Tutkusuz Beraberlikler

Eskilerin bir lafı vardır ya , “Azı karar, çoğu zarar”. Diğer konularda olduğu gibi çiftlerin birbirleriyle tartışmaları konusunda da yerini bulan bir cümledir bu. Neden mi?

Özellikle genç çiftlerde, sıkça karşılaştığımız bir sorun bu. Pırıl pırıl, gencecik insanlar, tam da kendilerine göre , aynı oranda hoş, görünürde her şeyiyle uygun sevdikleriyle oturuyorlar koltuğuma. Bir bakıyorsunuz ki sevgi, saygı tam, eğitimleri, kariyerleri hatta aileleriyle, son derece uyumlu bir çiftler. Ancak bir şeyler eksik aralarında. Örneğin “Biz henüz iki senelik evliyiz ama cinsellik yaşayamıyoruz, aramızda hiç tutku yok” diyorlar. Birbirlerini tanımlamalarını istediğimde ise, anlattıkları kişi onların tabiriyle “kanka”ları, eşleri değil.

Haberin Devamı

Üstüne basa basa anlatmaya çalışıyoruz ya, çocukların yanında tartışmayın diye. Bir noktadan sonra kendini durdurmakta zorlanan da çok maalesef, neden çocuklarının yanında tartışmamanın bu kadar önemli olduğunu anlamayan da. Hatta her kavganın sonunda hastanelik olduğu halde , “ne var ki çocuğun önünde kavga etsek, dersleri çok iyi, bakın etkilenmemiş işte” diyen de oldu.

Bu çocuk belki bugün göstermiyor nasıl etkilendiğini ama yarın kendi kuracağı aile yapısına kadar etkileniyor işte. Anne babasını sıkça tartışırken görmüş pek çok çocuk da, bu bahsettiğim gençler gibi, ilişkisini sadece “iyi geçinmek” üzerine kuruyor. Tartışmamak uğruna, ya ilişkide yaşadığı rahatsızlıkları bastırıyor, içine atıyor .Bu da demektir ki ya ömrünü idare ederek, mutsuz harcayacak, ya da bir gün ,aniden, her şeyi yıkıp yakacak şekilde patlayıverecek.

Kavga etmeyi ve tartışmayı aynı algılamamak lazım. Zaten tartışmalarda birbirimizi rencide etmemeyi, suçlamadan çözümcül konuşmalar yapmamız gerektiğini, konuları birbirine karıştırmadan konuşmayı, gerilim arttıysa başka bir zamana ertelememiz gerektiğini her daim yazıyorum. Ama uygun tarzda yapılan tartışmalardan kaçmak da aynı oranda zararlı.

Anlaşamamak, tartışmak ilişki için kötü değildir. Yarattığı olumsuz duygusal enerji bizi strese sokar. Aslına bakarsanız kendimizle bile tartışıyoruz zaman zaman. Pişmanlık dediğiniz nedir ki, insanın kendisiyle tartışmasından başka.

Haberin Devamı

Tartışmadan kaçtıkça, hep uyumlu olmak ve iyi geçinmek adına kendini ifade etmekten kaçındıkça, evliliklerin de ibresi kayıyor. Bakıyorsunuz birlikte film izlemeye, spor yapmaya, gezip tozmaya bayılıyorlar. Harika. Ama bu kadar. Bir yerden sonra bakıyor ki bunları zaten kardeşiyle, arkadaşıyla da yapabiliyor. Eşinin bir özelliği kalmamış. Çünkü dostluk evliliği ele geçirmiş ve tutkuyu, heyecanı dışarıda aramaya başlamış. Mükemmel derecede anlaşılan bu evlilikte, biri bir gün başkasına aşık oluvermiş.

Kitabımda art arda yazdığım, sadece başlıkları okuduğunuzda belki biraz kafa karıştıran iki bölüm var. Birinde diyorum ki “Eşinizle arkadaş olun”, diğerinde ise “Eşiniz sizin dostunuz değil.” İşte bir azı karar, çoğu zarar durumu daha.

Aslında sadece çiftler için değil, hayattaki tüm ilişkilerimiz, iletişimimiz için geçerli bu. Tartışmaktan, kendinizi ifade etmekten korkmayın. Anlamak ve kendinizi anlatabilmek için gerekli tartışmak. Ama kavga etmekle, tartışmanın ayrımına varmak, ve nasıl tartışırsak ilişkiyi yıpratmayacağımızı bilmek önemli.

Haberin Devamı

İlişkilere geri dönersek, hepimizin hayatta bir çok kimliği var. Aynı zamanda iş yerinde çalışan, evde ev hanımı, evlat, kardeş, abla ya da abi , dost, arkadaş, anne ya da baba ve eş rollerimiz bir bütün olarak kimliğimizi oluşturuyor. Kimin karşısında hangi kimliğimizle yer alacağımız önemli bir denge. Evet, evlilik ya da ilişkide dengeler iç içe. Bazen arkadaşı oluyoruz sevdiğimizin, bazen hasta oluyor çocuğumuz gibi bakıyoruz. Ama eşimizin karşısında “eş” kimliğimizle yer almamız, birbirimizi öncelikle kadın ya da erkek olarak algılamamız en sağlıklısı.

Tartışmaktan korkmaya gerek yok. Unutmayalım, azı karar, çoğu zarar.

Sevgiler

Yeşim Varol Şen

Yaşam Koçu ve Evlilik Danışmanı