Tükürük bezinde taş olabildiğini belki de ilk defa duyuyorsunuzdur. Oysa ülkemizde tahminen 15-16 bin kadar tükürük bezi taşı olan hasta vardır. Bu hastalardaki ilk belirti genellikle yemek yerken aniden yanak veya çene altındaki bezlerde şişme olmasıdır. Yanak (parotis) ya da çene altı (submandibuler) tükürük bezinin kanalı taşla tıkandığında, tükürük kanaldan boşalamadığı için bez şişer. Panikle doktora başvuran hasta genellikle bir antibiyotik tedavisi görür, fakat şişmelerin tekrarlaması nedeniyle yapılan ultrasonografi veya tomografi gibi tetkiklerde taş saptandığında durumu anlar. Şişmelerin sıklığı zamanla artabilir, bazen kalıcı da olabilir; hatta ağrı veya tükürük bezinde iltihaplanmalar yapabilir. Geçmişte tükürük bezi taşı teşhis edildiğinde taşın kendiliğinden düşmesi beklenirdi; düşmediğinde ve hastanın şikayetleri dayanılmaz hale geldiğinde tükürük bezi açık ameliyatla alınırdı. Nasıl böbrek taşları için böbreği almıyorsak, günümüzde tükürük bezi taşları için de tükürük bezini almıyoruz; sialendoskopi yöntemiyle taşları çıkartabiliyoruz. Açık ameliyatının yüz sinirinin çeşitli dallarını zedeleme riski nedeniyle ancak tümör gibi başka alternatif tedavisi olmayan hastalıklar için saklanmalıdır.

Sialendoskopi yöntemi yeni bir yöntem değil; 1990 yılında Avrupada, 2004 yılından beri de ülkemizde uygulamaya başladık. Sialendoskoplar yaklaşık 1,5 milimetre çapında; içinde hem görme, hem yıkama, hem de çalışmak için olukları var. Sialendoskop içinden taşları kırmak ve tutmak için kullandığımız araçlar 0,7mm çapında; yani bunu “kürdan içinden iğne ile çalışmaya” benzetebiliriz. Sialendoskopi yöntemiyle çapları tükürük kanallarının çapına yakın olan yani 3-4 milimetreye kadar olan taşları doğrudan tutup çıkartabiliyoruz. Bundan daha büyük taşlar için genellikle kırma yöntemi gerekir, hatta vakaların çoğunda da yani yaklaşık 70-80%’inde taş kırma gerekliliği vardır. Küçük bir taşı tutup çıkartması 10-15 dakika alırken, 1 santimetre ve üzeri taşlarda kırma işlemiyle beraber 3-5 saat çalışmak gerekli olabiliyor.

Tükürük bezi taşlarının senede 1 milimetre kadar büyüdüklerini bildiğimiz için, kaybedilen her sene bizim çalışmamızı zorlaştırdığı gibi hastanın tedavi şansını azaltabiliyor. Çünkü büyüyen taşlar kanalı zedeleyebiliyor, kanala gömülebiliyor ve bu şekilde kendisine endoskopik yolla ulaşılmasını dahi zorlaştırabiliyor. Bu yüzden tükürük bezi taşı saptanan hastalara bezin ameliyatla alınması bir seçenek olarak sunulmamalı, bekletilmemeli, taşlarının sialendoskopi yöntemiyle çıkartılabilmesi için yönlendirilmelidirler.

Sialendoskopik uygulamalar sadece taşlar için değil, kendiliğinden oluşan veya ağız içi müdahaleler nedeniyle oluşan kanal darlıkları, radyasyon hasarına bağlı kanal içi yapışıklıklar, Sjögren hastalığı gibi romatizmal-inflamatuvar kanal sorunları ve jüvenil rekürran parotitis (çocukluk çağının tekrarlayan tükürük bezi şişmeleri) gibi tükürük bezi kanalının tıkayıcı hastalıklarında da kullanılmakta ve faydalı olmaktadır. Günümüzde tükürük kanallarını tıkayan hastalıkları doğrudan görebilme ve bunları doğrudan tedavi etme olanağı sağlayan sialendoskopi yöntemi bu konuda ileri eğitim, endoskopi tecrübesi ve geniş araç donanımı (taş kırma cihazları dahil) gerektirmektedir. Bu alt yapılar sağlandığında bu yöntemin tükürük bezi taşlarının tedavisindeki başarı oranı 85%’leri bulabilmektedir.

Dr. Atilla Şengör
Şengör KBB / Etiler

www.atillasengor.net