz yetişkinlere travmatik gelen birçok olayı çocukların daha kolay ve ironik şekilde atlatabildiğini düşündüm. Bursa, türbeler ve küçük bir kız çocuğu. Uzun süre bu üç kavramla dolaştım.
 
Tamam artık yazabilirim dediğimde kitabın ilk parçasını, Gülüzar adında küçük bir kızın türbelerle ilgili ironik düşüncelerinden oluşan “Mübarek Gülüzar Hatun”u yazmış oldum. Derken iki bölüm daha yazdım, sonrasında Gülüzar’la yolculuğum üç yıl boyunca devam etti ve Run Gülüzar Run olarak sonlandı. 
 
Gülüzar'ın dünyasına 9 yaşında tutmaya başladığı günlüklerle giriyoruz. Sizde günlük tutmak önemli mi? Siz günlük tutar mısınız?
 
Çok yakın zamana kadar düzenli olmasa da günlük tuttum. Yazdıklarım yayımlanmaya başladıktan sonra öykülere ve romana ağırlık verince günlük yazmak lüks oldu benim için ama eski günlüklerimi zaman zaman okuyorum ve özellikle çocuklarımın bebeklik zamanlarında yazdıklarım şimdi aklımdan uçup gitmiş öyle değerli anları anımsatıyor ki çok duygulanıyorum.
 
Günlüğün önemi de burada başlıyor. Zaman geçtikçe üstü örtülen, küllenen, unutulan duyguları bir anda tazeleyip, belleği yeniliyor. Geçmişin kolektif belleğini günlükler sayesinde canlı tutabiliyoruz.
Yazmayı seven insanlar içinse yazma disiplini, kelime dağarcığını ve hayal gücünü zenginleştirme fırsatı sağlıyor aslında.
 
Günlük olarak yazmaya başlıyorsunuz, bakıyorsunuz bir öykü için anafikir olmuş ya da sonunu bir kıta şiirle bitirivermişsiniz. Bu anlamda edebiyata katkısı da tartışılmaz.
 
 
Gülüzar inancından gelenek göreneklere kadar her şeyi kendince sorgulayan bir kız çocuğu. Gülüzar karakterini kurgularken nelerden ilham aldınız? Kendinizden kattıklarınız var mı?
 
Gülüzar’ın ortaya çıkışını yukarda anlatırken, aslında tek bir temel soruyla ve tek bir öykü olarak başladığımdan bahsetmiştim. Sonrasında yeni sorular ve yeni bölümler geldi. Sorgulamadan ve dert etmeden yazılan her şey hep biraz eksik kalır. Gülüzar’ı oluştururken sorular sorması ve sorgulaması önemliydi benim için. Tek bir kişiden ya da tek bir olaydan ilham almadım. İlhamdan çok dert etmeye ve çalışmaya inanıyorum aslında. Bir eser ortaya çıkaracaksanız bir derdinizi dile getireceksiniz demektir. Aşk, sevgi, şiddet, öfke, kardeşlik! Konu ne olursa olsun bir ucundan derdinizse ilham falan gerekmez yazmaya, anlatmaya; çözemeseniz de dile getirmeye başlarsınız.
Gülüzar da benim dertlerimden biri işte!
 
Kendimden bire bir neler kattığımı bir çırpıda söyleyemem ama kesin vardır.
Kadınlara yönelik daha çocukluktan başlayan her türlü baskıyı ve haksızlığı Gülüzar’a yükleyip okuyanı sıkmadan içine çekebilmek için de ironik bir dille anlatmaya çalıştım, hepsi bu…  
 
 
Gülüzar kadın erkek eşitsizliği sorununa çok küçük yaşta kafa yoruyor esasen. Çocukken bu şekilde hisseden bir kız çocuğu ilerleyen hayatında sizce bir erkekle kendini denk hisseder mi? Bu düşünce onun hayatında nelere mal olur?
 
Çocuk yaşta bu ayrımı fark eden ve getirdiği sorunlarla savaşan bir kız çocuğu…
Düşünüyorum… yetişkin olduğunda şöyle olur, böyle olur, denk hisseder, hissetmez gibi kesin yargılarla cevaplayamam. Yetişirken ve yetişkin olduktan sonra yaşadığı çevre, üzerindeki baskının son durumu, eğitim seviyesi, maddi gücü, eşitsizlikle mücadelesinde etkili olur. Savaşır savaşmaz, başarılı olur olmaz, ama emin olduğum tek bir şey var, fırsatları el verdiği an kendini ve özgürlüğünü tercih eder. Kadın olarak değil, insan olarak baktığımızda doğamız özgürlük ve eşitlik üzerine kurulu. Aksini kim iddia edebilir? 
 
Babaanne karakteri aslında tanıdığınız gerçek bir kişiden mi esinlenildi, yoksa tamamen kurgu mu?
Babaanne kadar baskın, zeki ve kurnazını tanımadım :) ama tanıdığım birçok babaanneden izler var tabii ki. Ben babaanne karakterini oluştururken onu Gülüzar’ın karşısındaki tüm engeller olarak düşündüm ve kötülükte abartılı olmasına özellikle gayret ettim.
 
Siz çocukken ne hissederdiniz? Kadın erkek arasındaki farklara ne zaman, ne şekilde kafa yormaya başladınız?
 
Erkeklere göre 1-0 geride olduğumu fark ediyordum ama Gülüzar gibi yadırgamıyordum. Kadın olmak bunu gerektirir, kadınlar erkeklerin yaptığı birçok şeyi yapamaz, yapmamalıdır, yaparsa ayıp olur, kızlara yakışmaz diyordum ve bunu içselleştirmiştim, çevremde aksi bir örnek olmadığı için yadırgamıyordum, üzerinde düşünmüyordum. Ta ki lise yıllarımda okuduğum kitaplarla beraber dünya görüşüm ve hayata bakışım değişine dek. O yıllardan itibaren görmeye, dile getirmeye ve gücümün yettiğince mücadele etmeye başladım.
 
Ayşegül Kocabıçak'a teşekkürler.
Koşmaya devam et Gülüzar :)
 
Gizem Aydoğan