RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!

4 Haziran 2019

Kuşadası’nda gün kavuşurken, oturdum bir kez daha bayram yazısı yazmak için her zamanki köşeme... Zarife Hanım uzaktan kuyruğunu yalarken beni seyrediyor. “Ne yazalım bu hafta?” diye sordum, “Bana ne soruyorsun?” gibilerinden bir bakıp, kuyruğunu yalamaya devam etti. Baktım Zarife Hanım’dan hayır yok, ustalar neler yazmış vakti zamanında diye dolaşırken, arşivin tozları arasında 1 Birinciteşrin 1942 tarihinde, yani 1 Ekim 1942’de, Şeker Bayramı’na 11 gün kala yazılmış ‘Eski Şeker Bayramı Arefelerinde’ başlıklı köşe yazısına denk geldim, eski İstanbul’un gündelik hayatını anlatan,
İstanbul aşığı 1952’te kaybettiğimiz köşe yazarı Sermet Muhtar Alus’un...
Ve kendisini rahmetle anarak bu bayram günü konuk eyledim yazısından bölümleri, unutulmasın o eski güzel adetler, heyecanlar diye…

Eski Şeker Bayramı Arefelerinde
Eski Şeker Bayramı arefelerinde, Ramazan’ın 20’sinden sonra büyük konaklarda, konak yavrularında, küçük evlerde bayram hazırlıkları başlardı. Kupa arabası hazırlandı mı hanımefendi sağa, gelin varsa sola geçip, kerime ile kâhya kadın karşılarında, haremağası veya başağa arabacının yanında, Beyoğlu Bahçekapı, Sultan Hamamı, Kapalı Çarşıyı devre çıkarlar, kesenin ağzını açarlardı.
En evvel kendilerine tazelere, saten dö liyon, Bengalin, Fay nevinden ipekli fistanlıklar, kayınvalide, valide, teyze hanımefendiler gibi yaşlılara lahuraki elbiselikler, Çin şalı hırkalıklar, kâhya kadına, kırk yıllık taya ve sütnineye, baş kalfaya kaşmerdikoz entarilikler...

Yazının devamı...

MAHŞERiN YEDİ KİLİSESİ’NİN İKİNCİSİ SMYRNA

28 Mayıs 2019

İsa’nın en genç ve sevdiği havarilerinden Aziz Yuhanna’nın, Patmos’ta sürgündeyken gördüğü vizyonları yazdığı mektuplardan ikincisinin adresi, Smyrna yani bugünkü adıyla, İzmir’di.
İlk mektubun adresi Efes’in yaklaşık 60 km. kuzeyindeki bu zengin liman kenti, Asya’nın tacı, süsü veya mücevheri olarak bilinirdi. Aelius Aristeides’in ‘Smyrna’ya Ağıt’ında dediği gibi,
“Hangi Barbar, Smyrna’nın cazibesi ve ihtişamıyla, uysallaşıp dizginlenemez?
Duyduğunda içi ısınmayan, duyduğunda yüreği hoplamayan
biri var mıdır?”
Kybele’ye, Zeus’a, Afrodit’e ve diğer tanrı ile tanrıçalara yapılmış tapınaklarla süslenmiş Smyrna’da her yıl oyunlar düzenlenir, kütüphanesi, muhteşem tiyatrosu ve korunaklı büyük limanıyla diğer şehirleri gölgesinde bırakırdı. Bilim konusunda da iddialıdır şehir. Şair Homeros, filozoflar Anaksagoras, Arkesilaos, tarihçi Ephoros, hekim Galen ve daha pek çoğunun yolu Smyrna’dan geçer. Herodotos ise İzmir’in bulunduğu coğrafya için, “Dünyanın en güzel iklimi İonia’dadır” der.
5 bin kusur yıllık tarihe sahip bir şehir İzmir ve adıyla ilgili tüm hikayeler tek bir ortak noktada buluşuyor. O da tarih boyunca her daim Smyrna adıyla anıldı. Homeros’a göre adı, Kıbrıs Kralı Kinyras’ın kızı Smyrna’dan, bir başka efsaneye göre ise Amazon Kraliçesi Smyrna’dan gelmekteymiş.

Yazının devamı...

MAHŞERIN YEDI KILISESI’NIN İLKİ EFES

21 Mayıs 2019

Geçtiğimiz ay ilk yedi Hristiyan cemaatin Anadolu’da olduğunu yazmış ve “Önümüzdeki haftalarda gezeceğiz sırayla...” demiştik. Bu hafta Efes’le başlıyoruz gezmeye...
Ama önce kısa bir hatırlatma: Aziz Pavlus, yaptığı seyahatlerle Anadolu’da Hristiyanlığın yayılmasında büyük rol oynar, ilk cemaatler oluşur. Sonrasında İsa’nın en genç ve en sevdiği havarilerinden Aziz Yuhanna, Efes’te dini yayarken, Roma İmparatoru Domitianus tarafından Patmos adasına sürgüne gönderilir. Burada gördüğü vizyonlar sonrası tamamı Anadolu’da olan ilk yedi Hristiyan cemaate, sırasıyla Ephesos, Smyrna, Pergamon, Thyateira, Sardes, Philadelphia ve Laodikeia’ya birer mektup yazar. Kimini över, kimilerini de yerer. Mektuplar, İncil’in ikinci bölümü olan Yeni Ahit’in son kısmında yer alır.
Roma’ya açılan kapı
Efes, cemaatine mektup yazılan yedi şehir arasında en önemlisi kabul edilir. Zaten önemli bir yerleşim olan Efes’in, M.Ö. 29 yılında Asya ilinin başkenti olduktan sonra önemi daha da artar. Mektup yazıldığı dönemde şehir, bölgenin sadece en büyük limanı değil, aynı zamanda Roma’ya da açılan kapısı ve doğudan batıya, kuzeyden güneye, ticaretin düğüm noktalarından biriydi.
Meryem Ana evi
Hz. İsa çarmıha gerilmeden hemen önce, annesi Hz. Meryem’i, arkadaşı ve havarisi Aziz Yuhanna’ya teslim eder. O da Meryem Ana’nın Kudüs’te kalmasını tehlikeli bulup, alır Anadolu’ya Selçuk’a getirir, Bülbül Dağı eteklerinde bir kulübe yapar ve oraya yerleştirir. Bir yandan Efes’te Hristiyanlığı anlatırken, bir yandan da ona bakar. Hz. Meryem, 101 yaşına kadar bu kulübede yaşar ve öldüğünde Yuhanna onu kimsenin bilmediği bir yere gömer. Rivayet bu...
19’uncu yüzyıla gelindiğinde, rahibe Katharina Emmmerich vizyonlarında bu evin yerini ve şeklini görür, not aldırır. Bu notlar sayesinde Meryem Ana’nın kayıp evi bulunur ve papalık tarafından 1967 yılında kutsal yer olarak ilan edilir. Her yıl 15 Ağustos’u izleyen ilk pazar günü ayin yapılır ve gelenler hacı olur.

Yazının devamı...

TOPLANTI VE ETKİNLİKLERİN YENİ ADRESİ: ATİNA

14 Mayıs 2019

Uzun zamandır dostlar sitem ediyorlardı, “Şirket gezileri de turizmin bir parçası. Neden bu konuda da bir şeyler yazmıyorsun? Yok mu şirket gezileri ve toplantılar için tavsiye edeceğin makul fiyatlı, zengin içerikli bol eğlenceli destinasyonlar?” diye...
Baktım sayıları artmış, toparlamaya başlamıştım biriken malzemeleri, sevgili Sinem aradı, “Bir kahve içelim” diye... Sinem ise genç nesil turizmcilerden, etkinlik yönetimi ve marka temsilciliği yapan çiçeği burnunda PUB ya da tam adıyla Publicity for Unusual Brands’in kurucusu. PUB daha bir yaşını doldurmadı ama Maçkolik, Super Bowl, Frankfurt’taki Kransberg Şatosu’nun marka temsilciliği ve SEK’in tüketici etkinlikleri derken, son olarak Atina Kongre ve Ziyaretçi Bürosu’yla şehrin Türkiye’de tanıtımını da üstlendi. Atina, M.I.C.E. için inanılmaz seçenekler sunuyor diye söylüyorum yıllardır, onlar da aynısını düşünüp, ACVB ile bu alanda çalışan seyahat acentalarına bir tanıtım gezisi planlamışlar.
Ne demek M.I.C.E. ?
Meetings, Incentives, Conventions and Exhibitions kelimelerinin baş harflerinden oluşturulmuş bir kısaltma M.I.C.E. Türkçe’ye ‘Toplantı, Teşvik Gezileri, Kongreler ve Fuarlar’ olarak çevrilebilir. Turizmin önemli bir kolu esasında.
2017 yılında büyüklüğü 805 milyon dolar olan M.I.C.E. pazarının,
2025 yılında 1 milyar 439 milyon
dolar’a ulaşması bekleniyor. Kısaca turizmin en önemli kollarından biri... Listede ilk sıraları ise Londra, Orlando, Rio, Singapur, Paris, Viyana ve Berlin gibi şehirler paylaşıyordu yılardır.

Yazının devamı...

Sıra dışı bir tatil: Tren turları

16 Nisan 2019

Geçtiğimiz hafta sonu bir kez daha Selçuklular’ın başkenti Konya’daydım. Otobüs yerine treni tercih ettiğimiz gezide, Çatalhöyük’ten Mevlana’ya, Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar Konya’yı anlattım tarih ve kültür meraklısı konuklarıma ve keyfini çıkardık beraberce dayanılmaz Konya mutfağının...
Çocukluğumun tatil anılarında başrolde hep rahmetli anneannem Necmiye Hanım’la yaptığımız tren yolculukları var. Vapurla Bandırma’ya geçip, bindiğimiz İzmir trenini ve istasyona yürürken aldığımız çöp şişleri unutmam mümkün değil. Ama nedense o kara trenlerin torunu olan yüksek hızlı trenlerde aynı tadı ve samimiyeti bulamıyorum bir türlü...
Konya yollarında o neşe dolu yolculukları düşünüp, kahvemi yudumlarken, sunduğu rahatlık ve konfor nedeniyle dünyanın en lüks ve unutulmaz tur programları arasında liste başı olan, amma velakin ülkemizde henüz önemi ve potansiyeli kavranamamış tren turları geldi aklıma. “Bizde de var ama...” dediğinizi duyar gibiyim. Treile yolculuk değil; aynı otobüs gibi sadece bir gruba ait bir trenle tur yapmak benim bahsettiğim.
Hafızalardan silinmiyor
Bir Alman tur operatörünün İstanbul-Şam arasında 2007’ye kadar düzenlediği ve rehberliğini yaptığım 12 gün süren tren turlarında İstanbul’un keşfedilmesini takiben Haydarpaşa Gar’ında bizleri bekleyen 1982 Görlitzer marka Doğu Alman yapımı eski vagonlarımıza yerleşiyor, sonrasında meşhur Bağdad Demiryolu rotasını takip ederek, Kapadokya’ya devam ediyorduk. Kayseri İncesu’da park ettiğimiz trenimiz bizi beklerken, bizse iki gün boyunca Kapadokya’nın altını üstüne getirirdik. Türkiye’deki son duraksa tüneller, vadiler, boğazları geçerek, Toroslar’ın inanılmaz manzaraları eşliğinde vardığımız Mersin’di. Daha sonra Islahiye, Tahtaköprü rotasını takiben Meydanekbez’den Suriye’ye geçip, Halep, Hama ve Palmira üzerinden Şam’a devam edilerek 3 bin 200 km.’lik program tamamlanıyordu.
Her ne kadar, bu ilginç ve sıra dışı program pek çok tur operatörünün ilgisini çekse de, benzeri bir işe soyunan yerli bir seyahat acentesi çıkmadı bugüne kadar. Bu harika tur da, katılanların belleklerinde tatlı bir anı olarak kaldı.

Yazının devamı...