ORMANLAR HAKKINDA GERÇEKLER

26 Ocak 2020

Son yıllarda doğa olaylarını alışılmışın dışında şiddetli bir şekilde yaşıyoruz. Küresel ısınma ve iklim krizinin şiddetini maalesef doğa bize bu şekilde anlatıyor. Avusturalya’daki yangınlar eminim hepimizin içini yaktı ve yakmaya da devam ediyor. Ormanlar, milyonlarca canlıya ev sahipliği yapması ve Dünya’nın oksijen maskesi olmasının yanı sıra hiç tahmin edemeyeceğimiz noktalarda da hayatımızı etkiliyor. Ağaçlar ve ormanlar tükettiğimiz besinlerden tutun, tedavi için kullandığımız ilaçlara kadar bize katkı sağlıyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ormanları, ‘beş metreden daha yüksek ağaçları olan ve arazinin en az yüzde 10’unu kaplayan gölgeliklere sahip yarım hektardan fazla bir alanı kapsayan arazi’ olarak tanımlıyor. FAO’nun raporuna göre, ormanlarla ilgili bilmemiz gereken bazı gerçekleri de sizlerle paylaşmak istedim. Eminim bu veriler, sizi de etkileyecek ve ormanların değerinin bir kez daha farkına varmanıza yardımcı olacak;

Rapor diyor ki

1. Ormanlar, Dünya’daki kara alanının üçte birini kaplar, kara kökenli bitki ve hayvan türlerinin yarısından fazlasını barındırır.
2. Modern ilaçların dörtte biri, tropikal orman bitkilerinden geliyor, bu da tüm kanserle mücadele ilaçlarının üçte ikisini oluşturuyor. İnsanların hayatlarını kurtarmanın yanı sıra, bu şifalı bitkiler yılda 108 milyar dolar’lık değere sahip.
3. Ormanlar, protein, kalsiyum ve demir gibi önemli mineraller bakımından zengin fındık, meyve, tohum ve hatta böcekler gibi bol miktarda besleyici gıdaya sahip. Bu doğal ürünler, orman canlılarının ve diğer milyonlarca insanın sağlıklı kalmasına yardımcı olur.
4. Ormanlardaki ağaçlar, en çok ihtiyaç duydukları yere emdikleri suyun yüzde 95’ine kadar yeniden dağıtan doğal su kaynaklarıdır. Suyu toprakta tutar, erozyonu önler ve daha sonra atmosfere geri salarak, soğutma etkisi yaratır.

Yazının devamı...

KORUYUCU VE ETKİLİ: CEVİZ

22 Ocak 2020

Ceviz de diğer yağlı tohumlar gibi, doymamış yağ asitlerinden özellikle de bitkisel omega 3’ten zengin bir yağlı tohum. Fakat diğer bitkisel yağlar ve kuruyemişlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda E vitamini ve polifenolik bileşik içerdiği biliniyor. Yani antioksidan açısından zengin.Cevizdeki baskın olan antioksidan bileşenler, ‘ellagitannin’ olarak geçiyor. Ellagintanninlerin birçok antioksidan ve anti-enflamatuar biyoaktiviteye sahip olduğu, kanser, kardiyovasküler ve nörodejeneratif hastalıklar gibi pek çok hastalığa karşı koruyucu olabileceği de biliniyor.

Bağırsaklara faydalı

Ceviz ve bağırsak mikrobiyotası üzerine yapılan çalışmalar, son yıllarda arttı. Bu konuda daha çok araştırmaya ihtiyaç duyulsa da, genel sonuçlar cevizin mikrobiyotaya katkıda bulunabileceğini gösteriyor. Yapılan bir inceleme, iki haftalık süre boyunca 42 gram cevizin etkisini değerlendirdi. Cevizlerin mikrobiyota kompozisyonunu nasıl etkilediğini araştırmak için, çalışmanın başında ve sonunda katılımcılardan kan ve dışkı örneklerini toplandı. Sonucuna göre, ceviz tüketimi faecalibacterium, roseburia ve clostridium adında üç ana bakteri seviyesini artırdı. Bunların, bağırsak sağlığı için önemli olan bütirat adlı bir maddeyi ürettiği biliniyor.
Cevizin bağırsak mikrobiyotasını desteklediği çalışmaların yanı sıra uyku kalitesine iyi geldiğini gösterenler de var. Uyku düzeni ve biyolojik saatimiz için önemli olan melatonin hormonunu biliyorsunuz. Cevizin de kandaki melatonin seviyesini artırdığı ve uyku kalitesini güçlendirdiği biliniyor.

Kalp sağlığına destek

Cevizin farklı birçok faydası olsa da, genellikle kalp sağlığına olan faydaları daha çok konuşuluyor. Özellikle de kan yağları üzerine... Çalışmalar, beslenmenizdeki doymuş yağ asitlerini kaldırıp, yerine cevizi koyduğunuzda kalp sağlığınız için çok önemli bir adım atacağınızı gösteriyor. Amerikan Kalp Birliği
(AHA), Ulusal Lipid Derneği (National Lipid Association) ve Amerikan Kardiyoloji Koleji gibi önemli otoritelerin önerisi de; kardiyovasküler hastalıkların riskini azaltmak için doymuş yağ asitlerinin, cevizde bulunan doymamış yağ asitleriyle değiştirilmesi yönünde.

Yazının devamı...

ET TÜKETİMİ VE ÇEVREYE ETKİSİ

20 Ocak 2020

Sürdürülebilir beslenme ve gezegen diyeti son yıllarda oldukça odağımızda. Ben de uzun zamandır Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile birlikte açlığa son hedefi için çalışıyorum. Çünkü artık tabağımıza aldığımız besinleri sadece kendi sağlığımız için değil, gezegenimizin sağlığı ve geleceği için de düşünmemiz gerekiyor. Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, küresel ısınmaya katkıda bulunan tüm sera gazı emisyonlarının dörtte biri gıdaların üretilmesinden kaynaklanıyor. Fakat farklı besinlerin çevreye etki ve maliyetinin farklı olduğunu da biliyoruz. Gezegen diyeti ve besinlerin doğaya maliyeti denince ilk konuşmamız gereken besinler, hayvansal kaynaklılar oluyor. Et ve diğer hayvansal ürünler, yediğimiz ve içtiğimiz kalorilerin sadece beşte birini sağlamasına rağmen, gıdayla ilgili sera gazı emisyonlarının yarısından fazlasından sorumlu olarak görülüyor.
2018 yılında yapılan bir çalışmaya göre;
- Global sera gazı emisyonunun yaklaşık yüzde 26’sı besinlerden geliyor.
- Besinlerden gelen emisyonun yarısından fazlası ise (yüzde 58) hayvansal kaynaklı ürünlerden oluşuyor.
- Tüm çiftlik hayvanlarının sebep olduğu emisyonun yarısı (yüzde 50) ise sığır ve kuzu etinden geliyor.
- Yani hayvansal kaynaklı besinler aslında doğaya gözle gördüğümüzden çok daha fazlaya mal oluyor.
Buna rağmen maalesef et tüketiminde oldukça kötü durumdayız. Küresel olarak her yıl 315 milyon ton et tüketiyoruz ve son 50 yıllık süreçte et tüketimimiz yüzde 86 oranında artmış durumda. 2030’da bu sayı yüzde 44 artışla 453 milyon olacak. Bununla birlikte, tahminler 2050 yılına kadar dünya et talebinin, 2000 yılına göre yüzde 70-160 oranında bir artış göstereceğini söylüyor. Bu konuda www.theworldcounts.com’da okuduğum bazı çarpıcı cümleleri sizlerle de paylaşmak istedim.

Yazının devamı...

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZİ GÜÇLENDİRİN

15 Ocak 2020

Son günlerde havaların soğumasıyla, grip ve soğuk algınlığı yaşayanların sayısı arttı. Eskiden bu havalara, ‘hastalık havası’ denirdi. Eminim sizin de son günlerde toplulukların içine girmeye korktuğunuz “Aman bana da bulaşmasa keşke!” dediğiniz günler olmuştur.
İşte tam da bu zamanlarda bağışıklık sisteminin önemi biraz daha artıyor. Eğer güçlü bir sisteme sahipseniz, gelenler geldiği gibi gidiyor ve siz bu savaştan galip çıkıyorsunuz. Ama güçlü değilse, peçeteleri hazırlamaya başlıyorsunuz...
Bu dönemdeki beslenme durumunuz da bağışıklık sisteminizi etkiliyor. Vitamin ve mineral bakımından zengin, yeterli protein, yağ ve karbonhidrat içeren bir beslenme programı önemli... Sanılanın aksine bağışıklık sistemini güçlendiren tek ve mucizevi bir besin olmasa da, bazı gıdalar içerdiği vitamin ve minerallerle güçlendirmeye yardımcı oluyor.

BALIK

Omega 3 kaynağı besinlerdir ve bağışıklık sistemi içinde önemlidir. Özellikle mevsiminde haftada en az iki kez balık tüketimini önemseyin. Balıklar omega 3 içeriğinin yanı sıra protein ve selenyum minerali açısından da zengin bir kaynaktır. Güçlü bir antioksidan olan E vitaminiyle çalışarak sinerji gösterir. Bu ikilinin birlikteliğiyle hücrelerde sizi hastalıklara duyarlı hale getirebilecek hasarlardan ve streslerden korur.

SARIMSAK

Yemeklere hem lezzet hem de sağlık katar. Eskiden annelerimizin “Sarımsak antibiyotiktir” demesi de aslında birçok şeyi anlatıyor. Bilimsel açıdan baktığımızda sarımsak, soğuk algınlığı ve gribe neden olan belirtileri önlemeye yardımcı olur. İçerdiği allicin isimli antioksidan enfeksiyona karşı savaşır. Etkilerinden faydalanabilmek için ezmeniz veya onu doğramanız gerekir. Soğan ve pırasa gibi besinler de allium ailesinin üyesidir ve az miktarda allisin içerirler.

PROBİYOTİK BESİNLER

Yazının devamı...

DÖRT FARKLI ARI ÜRÜNÜ

12 Ocak 2020

Arı denince aklınıza ilk olarak bal geldiğini biliyorum. Haksız da sayılmazsınız, çünkü edindiğim bilgilere göre; bal üretiminde dünyada ilk 10 ülke arasındayız. Üstelik çam balı üretiminde birinciyiz. 60 bin arıcı ve 240 bin kişiyse, bu sektörden geçimini sağlıyor.

Arı ürünlerine ilgi son yıllarda arttı gibi gözükse de aslında bunlar tamamlayıcı tıpta geleneksel olarak yüzyıllar boyunca kullanılmış ve günümüzde de hâlâ devam edilmektedir. 2020 yılındaysa, arı ürünlerine ilginin daha çok artacağını ve konuşulacağını düşünüyorum.

İşte bunlardan bazıları:

Bağışıklık için propolis

Propolisin, arıların bitkilerin yaprak, sap ve tomurcuklarından topladığı güçlü antioksidan ve antimikrobiyal etkilere sahip, tamamen doğal bir arı ürünü olduğunu biliyor muydunuz? Arılar tarafından kovandaki mikropları yok etmek ve sterilizasyonu sağlamak için kullanılır.

Arılar petek gözlerini önce propolisle kaplar, sonra ana arı petek gözüne yumurtasını bırakır. Bu sayede yumurtanın sağlıklı gelişmesi sağlanır. Ayrıca arılar, propolisle sıvanan petek gözlerine balını, polenini ve arı sütünü koyar. Böylece arının ürünleri kovanda bozulmadan saklanır. Propolis; antioksidan ve
antibakteriyel etkisinin yanı sıra, antifungal, antiviral, antienflamatuvar ve antitümör etkilere sahiptir. Solunum yolları hastalıklarından mide bağırsak rahatsızlıklarına, ağız içi aft, yara ve uçuktan kansere kadar pek çok farklı hastalıkta tedaviye destek olarak kullanıldığında olumlu etkilerini

Yazının devamı...

SU KRİZİ KAPIDA!

8 Ocak 2020

Bir bardak su gördüğünüzde aklınıza ne geliyor? Bundan birkaç yıl öncesine kadar hepimiz için günlük su ihtiyacının sadece minik bir kısmı anlamına gelen bir bardak su, artık bütün dünya için çok daha fazla şey ifade ediyor. Hatta siz bu yazımı okurken, ben Afrika’da su yoksunu bir bölgede gıda ve su yardımı için bulunuyor olacağım.
Üzülerek söylüyorum ki, küresel bir su kriziyle karşı karşıyayız. Bu konuyla ilgili son zamanlarda çok daha fazla şey duyduğunuzun farkındayım ama bir kez daha konuşalım istedim.
Hepinizin bildiği gibi Güney Afrika’daki Cape Town, içme suyunun tükenmesiyle karşı karşıya kalan ilk kent. ‘Sıfır Günü’ yani ‘suyun tükendiği gün’ olarak 21 Nisan 2018 tarihini belirlemişlerdi. Bu tarih itibarıyla kentte içilebilir su kaynağı kalmayacaktı. Bunun üzerine Sıfır Günü uygulamasına geçildi ve halk 25 litre sınırını aşmamaya özen gösterdi. (25 litre Dünya Sağlık Örgütü’nün temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için belirlediği alt limittir.) Su kullanımını azaltma ve israfı önleme gibi uygulamalarla ‘Sıfır Günü’, Cape Town için süresiz ertelendi. Fakat Cape Town bu konuda yalnız değil. Çünkü uzmanlar, aralarında İstanbul’un da bulunduğu 11 büyük kent hakkında su kıtlığı uyarısı yapıyor.
Bu konuda önlem almaz ve fedakârlık yapmazsak, Türkiye’nin 2030 yılında su sıkıntısı çeken bir ülke olacağı tahmin edilmektedir. Türkiye maalesef su zengini bir ülke değil ve artan nüfus, gelişen sanayi ve hızlı kentleşme sebebiyle, 10 yıl sonra su sıkıntısı çeken bir ülke olacağı tahmin ediliyor.
Şu an İstanbul’da kişi başına günlük su tüketimi 190 litre ve bu hızla su tüketmeye, daha doğrusu israf etmeye devam edersek, en iyi ihtimalle günde 25 litre su hakkımız kalacak...
İçmek, yıkanmak, temizlenmek, bulaşık, çamaşır yıkamak ve yemek yapmak için sadece 25 litre...
25 litre su ne demek? İlk bakışta çok gibi görünse de aslında günlük hayatımızda çok küçük bir nokta... Bakın;

Yazının devamı...

2020’NİN İLK GÜNÜ...

1 Ocak 2020

Yeni yılın ilk gününden hepinize merhaba! Yeni gelen günlerin de hep mutlulukla, sağlıkla ve gülümsemeyle gelmesini diliyorum.
Yılın son gecesi nasıldı? Tecrübelerime göre yılbaşı akşamı yemeği, daha esnek ve serbest geçiyor. O gün büyük aile ve dost masası etrafında kendinizi sınırlamak istemediğinizi biliyorum. Sizi çok iyi anlıyorum. Her zaman söylediğim gibi, önemli olan dengelemek.
Eğer yılbaşı gecesi biraz abarttıysanız ve sabah küçük de olsa bir pişmanlıkla uyandıysanız, yılın ilk günü bunu telafi etmek için güzel bir şansınız var. Dün akşam yemekte neyi fazla kaçırdığınızı düşünüyorsanız, bugün onu azaltarak dengeleyebilirsiniz.
Örneğin yağlı tohumlar, kuruyemişler ve cips gibi yüksek yağ içeren besinlerde porsiyonlar fazla kaçtıysa, bugün daha az yağlı beslenmeye özen gösterebilirsiniz.Ya da karbonhidrat ağırlıklı besinleri, yani pilavı, makarnaları, börekleri fazla kaçırdıysanız, bugün karbonhidratı biraz sınırlamaya çalışabilirsiniz.
Bütün bunlar bir yana, eğer tatlıyla aranıza çok mesafe koyamadıysanız da, yine karbonhidrat, basit şeker ve belki de yağ tüketiminizi gözden geçirmekte fayda var.
Bir önceki gece alkol tüketiminiz olduysa, bu sabah şiş uyanmanız da olası... Alkol hepimizin bildiği gibi vücudumuzun kendine özel detoks sistemleriyle dışarı atılıyor. Bunun için yılın ilk gününde bu konuda vücudumuza destek olmak da çok önemli.
Bir önceki gece alkol aldıysanız, yeni yılın ilk sabahına yumurta ve bol limonlu yeşilliklerle başlayabilirsiniz. Gün içinde hem ödem atmanıza yardımcı hem de antioksidan kapasitesi yüksek, ananas gibi meyveleri tercih edebilirsiniz. Öğle ve akşam yemeklerinde benim vicdan çorbamla içinizi ve vicdanınızı rahatlatabilirsiniz.

Yazının devamı...