‘Herhangi bir anlaşma yaparken çok dikkat edin, yoksa sonuçları ağır olur’ diye seyirciye mesaj bırakan “At Devil’s Door”, şeytan ile anlaşma yapan bir kızın başına gelenleri öykülendiriyor. Özgür kalmak isteyen şeytanın, kendine yeni bir vücut arayışı, filmin bel kemiğini oluşturuyor. ‘Beni özgür bırakın artık’ şeklinde haykıran şeytan sabırla yeniden doğacağı günü bekliyor. Ama doğacağı bedeni iyi bir şekilde tartıp biçmeli ki, istediğini başarabilsin!

Şeytanın sayısı olan 666’dan bahseden “At Devil’s Door”, şeytanın kapıda bizi beklediğini anlatarak, seçimlerimiz konusunda bizi uyarıyor. Oyunsu bir atmosfere dönüşen film, şeytanın korkutucu sesiyle gerilimi, korkuyu ve gizemi seyirciye vermeye çalışıyor.

Tabi bunu her zaman yalnız bir karakter üzerinden işliyor. “Şeytanla oyun olmaz!” cümlesini hikâyeye yaftalayan film, perili ev filmleriyle bağlantı kurarak, kötü şöhretli ev mantığını öne çıkarıyor. Basit düzeyde bir korku filmi olan “At Devil’s Door” komplike olmayan detaylardan beslenerek, sade bir hikaye oluşturuyor. Hikâye şöyle gelişir: emlakçı Leigh, lanetli olduğu söylenen bir evin satışı için uğraşmaktadır. Evin kontrolü için mekâna gittiğinde eski ev sahiplerinin uzun süredir kayıp olduğunu öğrendiği kızları ile tanışır. Bunu kardeşi Vera ile paylaşan Leigh, kendini korkunç bir olayın içinde bulur ve karanlık peşini bırakmaz.

Flashback ve flashforward mantığına göre ilerleyen film; şeytana dönüşen Hannah karakterinin yolculuğuna ayna tutarak, Hannah’ın Leigh ve Vera kardeşleri esir almasına neden oluyor. Şeytan öldürdüğü karakterin içinden çıkıyor, amacı da yeni bir eve kavuşmak isteyişi! Ele geçirilen beden (Hannah) aslında 1987 yılında ölmüş ve ruhu eve hapsolmuş, ara ara öldüğü evde gözüken Hannah’ın yaşadığını düşünüyorlar, kimsenin aklına onun şeytan ya da hayalet olduğu gelmiyor. Ama Hannah bazı zamanlar şeytan formuna bürünüyor, sebebi de Hannah’ı kostüm gibi üzerine giyiyor oluşu.

Para için ruhunu şeytana satan Hannah, içindeki şeytan için şunu söylüyor: “O tam bir insan olmak istiyor”. İstiyor çünkü, insan bedenini çok seviyor. Şunu da unutmadan hatırlatalım; tüm bunların meydana geldiği yer ise yolların kesiştiği orta nokta. Net ifadeyle; şeytan kendine bir ev bulana kadar öldürmeye devam ediyor ve bakire olan Vera’yı hamile bırakıyor ki, yeniden doğabilsin.

Zaten filmin birçok sahnesinde çocuk sahibi olmaktan bahsediliyor, bu da filme güzel bir referans olmuş. Ama o çocuğun büyüyüp yıllar sonra kötülüğün sembolü olacağını nereden bilebilirdik ki… Çocuk şeytanın ta kendisi! Yaşanan olayların merkezi olan ev, sanki sürekli kasedi geri sarıyor ve aynı şeyler yaşanmaya devam ediyor. Klişe korku efektlerine başvurmadan hikâyedeki korkuya odaklanan film, alıştığımız formları sonuna kadar kullanıyor ve sonra da onları deforme ederek şaşırtıcı bir kurgu ile birleştiriyor. Filmin amacı, hikâyeyi bize değişik bir açıdan anlatıyor oluşu.

BİLİNDİK BİR HİKÂYEYE FARKLI BİR FORM

Korku öğeleriyle harmanlanan karakterlere ait mistisizm olgusu, yavaş yavaş hikâyenin içine sızarak, olayların daha ağır gelişmesine neden oluyor. Böyle olması iyi olmuş, çünkü hızlı ilerleyen korku filmleri seyir zevkimizi kamçıladığı için tat vermiyor. Genel itibariyle; şeytani çocuk temasını işlemek için, ara sıra hikâyeyi tersine çeviren yönetmen, zıplayan kurguda bazı ufak tefek hatalar yapıyor. Hikâyedeki bazı çatışmaları birleştirmekte zorlanan yönetmen özgün bir iş yapayım derken biraz çuvallıyor, ama sonrasında toparlıyor. Film; söyleyeceği şeyleri direk olarak ifade etmek yerine, dolaylı yoldan perdeye tutkallıyor. Demek istediğimiz şu: eldeki veriyi yapı bozumuna uğratarak, seyirciye yeni bir şeymiş gibi izlettiriyor. Lakin üzerinde durmamız gereken bir unsur var, o da Vera’nın çocuğunun şeytan olarak doğacağını bilmesine rağmen onu doğurması. Vera nasıl hamile kaldı sorusunu sorup cevabını veren film, hem şeytanın aldatıcı tarafını, hem de Vera’nın güçsüzlüğüne vurgu yaparak şeytanı merkeze yerleştiriyor. Vera’nın anaç oluşunu seyirciye yansıtması da cabası.

Vera’nın doğurduğu bebek, her ne kadar şeytan da olsa, masum görünümlü olduğu için öldürmek pek kolay olmuyor. Ne demişler “kuzguna yavrusu şahin gözükür”. Vera hiçbir zaman böyle bir çocuk hayal etmemişti. Kardeşi Leigh ile çocuk sahibi olma konusundaki tartışmalarında bunu açık bir şekilde gördük zaten.

Sonuç olarak; perili ev ile şeytani çocuk birleşimini göz önüne seren film, başından sonuna kadar sıkmadan seyrettiriyor ve korku dolu sahnelerle seyirciyi besliyor. Güldürmüyor oluşu da artısı! Efektler konusunda aynı şeyi söylemek pek mümkün değil, çünkü efektler bir hayli yapay olmuş. Karakterlerin uçarcasına havalanışları, korku filminde olmaması gereken bir hata, sebebi de efektlerin filmin akışına zarar vererek mantıksızlığa sürüklemesi. Bir de bazı geçiş hataları var, ama onlar, efektlerin yanında önemsiz kalıyor. Maliyetini ucuz tutarak hikâyeye odaklanan yönetmen, bağımsız ama düşük bütçeli bir iş yaptığını gizlemiyor. Buna karşın; filmin sinematografik öğeleri üzerinde daha fazla çalışması gereken yönetmenin, bir sonraki projesinde hataları fark edip etmeyeceğini bilemiyoruz, ama umarız fark eder. Bekleyip görelim.